NİLGÜN TUNÇCAN ONGAN: SENDİKAL DAYANIŞMA (22. 10. 2018)

165

İşçi sınıfının gücü, ortak talepler belirleyip bu çerçevede dayanışma iradesi oluşturabilmekten ileri gelir. Sınıf temelli bu dayanışma, işçilerin birbirlerini teker teker desteklemesi olmayıp, sendikalar aracılığıyla örgütlenecek bir güçtür.
Nitekim sendikaların tarihsel işlev ve görevi de, işçilerin birbirleriyle giriştikleri rekabete son vermek ve çıkar çelişkisi içinde oldukları sermaye sınıfına karşı birleşmelerini sağlamaktır.
Artan işsizlik baskısı, sermayeye fesih kolaylığı sağlayan güvencesiz istihdam biçimleri, kuralsızlaşan çalışma ilişkileri ve genişleyen enformel sektör emek gücü üzerindeki denetimi arttırırken, işçiler arasındaki rekabeti de perçinliyor. İşçilerin inanç, etnik kimlik ve siyasi parti tercihlerinin bir “karşıtlık” konusu haline getirilmesi ise dayanışma zeminini tümüyle ortadan kaldırıyor.
Sınıf dayanışmasını engelleyen her türlü ayrışma aynı zamanda sınıfsal çelişkinin gizlenmesine de yol açıyor. çünkü işçiler birlikte hareket etme gücünü yitirdiği ölçüde çıkar karşıtlığı sınıflar arasında değil de sanki işçi sınıfının kendi içindeymiş gibi algılanıyor. Bu ise burjuvazinin ekonomik çıkarları yanında ideolojik zaferinin de güvencesi demek.
İzmir’de çalışan tekstil işçisi kadınların geçtiğimiz günlerde Evrensel gazetesine yaptıkları açıklamalar bu bakımdan oldukça çarpıcı.
“Diğer işçilerle krizi konuştuğumuzda boğaz boğaza geliyoruz”
diyorlar. Düşüncelerini dile getirdiklerinde
“düşman” ya da “dinsiz” olarak yaftalandıklarını anlatıyorlar.
İşçilerin ekonomik kriz konusunda bile bu ölçüde kutuplaştırılmış olması, sendikaların sınıf dayanışmasını örgütlemeye dönük tarihsel görevinin hâlâ geçerli olması bir yana ne denli acil ve önemli olduğunu da gösteriyor.
Bunun için de örgütlenme meselesini üye sayısı, yürütülen politikaları ise sadece üyelere dönük savunmacı bir yaklaşımla sınırlandırmamak gerekiyor. En önemlisi de, sendikal rekabete dönük politikaların ihtiyaç duyulan geniş kapsamlı sınıf dayanışmasının önündeki en önemli engellerden biri olduğuna dikkat çekmek lazım.
Farklı sektör, meslek ve örgütlerde yer alan işçilerin birlikte hareket etme olanaklarının genişlemesi, sendikaların sınıfsal çıkarlar ekseninde ortaklaşmasından, sınıfsal haklar konusunda ortak bir irade belirlemesinden geçiyor.
DİSK, KESK, Türk-İş, Hak-İş ve Birleşik Kamu-İş’e mensup dört yüzden fazla üye ve sendikacının, tutuklu havaalanı işçileri konusunda birleşmesi ve insanca çalışma ve yaşama talebinin tüm işçi sınıfının talebi olduğunun ilan edilmesi bu bakımdan oldukça önemli.
DİSK yönetiminin geçtiğimiz haftalarda Türk-İş’e yaptığı ziyaret ise bu konuda son derece umut verici.
DİSK yönetimi, “Ekonomik krize karşı işçilerin haklarını ortak taleplerle savunabilmek ve bundan sonraki süreci de ortak talepler etrafında beraber yürütebilmek” için bu ziyareti gerçekleştirdiğini belirtti. Başkanların görüşme sonrası birlikte açıklama yapması, taleplerin ortak olduğunun Türk-İş Başkanı tarafından da ilan edilmesi son derece önemli.
Bu görüşmelerin sürmesi ve devamında somut bir mücadele ortaklığının örgütlenebilmesi, geniş tabanlı bir sınıf dayanışması için tarihi bir fırsat.
“Krizin faturasını ödememek” sloganını hayata geçirebilmenin yegâne yolu da bu.

22 EKİM 2018 – EVRENSEL