ERKAN AYDOĞANOĞLU: KIDEMDE KRİZ FIRSATÇILIĞI (22. 11. 2018)

170

Patronların yıllardır işçilerin kıdem tazminatı hakkını hedef aldığı, bunun için iktidar ile sürekli temas halinde olduğu biliniyor. Bugüne kadar çalışan nüfusun yüzde 67’sini oluşturan ücretli emekçileri ilgilendiren her konuda yürütülen tartışmaların merkezinde, esas olarak işçilerin sahip oldukları sınırlı hakların piyasa koşulları açısından ‘serbest rekabeti’ engellediği, ‘haksız rekabet’ yarattığı söylemi, her fırsatta gündeme getirildi.
İşçi hakları ile ilgili olarak üzerinde en çok tartışılan, kapsamı ve ekonomik büyüklüğü üzerinden hesaplar yapılan kıdem tazminatı, işçiler için temel bir işçilik hakkı, patronlar açısından iş gücü maliyetini arttıran önemli bir gider kalemi, daha doğrusu ‘mali yük’ olarak görülüyor. Bu mali yük ortadan kaldırılırsa, özellikle kriz koşullarında işçilerin kolaylıkla işten çıkarılmasının önündeki en büyük engel aşılmış olacak.
Sermaye örgütleri yıllardır her fırsatta kıdem tazminatının varlığından yakınıyor. özellikle kriz dönemlerinde kıdem tazminatı uygulamasının patronların elini kolunu bağladığını iddia ederek, kendi sorumluluklarını büyük ölçüde ortadan kaldıracak şekilde oluşturulacak bir fon üzerinden yeniden düzenlenmesi gerektiğini savunuyorlar.
2001 ve 2008 yıllarında yaşanan ekonomik krizler ve yüz binlerce işçinin işsiz kalması, işçiler açısından kıdem tazminatının ne kadar önemli ve yaşamsal bir öneme sahip olduğunu göstermişti. O dönem ‘teğet geçtiği’ iddia edilen kriz koşullarında işten çıkarılan çok sayıda işçi, kıdem tazminatları sayesinde ayakta kalabildi.
2001 ve 2008 krizlerinden farklı olarak, çok daha sarsıcı ve uzun sürmesi beklenen yeni bir kriz sürecinin henüz başında olmamıza rağmen, ‘kıdem tazminatı fonu’ yeniden gündeme getirildi. İstanbul Sanayi Odası Başkanı, bir taraftan ekonomide yaşanan sorunlardan şikayet ederken, diğer taraftan hazır fırsatını bulmuşken, kıdem tazminatının mevcut haliyle ‘demode’ olduğunu ilan etti ve bireysel emeklilik sistemine benzer bir modele geçilmesi gerektiğini söyledi.
Kıdem tazminatı fonundaki ısrarın arkasında, yasal olarak hakları olduğu halde, fiili olarak kıdem tazminatı almaları zorlaşan, zorunlu ara buluculuk sistemine mahkum edilen işçilerin yaşadığı mağduriyetin giderilmesi yok. Kıdem fonu ile oluşacak devasa ekonomik değerin, tıpkı İşsizlik Sigortası Fonu’nda yapıldığı gibi, ihtiyaç halinde ‘hazır kaynak’ olarak kullanılması hedefleniyor.

İşçilerin kıdem tazminatı hakkını serbest rekabet ortamını bozan, sanayinin ve ülkenin gelişmesinin önünde bir engel olarak gören iktidar ve patronların, kıdem tazminatını tamamen kaldırmaları beklenmiyor elbette. Ancak kıdem miktarını en az yarı yarıya azaltarak (12 ya da 15 gün), yararlanma koşullarını zorlaştırarak (Malullük ya da 65 yaşında emeklilik halinde), mevcut bazı hakları kaldırarak (Haksız yere işten çıkarılma, erkek işçilerin askere gitmesi, kadın işçilerin evlilik halinde) gibi temel noktalarda atılacak adımların hayata geçirilmesi öncelikli hedefler arasında.
Patronların yıllardır sırtlarında büyük bir kambur olarak gördükleri kıdem tazminatını en az yarı yarıya azaltmayan, ek bir maliyet üstlenmeden işçi çıkarma koşullarını kolaylaştırmayan, çıkarttığı işçinin yerine daha düşük ücretle çalıştıracağı yeni işçiler alabilmesini ve bu işçilerin sigorta primlerini yine İşsizlik Sigortası Fonu’ndan ödetmeyi garanti altına almayan bir kıdem tazminatı fonu düzenlemesine onay vermesi kesinlikle mümkün değil.

Piyasanın ihtiyaçlarına ve kurallarına göre işleyen; her açıdan (iş, gelir ve sosyal güvenlik) güvencesizliği arttırmayı hedefleyen, patronların sık sık ‘her işçi bir gün işsizliği tadacaktır’ mesajı verdiği ekonomik kriz koşullarında,kıdem fonu tartışmasını yeniden açmak, açık açık ‘kriz fırsatçılığı’ yapmak anlamına geliyor.
22 KASIM 2018 – EVRENSEL