YARIN TBMM AÇILIYOR, BÜTÇE 17 EKİM’DE TBMM’YE GELİYOR! BÜTÇE HAKKIMIZIN YOK SAYILMASINA KARŞI MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ!

111

Ekonomiden iç ve dış politikaya, artan hayat pahalılığından derinleşen gelir adaletsizliğine, hem ülkenin hem halkın artan borçlarından toplumun farklı kesimlerini karşı karşıya getirmeye, daha fazla kutuplaştırmaya kadar uzanan, ülke tarihinin en ağır çoklu kriz koşullarından geçiyoruz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi hemen her alanda gittikçe ağırlaşan bu çoklu kriz koşullarında 1 Ekim’de açılacak. TBMM’yi çok yoğun bir gündem bekliyor.

Emekçiler ve halk açısından ise önümüzdeki günlerin en önemli gündemi 2023 bütçesi olacaktır. 

Bütçe süreci Orta Vadeli Programın 4 Eylül 2022 tarihli resmi gazetede yayımlanması ile başlamış bulunmaktadır. Bütçe Çağrısı ve Bütçe Hazırlama Rehberi de 14 Eylül tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

Bütçe yasa teklifinin malî yılbaşından en az yetmiş beş gün önce TBMM’ye sunulması gerekmektedir. Bu durumda Cumhurbaşkanı en geç 17 Ekime kadar bütçe yasa teklifini TBMM’ye sunacaktır.

Bilindiği üzere bütçeler kaynakların, gelirlerin kimlerden toplandığını ve söz konusu gelir ve kaynakların kimler için kullanılacağını gösteren belgelerdir.

Dolayısıyla her bütçe gibi 2023 bütçesi de işçi, asgari ücretli, kamu emekçisi, sözleşmeli, taşeron firma çalışanı fark etmeksizin emeği ile yaşam savaşı verenler başta olmak üzere milyonları yakından ilgilendirmektedir. Ekonomik krizin derinleştiği, hayat pahalılığının gittikçe arttığı mevcut koşullarda bütçenin önemi daha da artmıştır.

Ancak buna rağmen özellikle son 20 yıldır hayata geçirilen AKP bütçelerinde halkın ve emekçilerin en temel hakkı olan,  halkın kamu gider ve gelirlerinin belirlenmesinde söz sahibi olmasını ifade eden bütçe hakkı her yıl daha fazla sınırlanmıştır. İşçilerin, kamu emekçilerinin hak ve çıkarlarını korumakla görevli sendika ve konfederasyonlar başta olmak üzere emek örgütleri, meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, toplumsal kesimlerin temsilcileri adım adım bütçe sürecinin dışına itilmiştir.

Siyasi iktidara toplumun tüm varlıklarına el koyma yetkisini veren Varlık fonu ile bütçe dışında yeni bir bütçe, Hazine dışında yeni bir hazine yaratılmış, üstelik söz konusu fon Sayıştay denetimi dışına çıkarılmıştır. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçişle birlikte TBMM’nin, milletvekillerinin, denetimle görevli Sayıştay’ın bile bütçe sürecindeki rolü neredeyse tamamen ortadan kaldırılmıştır.

Geldiğimiz noktada bütçe süreçlerinin her aşamasında söz söyleme, yetki kullanma ve karar alma hakkı sadece iktidar hatta tek bir kişinin tekelinde toplanmıştır.

Bütçelerin temel kaynağını oluşturan vergilerin toplandığı halkın, emekçilerin bu vergilerin, kaynakların nerede, kimin için kullanılacağına dair tek bir söz söyleme hakkı kalmamıştır. Bütçe süreci toplum bir yana parlamentonun bile üzerinde yeterince tartışmadığı, mecliste ellerin kaldırılıp indirilerek kabul edildiği görüşmelere indirgenmiştir.

20 yıldır kes, kopyala, yapıştır yöntemi ile yapılan bütçelerle geldiğimiz nokta ortadadır.

  • İşsizlik ve hayat pahalılığı kronik hale gelmiş, gelir adaletsizliği artmıştır. Vergi adaleti ortadan kaldırılmış, hem gelirden alınan doğrudan vergilerde hem de tüketimden alınan dolaylı vergiler de tüm yük bordroluların, halkın omuzlarına yıkılmıştır.
  • Ülke çalışanlar açısından bir “asgari ücretliler ülkesine” çevrilmiştir. Emeğin milli gelirden yani kendi ürettiği değerden aldığı pay iki yıl içinde %11,4 azalırken sermayenin aldığı pay yüzde 11,1 artmıştır.
  • Kamu hizmetleri alanı daraltılmış, yatırımlar dibe çekilmiştir. Halkın birikiminin ürünü Kamu İktisadi Teşebbüsleri yok pahasına satılmıştır. Kamu Özel İşbirliği projeleri ile yapılan şehir hastanelerinin, hava limanlarının, yol, köprü ve tünellerin müteahhitlerine, beşli çeteye bu halkın cebinden hazine garantisi verilmiştir.
  • Türk lirası döviz karşısında adeta pula dönüştürülmüş, özelleştirmelerle elde edilen 64 milyar dolara rağmen ülkenin borcu 451 milyar doları aşmıştır. Hazine boşaltılmış, Merkez Bankası net rezervleri eksi 55,3 milyar dolara inmiştir.
  • Toplumsal Cinsiyete Duyarlı bütçeleme yok sayılarak kadınlar işte, evde, sokakta ikinci sınıf vatandaş haline getirilmiştir. Kadın emeği güvencesiz, düşük ücretli, esnek, kuralsız istihdamın kaldıracı yapılmıştır.
  • Kürt sorununda benimsenen çözümsüzlük politikaları, emperyalizmin çıkarları doğrultusunda Ortadoğu başta olmak üzere geniş bir alanda yüklenilen görevlerle bütçeden “savunma ve güvenlik” harcamaları adı altında silahlanmaya ayrılan tutar her yıl daha fazla artırılmış,  ülkenin kaynakları baskıcı ve otoriter yönetim tarzının daha güçlendirilmesine harcanmıştır.

