AZİZ ÇELİK: 14 MAYIS SEÇİMLERİNE GİDERKEN: ASIL ‘BÖLÜNME’ VE ‘BEKA’ SORUNU!

245

Seçimler yaklaşırken artan devasa eşitsizlik ve adaletsizlikler, hamasi sembollerle örtülmeye çalışılıyor. Hamasi nutukların ve tahrifatın örtmeye çalıştığı asıl ‘bölünme’ ve ‘beka’ sorunu gelir bölüşümündeki vahim tablodur.

Seçimlere kısa bir süre kala TÜİK Gelir Dağılımı İstatistikleri 2022 Araştırma sonuçları 4 Mayıs 2023 tarihinde yayımlandı. TÜİK tarafından yayımlanan gelir dağılımı istatistikleri son yıllarda gelir dağılımının bozulmanın arttığını ortaya koyuyor. Üzerinde kıyamet kopması gereken bir gelir adaletsizliği var ama hamasi konularla seçimin gerçek gündemi örtülmeye çalışılıyor. Bu yazımda seçime az bir süre kala bölüşümün vahametini ele almaya çalışacağım.

TÜİK gelir dağılımı araştırmasında bireysel gelir dağılımı yanında bölgesel gelir dağılımı ile fonksiyonel gelir dağılımına ilişkin (fertlerin esas iş gelirleri) gelişmeleri de görmek mümkün. 2022 yılında yapılan araştırmada yer alan veriler 2021 yılını yansıtıyor.  Diğer bir ifadeyle gelir dağılımı verilerini yaklaşık iki yıllık gecikmeyle izleyebiliyoruz.

Gelir dağılımı istatistikleri sonuçları ankete dayalı veriler. Dolayısıyla katılımcıların beyanı esas alınıyor. Ankete dayalı çalışmalarda katılımcıların gelirlerini eksik ve hatalı bildirmeleri, özellikle yüksek gelir gruplarının ve işveren gelirlerinin daha düşük beyan edilmesi mümkün. Dolayısıyla ankete dayalı gelir dağılımı çalışmaları var olan eşitsizliği tam olarak yansıtmayabilir.

Öte yandan bireysel gelir eşitsizliği ölçütü, bölüşüm ilişkilerinin sadece bir boyutunu ortaya koyar. Gelirin sınıfsal ve toplumsal gruplar arasında nasıl dağıtıldığını açıklamaz. Bu kayıtlarla gelir dağılımı istatistiklerine baktığımızda ne görüyoruz?

ASIL BÖLÜNME BUDUR!

Bireysel gelir dağılımının giderek bozulduğu görülüyor. Bireysel gelir dağılımı 0 ile 1 arasında bir değer aralığında hesaplanan Gini katsayısı ile ölçülüyor. Gini katsayısı sıfıra yaklaşırsa gelir dağılımının iyileştiği 1’e yaklaşırsa bozulduğu varsayılır. Bu yazıda kolaylık olsun diye Gini katsayısını 100 ile çarparak ele alacağım. Dünyada Gini katsayısının genellikle 20 ile 60 arasında değiştiği görülüyor. Gini katsayısının 20-30 arasında olduğu ülkeler bireysel gelir bölüşümünün daha adil olduğu ülkeler, 40 ve yukarısı gelir bölüşümünün ciddi biçimde bozuk olduğu ülkeler olarak kabul ediliyor. OECD ülkeleri içinde Kosta Rika 48,7, Meksika 42 ve Türkiye 41,5 ile en kötü üç ülke iken Slovakya 22,2, Slovenya 24,6 ve Çekya 24,8 ile bireysel gelir dağılımının en iyi olduğu ülkeler.  Gini katsayısı Norveç’te 26,3, Finlandiya’da 26,5, Avusturya’da 27,4, Fransa’da 29,2 ve Almanya’da 29,6. Türkiye’de Gini katsayısı 2004’ten bu yana en yüksek düzeye ulaştı. 2004’te 40 olan Gini katsayısı 2015’te 38,6’ya gerilerken 2022’de ise 41,5’e yükseldi.

2021’de bir önceki yıla göre toplumun en yüksek gelir elde eden yüzde 20’sinin elde ettiği payın en düşük gelir elde eden yüzde 20’sinin elde ettiği paya oranı şeklinde hesaplanan P80/P20 oranı 7,6’dan 7,9’a, gelirden en fazla pay alan yüzde 10’unun elde ettiği gelirin en az pay alan yüzde 10’unun elde ettiği gelire oranı şeklinde hesaplanan P90/P10 oranı ise 13,7’den 14,2’ye yükseldi. Bu durum yüzde 5’lik dilimlerde ise çok daha çarpıcı hale geldi.

