20 Mart tarihinde İstanbul sözleşmesinden çıkma kararının yayınlandığı genelgeden hemen sonra açıklama yapıp Cumhurbaşkanına teşekkür eden Memur Sen sözleşmenin yürürlükten kaldırıldığı 1 Temmuz tarihine denk gelecek şekilde “Aile ve Kadın Politikalarına Yeni Bir Paradigma” önerisi başlığıyla bir rapor yayınladı. Yayınladığı bu rapor ile iktidarın sıkıştığı süreçlerde destek açıklamaları yaparak kadın karşıtlığı üzerinden yürüttüğü politikalarda yan yana yürüdüğünü bir kez daha açıkça ifade etmiş oldu.  Memur Sen’i kadın düşmanlığında siyasi iktidarla kol kola yürümek yerine; şiddet başta olmak üzere kadınların yaşadıkları yaşamsal sorunlarla ilgilenmeye kadınları aile içinde gören, kamusal alandan dışlayan cinsiyetçi yaklaşımlarından vazgeçmeye çağırıyoruz.

Her gün kadınların katledildiği, kadınlara yönelik cinsel, fiziksel, psikolojik, ekonomik her tür şiddetin katlanarak arttığı, erkek faillerin cezasız kaldığı ya da indirim aldığı yargı pratikleriyle şiddetin adeta özendirildiği böyle bir dönemde Memur Sen Kadın Kollarının “İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek yetmez   Sözleşme’nin ulusal mevzuattaki uzanımı olan ve onun ruhuyla hazırlanan 6284 sayılı Kanun, ideolojik bakışın eseri olduğu için toplumsal dokumuzla uyumsuz ve kadını korumada etkisizdir.” Diyerek 6284 sayılı kanunun ilga edilmesi çağrısında bulunuyor olması kabul edilemez.

Raporda erkek egemen sistemin ve siyasal islamın değerleri toplumsal değerler olarak kutsanıyor ve sözleşmenin bu değerler için risk taşıdığı iddia ediliyor. Kadına, çocuğa, LGBTİ+lara yönelik ayrımcılığı ve şiddeti önleyen bir sözleşme ve yasa, ancak ve ancak erkek egemen zihniyeti dolayısıyla şiddetin devamlılığını riske edebilir. Bir Sendikanın kadın kollarının erkek egemen değerlere sahip çıkmasının ve kadına yönelik şiddeti meşru görmesinin izah edilir hiçbir yanı yoktur. Zira, Memur-Sen Kadın Kollarının sahip çıktığı gelenekler ve kadına dayatılan muhafazakâr normlar tam da kadına, LGBTİ+lara yönelik ayrımcılığın, şiddetin dayanaklarıdır. Erkek egemen zihniyetin oluşturduğu bu toplumsal normlar -ki bu toplumsal cinsiyet normlarını da içeriyor- çocuk yaşta kız çocuklarının evlendirilmesini, kadının erkeğin namusu, erkeğin kadının sahibi kabul edilmesini uygun buluyor.  Aile erkeğe sınırsız bir iktidar alanı olarak sunuluyor. Baba reis, kadın ve çocuklar erkeğin mülkü olarak kabul ediliyor. Açıklamada erkek egemenliğinin tesis ettiği bahsi geçen toplumsal değerler; yasak, günah, ayıp cenderesine sıkıştırılan, şiddetin hedefi haline getirilen kadının sınırsız sömürüsünün, emeğinin değersizleştirilmesinin bir aracı olarak kullanılıyor. Kutsanan aile toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kurumsallaştırıldığı eşitsizliğin gelenek adı altında derinleştirildiği, kadının yaşam alanlarının daraltıldığı cinsiyetçi dille bunun pekiştirildiği bir aile modelidir. Biz KESK’li kadınlar, Kadınları eve, aileye, babaya, kocaya mahkûm etmek isteyen erkekliğin her gün yeniden üretildiği kadın kimliği ve bedeninin kontrol altına alınmak istendiği aile yapısını kabul etmiyoruz.

İstanbul Sözleşmesi kadınlara, LGBTİ+lara yönelik ayrımcılığı, şiddeti yaratan koşulların ortadan kaldırılarak şiddetin önlenmesi, kadınların her tür şiddetten korunması, şiddet oluştuğunda ise faillerin kovuşturulması, yargılanması ve cezalandırılması için titizlikle hazırlanmış bir sözleşmedir. Sözleşme aileyi sadece evlilik bağı ile tanımlamaz, daha geniş ele alır. O hane nasıl kurulmuş olursa olsun, şiddete uğrayanı korumak üzerine kuruludur.

İstanbul Sözleşmesi cinsiyeti, cinsel yönelimi nedeniyle hiç kimsenin şiddete, ayrımcılığa uğrayamayacağını düzenler; devletlere bu konuda yükümlülükler yükler. Bu yükümlüklerden kaçınmanın, erkeklerin ayrıcalığının korunmasıyla, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ve şiddeti de daha da derinleştirecek bu karara etki etmekle övünmenin akılla izah edilebilmesi mümkün değildir.

İstanbul Sözleşmesi toplumsal cinsiyet temelli şiddetle mücadelede bugüne dek yazılmış en kapsamlı uluslararası sözleşmedir. Temelini kadınların yüzyıllardır savundukları eşitlik talebinden alır. Sendikalar, varlıkları gereği üyelerinin ve tüm çalışanların kazanılmış haklarını korumak ve haklarını geliştirmek için mücadele etmekle yükümlüdür. Toplumsal cinsiyet eşitliği, kadınların eşit haklara sahip olması, bedeni, emeği, kimliği üzerindeki tahakkümün yok edilmesi de bu mücadelenin çok önemli bir parçasıdır.

Kadınların hiç kimseye bağımlı/bağlı kılınmadan bağımsız, özgür ve eşit bireyler olarak varoluşu, şiddetsiz, korkusuz bir yaşam için mücadele etmek sendikaların varlık sebeplerinden biridir. İktidarın kadın düşmanı söylem ve politikalarına sahip çıkan, iktidara koşulsuz biat eden Memur Sen’in sendika vasfı da tartışmalıdır.

Bizler, cinsiyeti, cinsel yönelimi nedeniyle hiç kimsenin ayrımcı, eşitsiz uygulamalara maruz kalmadığı, her nasıl kurulursa kurulsun eşitliğin, özgürlüğün, karşılıklı saygı ve sevginin esas olduğu hanelerde eşit ve özgür bir yaşamı savunuyoruz. Bu yaşamı sağlamak için İstanbul Sözleşmesi’ni savunmaktan, kadının mücadele ile elde ettiği kazanımlardan asla vazgeçmeyeceğiz.

HAKLARIMIZDAN, HAYATLARIMIZDAN, İSTANBUL SÖZLEŞMESİNDEN VAZGEÇMİYORUZ!

YAŞASIN KADINLARIN EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