ERKAN AYDOĞANOĞLU: ENFLASYON SARMALI (04. 10. 2018)

167

Türkiye’nin temel ekonomik göstergelerindeki bozulma ve giderek kronik hale geldiği anlaşılan yüksek enflasyon verileri, ekonomik kriz sürecinin henüz başında olmamıza rağmen,ekonomide çok yönlü olarak ciddi tahribatlar yaratacak gibi görünüyor.
TÜİK’in dün açıkladığı Eylül ayı enflasyonu aylık yüzde 6. 3; yıllık yüzde 24. 52’ye çıkarak, son 16 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Eylül 2017’de 11. 2 olan yıllık enflasyonun bir yıl sonra iki kattan fazla artmış olması ve üretici Fiyatları Endeksi’nin (ÜFE) yüzde 46. 15 ile rekor düzeye yükselmesi önümüzdeki aylarda artışın süreceğini gösteriyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan resmi veriler, üç aydır otomatiğe bağlanan elektrik ve doğalgaz zammına ek olarak, çarşı pazardaki yangının sadece bir kısmını yansıtırken, her geçen gün yoksullaşan milyonlarca emekçi ailesinin uzun süredir yaşadığı ‘geçim krizi’ni daha da belirgin hale getirmiş durumda.
Enflasyon sepeti içinde emekçi ailelerinin yüksek oranda harcama yaptığı gıda ürünlerinin ağırlığı 2011’de yüzde 27. 6 iken, bugün yüzde 23. 03. Gıda ürünlerinin enflasyon hesaplanırken kullanılan ürün sepetindeki ağırlığı azaltılmış olmasına rağmen, son bir yılda sadece gıda enflasyonu oranının yüzde 27. 7 çıkması, gerçek enflasyonun açıklanandan çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. TÜİK’e göre ev eşyası (37. 28), ulaştırma (36. 61), çeşitli mal ve hizmetler (30. 61) enflasyonunun yıllık ortalamanın üzerinde artış göstermiş olduğunu da hatırlatalım.
TÜİK tarafından benimsenen hesaplama yöntemi üzerinden yapılan ve her ayın üçüncü günü açıklanan resmi enflasyon rakamlarının çarşıda, pazarda ve mutfakta yaşanan gerçek enflasyon ile ne kadar uyumlu olduğu, temel tüketim ürünlerine yapılan zamların enflasyon verilerine ne oranda yansıdığı ortada. Açıklanan resmi enflasyon verileri, toplumdaki tüm gelir gruplarının harcamalarının ortalamasını gösterdiğinden, en alt gelir grubunda bulunan emekçilerin enflasyonu açıklanan ortalamadan çok daha yüksek.
Fiyatlar genel düzeyinin artmasıyla birlikte enflasyonun artması, üretici maliyetlerindeki artışın fiyatlar genel düzeyini daha da yükseltmesi, enflasyonun sarmal olarak artmasına neden oluyor. Enflasyonun bir kez başladığında kendi kendini büyüterek gelişmesi şeklinde ortaya çıkan ve ‘enflasyon sarmalı’ olarak ifade edilen bu durum en çok ücretli emekçileri ve onların ailelerini etkiliyor.
Henüz başında olduğumuz Ekim ayı itibariyle, Türkiye ekonomisinde durgunluktan daralmaya doğru gidişin başlamış olması, aylık ve 12 aylık resmi enflasyon verilerindeki artıştaki yüksek artışlar da dikkate alındığında, önümüzdeki aylar ve 2019 açısından oldukça karanlık bir tabloyu ortaya çıkarıyor.
Yüksek enflasyon oranları, elbette toplumun her kesimini aynı derecede etkilemiyor. Ülkede tasarruf yapabilme olanağına sahip olanlar, sahip oldukları tasarruflar üzerinden yüksek oranlı enflasyonun etkisini daha sınırlı hissediyorlar. Buna karşın ücretli emekçilerin büyük bölümü, işsizler, gelir düzeyi düşük olanlar, ücretini zamanında alamayanlar, geçimlerini sürekli borçlanarak sağlayanlar açısından ‘yüksek enflasyon’ ekonomik tehditlerin başında geliyor.
Enflasyon, halkın satın alma gücündeki azalmanın en somut göstergesi olmasına rağmen, iktidarın denetimindeki medya, açıklanan verileri ‘işçi, memur ve emekliye zam müjdesi’ olarak verecektir. Ancak temel tüketim ürünlerine peş peşe gelen zamlar, gerekse yüksek enflasyon rakamları artık gizlenemeyecek kadar görünür hale geldi.
Erdoğan başta olmak üzere, iktidar temsilcileri ve destekçilerinde bir süredir gözlemlediğimiz ekonomik krizi görmezden gelme ya da hafife alma yaklaşımının bedelini Türkiye ekonomisi ve bu topraklarda yaşayan milyonlarca yurttaş ödemek zorunda kalacak. İktidar temsilcileri, ekonomide yaşanacak daralmanın sadece ekonomik olarak değil, siyasal açıdan da sarsıcı etkilerinin olacağını ne zaman idrak edecekler göreceğiz
4 EKİM 2018 – EVRENSEL