Yüzde 5’lik nüfus dilimlerine göre (20 dilim) gelir dağılımı çok daha korkunç! En yoksul yüzde 5 (yaklaşık 4,2 milyon kişi) milli gelirden yüzde 0,9 pay alırken, en zengin yüzde 5 (yaklaşık 4,2 milyon kişi) milli gelirden yüzde 23,3 pay alıyor. En yoksul yüzde 5 ile en zengin yüzde 5 arasındaki gelir farkı 26 kat! Bu oran 2020’de 24 kattı. Son yüzde 5’lik dilimin payının inanılmaz yüksek olduğu görülüyor. 14’üncü yüzde 5’lik dilime kadar yüzde 5’lik dilimlerin gelir payı yüzde 5 ve altında iken, 19’uncu yüzde 5’lik nüfus diliminde gelir payı yüzde 9,8 olmaktadır. Sondan bir önceki yüzde 5’lik dilim bile kendi nüfus payının yaklaşık iki katı (yüzde 9,8) gelir ederken 20’nci yüzde 5’in payı birden bire yüzde 23,3’e yükselmektedir. Bu tablo ülkemizde bireysel gelir bölüşümünün vahim durumunu ortaya seriyor. Kuşkusuz bu durum yüzde 1’lik dilimlerde daha vahimdir. Ancak TÜİK’in kamuoyuna açıkladığı verilerde yüzde 1’lik gelir dağılımı verileri yok. Bunları mikro veriden izlemek mümkün.

Memleketteki asıl bölünme budur. Üretenler ve onları gasp edenler. Bölüşüm adaletsizliği on milyonlarca emekçi için asıl beka sorunudur. İşte o yüzden patates soğan fiyatı konuşmanın tam zamanıdır.

SINIFSAL BÖLÜŞÜME DİKKAT

Bireysel gelir dağılımı (yüzdelik gelir oranları) ve Gini katsayısı gelir eşitsizliğinin sadece bir boyutunu ortaya koyar ve bölüşümün sınıfsal boyutunu göstermez. Gini katsayısı gelir türüne ve çalışma biçimine bakmaksızın bütün bireysel gelirleri ele alarak bir dağılım ortaya koymaya çalışır. Bu nedenle yanıltıcı olabilir. Gini sınıflar arası gelir dağılımı değil bireyler arası gelir dağılımını gösterir. Bu nedenle ücret ve maaşlı çalışanların istihdamın çoğunluğunu oluşturduğu ülkelerde ücret ve maaşlar arasındaki farklar azsa Gini katsayısı düşük çıkabilir. Bu çerçevede fonksiyonel gelir dağılımında büyük bozulma yaşanırken, bunun bireysel gelir dağılımına yansıma nispeten daha az olabilir.

Son yıllardaki TÜİK Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verilerine göre Türkiye’de fonksiyonel gelir dağılımının ciddi olarak bozulduğu görülüyor.  Örneğin 2020 yılında işgücü ödemeleri Gayrisafi Katma Değer içerisinde payı yüzde 33,1 iken bu oran 2021 yılında yüzde 30,2 oldu. Ancak bireysel gelir dağılımında bu düzeyde bir bozulmayı göremiyoruz. Aynı şekilde işgücü ödemelerinin cari fiyatlarla Gayrisafi Katma Değer içerisindeki payı 2021 yılında yüzde 30,1 iken bu oran 2022 yılında yüzde 26,5 oldu. Önümüzdeki yıl açıklanacak olan bireysel gelir dağılımı verilerinde bu düzeyde bir düşme görülmeyebilir. Bunun nedeni asgari ücrete diğer ücret gelirlerine göre yapılan daha yüksek artış ile emekli aylıklarının alt sınırının (tamamlama işlemiyle) enflasyondan daha çok artırılmasıdır.

