NİLGÜN TUNÇCAN ONGAN: TOPLU EYLEM HAKKI (01. 10. 2018)

172

Geçtiğimiz hafta üç havaalanı inşaatı işçisi daha tutuklandı. Bu kez gerekçe ıslıklı protesto.
Şiddetli yağmurun altında servis bekleyen işçiler, bir türlü çözülmeyen bu sorunu protesto ettikleri için yine gözaltına alındılar ve tutuklandılar. Böylece çalışma koşullarını protesto ettiği için tutuklu işçi sayısı 27’ye yükseldi.
Oysa bir dizi sorunun varlığı doğrudan işletmeci (İGA) tarafından kabul edilmişti. Yüzlerce işçinin gözaltına alındığı ilk eylemin ardından İGA tarafından yapılan yazılı açıklamada “…yaşanan sorunların çözümü konusunda çalışmalar başlatılmış olduğu ve gerekli tedbirlerin en kısa zamanda alınacağı” belirtilmişti.
İşçilerin haklılığını teyit eden bu açıklamaya karşılık tutuklamalar devam ediyor.
öte yandan gözaltılarla sonuçlanan işçi eylemlerinin sayısı giderek artıyor. Sendikaya üye oldukları için işten atılan Cargill işçileri Bursa’dan İstanbul’a başlattıkları yürüyüş sırasında gözaltına alınmıştı. Benzer şekilde tazminatları verilmeden işten çıkarılan Makro/Uyum market işçilerinin Beylikdüzü Migros’ta yaptıkları oturma eylemi de gözaltılarla son buldu.
Yani işçilerin maruz kaldıkları ihlaller sadece işyeri ve çalışma şartlarıyla sınırlı değil. Bu ihlallere karşı kullandıkları toplu eylem hakkı da başlı başına bir ihlal konusuna dönüşmüş durumda.
Temel insan hakları arasında yer alan toplu eylem hakkı; işçilerin ekonomik, sosyal ve çalışma koşullarını olumsuz etkileyen karar ve uygulamalara karşı toplu olarak başvurdukları demokratik direnme hakkını ifade ediyor. AİHM’e göre bu hak, ifade özgürlüğünün kolektif biçimi olarak değerlendiriliyor.
Ancak ne dayanağı AİHM kararlarıyla sınırlı ne de kapsamı çalışma şartlarıyla.
AİHM kararları ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) yanında Avrupa Sosyal Şartı ve ILO Sözleşmeleri de denetim organlarının kararlarıyla beraber bu hakkın dayanağını oluşturuyor.
Kapsamında ise sadece mesleki nitelikli menfaatler ya da çalışma şartları yok. İşçilerin toplu eylem hakkı, kendilerini doğrudan ilgilendiren ekonomik ve sosyal politika sorunlarına yönelik de olabilir. Bu bağlamda toplu eylem hakkı; protesto eylemi olarak da gerçekleşse, toplu sözleşme süreci içinde işverene yönelik de olsa ya da bir sosyal veya ekonomik hakkın arayışı içinde hükümetlere de yönelse uluslararası normların kabul ettiği demokratik direnme hakkı kapsamında yer alıyor. *
öte yandan Yargıtay’ın bu konudaki karar ve yorumları ise toplu eylem hakkının iç hukuka aktarılması konusunda herhangi bir tereddüde yer bırakmayacak kadar açık.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2014 yılında liman işçileri için verdiği bir kararda; ILO, Avrupa Sosyal Şartı, AİHS ve AİHM kararlarına atıf yaparak grevi de kapsayan toplu eylem hakkının bir insan hakkı olarak kabul edildiğini vurguluyor. Bunun bir ‘üst kavram’ olarak belirlendiğine ve grevin yanı sıra grev benzeri protesto eylemleri, kurallı çalışma ve iş yavaşlatma gibi eylemlerin de toplu eylem hakkına dahil edildiğine dikkat çekiyor.
Yargıtay ilgili kararında, Avrupa Sosyal Şartı’nın denetim organı olan Avrupa Sosyal Haklar Komitesi’ne atıfla; bir grup işçinin fesihleri önlemek veya işten çıkarılanların geri alınmasını sağlamak üzere yaptıkları eylemlerin toplu eylem hakkı kapsamında yer aldığını belirtiyor. Bununla beraber Türkiye Avrupa Sosyal Şartı’nın ilgili maddelerini onaylamamış bile olsa AİHM’in Türkiye’ye ilişkin kararlarında o maddeleri uyguladığını vurguluyor.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2016 yılında verdiği bir başka kararda ise işçilerin toplu eylemde bulunmasının işverene haklı veya geçerli fesih hakkı vermediğini hükme bağlıyor.
Yine bu kararında da, Türkiye’nin Avrupa Sosyal Şartı’na koyduğu çekincelerin bunu ortadan kaldırmayacağına dikkat çekiyor.
[