Tüm bunlara rağmen 4 Eylül tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Orta Vadeli Program 20 yıldır adeta birbirinin kopyası olan bütçelere son bir kopya daha eklenmesinin hedeflendiğini göstermektedir.

Öte yandan söz konusu program önümüzdeki seçimlerde koltuğu kaybetme korkusu gittikçe artan iktidarın bütçeyi seçim yatırımı olarak kullanmak istediğini ispatlamaktadır.

Bilindiği üzere Mayıs 2022 itibari ile bütçe 125 Milyar TL fazla vermesine rağmen mevcut bütçenin gelir ve giderlerini yüzde yetmiş artıran ek bir bütçe hazırlanmıştır. Haziran’da jet hızıyla parlamentodan geçirilen söz konusu ek bütçe ile 125 Milyar TL’lik fazlalığın eritilmesi, üzerine 278 Milyar TL açık verilmesi hedeflenmiştir. 4 Eylül’de açıklanan Orta Vadeli Programda ise 2022 yılı bütçe açığı 184 Milyar TL daha artırılarak 462 Milyar TL’ye, 2023 yılı bütçe açığı ise 659 Milyar TL’ye çıkarılmıştır.

Bütçedeki bu açığın kendileri için kullanılacağı beklentisi içinde olan halkı, işçileri, emekçileri şimdiden uyarmayı görev biliyoruz.

Kimse unutmasın ki; 20 yıldır hayata geçirilen tüm bütçelerde halkın, emekçilerin payına hep daha fazla vergi yükü, daha fazla yoksulluk, daha fazla işsizlik düşmüştür.  

Çok geçmişe gitmeye gerek yoktur. “toplu sözleşme zammı”, “enflasyon farkı”, “tarihi asgari ücret zammı” gibi kaşıkla verilen her şey fahiş zamlarla, enflasyonu düşük gösterip ücretleri de buna göre artırma oyunları ile kepçeyle geri alınmıştır.

Kısacası eğer önümüzdeki birkaç ayda seçim yatırımı olarak “kesenin ağzı açılacaksa” yarın o keseyi misliyle dolduracak olanlar başta bordro mahkûmları olmak üzere yine halk olacaktır.

Kaldı ki şişirilen bütçe açığının büyük bölümü zaten Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemi, hazine garantileri gibi araçlarla zenginlere, sermayeye, patronlara aktarılacaktır.

Çünkü bugün geldiğimiz noktada, işçilerin, emekçilerin,  dar gelirli milyonların başta hayat pahalılığı olmak üzere yaşadığı sıkıntılar ülkeyi yönetenlerin umurunda değildir. Bunu da her fırsatta açık açık ifade etmektedirler. Hazine ve Maliye Bakanı’nın “Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar. Çarklar dönüyor” sözleri bu durumu net olarak özetlemektedir.

En son önceki gün bizzat Cumhurbaşkanı’nın ağzından çıkan, Sırf daha iyi arabaya binmek, sırf daha yeni telefon alabilmek, sırf daha çok konsere gidebilmek gibi süfli (adi, aşağılık, bayağı) heveslerle ellerin yani başka ülkelerin, başka toplumların kapısına varanlara acıyarak bakıyorum” sözleri ülke adına büyük bir talihsizliktir.

Çünkü bu sözler iktidarın insanca bir yaşam için yurtdışına gitmek zorunda bıraktığı gençlerine, vatandaşlarına bile kin besler hale geldiğini göstermektedir. Üstelik bu talihsiz sözler;  Sayıştay raporuna göre 2021 yılında sadece bir günlük harcaması 10 Milyon TL olan,  bin yüz odalı sarayı olan bir makamda oturan, her gittiği yere yüzlerce lüks araba ile giden, kendi çocuklarını yurt dışında okutan Cumhurbaşkanı’nın ağzından çıkmıştır.

Ülkede yaşanan kriz ortamı halktan, emekten yana bir bütçe ihtiyacını çok daha yakıcı hale getirmiştir. KESK olarak her zaman olduğu gibi bu ihtiyaçtan hareketle, halkın bütçe hakkının ortadan kaldırılmasına karşı mücadeleye devam edeceğiz.

Halktan, emekten yana, toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçeden, demokratik bir ülkeden yana taleplerimizi önümüzdeki günlerde kamuoyu ile paylaşacak ve bu talepler için işyerlerinden alanlara uzanan bir mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğiz.

Yürütme Kurulu