Bu nedenle sadece ankete dayalı bireysel gelir bölüşümü verilerine bakmak yanıltıcı olur. Mutlaka fonksiyonel (sınıfsal) dağılımına da bakmak gerekir. Nitekim TÜİK’in yeni gelir dağılımı istatistiklerinde yer alan beyana dayalı fonksiyonel gelir dağılımı verileri de bozulmayı ortaya koyuyor.  Örneğin 2021’de ücret ve maaş gelirleri yüzde 21,5 artarken, sermaye gelirleri yüzde 61,8 arttı Tüm gelirler ortalama yüzde 31,2 artarken, ücretli ve maaşlı çalışanların gelirleri bu artışın altında kaldı

Bu sonuç gelirin sınıfsal dağılımındaki bozulmaya işaret ediyor.  Bunun bir sonucu olarak esas işteki durumuna göre yıllık ortalama ücret geliri ile işveren geliri arasındaki makas ciddi biçimde açıldı.  2020 yılında yıllık ortalama ücret geliri işveren gelirinin yüzde 34,3’ü düzeyinde iken 2021 yılında bu oran yüzde 25,8’e geriledi. Üstelik bunların henüz enflasyonun etkisinin görülmediği 2021 verileri olduğunu söylemek lazım. Gelecek yıl yayımlanacak 2022 sonuçlarında yüksek enflasyonun da etkisiyle daha büyük bir bozulma görmemiz çok mümkün.

Son TÜİK Gelir Dağılımı İstatistikleri araştırması daha önce yayımlanan 2022 Gayrisafi Yurt İçi Hasıla verilerindeki gelir bölüşümü şokunu teyit ediyor. Hem sınıfsal (fonksiyonel) hem de bireysel gelir dağılımı giderek bozuluyor. Fonksiyonel (sınıflar arası) gelir dağılımında daha ciddi bir bozulma yaşanırken bunun bireysel gelir dağılımına yansıması daha düşük oluyor.  Diğer bir ifadeyle söyleyecek olursak AKP’nin yıllardır izlediği gelirler politikasının özü sınıf içi (emek gelirleri arasında) bir eşitleme, aşağıya doğru bastırma (asgari ücret, emekli aylıkları gibi) ancak sınıflar arası gelir bölüşümünü kötüleştirme olarak özetlenebilir.

14 MAYIS’A DOĞRU ÖRTÜLEMEYENLER

Sözün özü emeğin gelirleri birbirine yaklaşırken emek ve sermaye gelirleri arasındaki uçurum derinleşiyor. Bu durum emekçilerin bir bölümünde illüzyona yol açabiliyor. Kendi durumlarının iyileştiği vehmine kapılabiliyorlar.

Bölüşüm verileri, doğru bir ideolojik ve politik açıdan bakmadıkça maalesef hiçbir şey göstermiyor. Bölüşüm verileri sadece teknik, bilimsel veriler değil. Bilim de teknik ve tarafsız değil. Bu tablonun müsebbibi bir yandan içinde yaşadığımız iktisadi düzen (neoliberal kapitalizm) öte yandan 21 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin inşa ettiği otoriter ve despotik emek rejimidir. Ülke ekonomisindeki temel sorunların sorumlusu siyasal iktidardır.

Emekçiler meseleye sınıfsal ve siyasal olarak bakmadıkça bu tablolara bakıp, “vay be ne zenginler var” diyebiliyor. Böyle olunca da bu derin eşitsizliğin asıl sebebi kolaylıkla örtülebiliyor. Seçimler yaklaşırken, devasa eşitsizlik ve adaletsizlikler hamasi sembollerle örtülmeye çalışılıyor. Oysa hiçbir örtünün ve hamasetin örtemeyeceği gerçek bölüşüm gerçeğidir. Hamasi “bölünme” ve “beka” nutuklarının ve tahrifatının örtmeye çalıştığı asıl “bölünme” ve “beka” sorunu bölüşümdeki vahim tablodur. Esas mesele halka bu eşitsizliğin kaynağının onlardan çalınanlar olduğunu gösterebilmekte ve bunu anlayabilmekte.

Yıllardır, içinde yaşadığımız AKP döneminde emeğin hallerini yazıyorum. Yüzlerce yazı yazdım. Bu yazı seçim öncesi son yazım. Bu hafta, 14 Mayıs’ta,

  • kötülükle iyilik
  • riyayla dürüstlük
  • nobranlıkla nezaket
  • hoyratlıkla hoşgörü
  • kurnazlıkla akıl
  • iftirayla edep
  • yalanla doğru
  • torpille liyakat
  • utanmazlıkla saygı
  • arsızlıkla tevazu
  • hırsızlıkla alınteri
  • talanla emek
  • ayrımcılıkla eşitlik
  • zorbalıkla adalet
  • tiranlıkla özgürlük arasında tarihi bir tercih yapacağız. Umuyorum ve diliyorum ki umutsuzluğun kışına karşı umudun baharını seçeceğiz.

8 MAYIS 2023

Kaynak: BİRGÜN