MUSTAFA DURMUŞ: MCKİNSEY, ‘YENİ REJİM’ VE EKONOMİK KRİZ-1 (01. 10. 2018)

172

McKinsey’in işi sıradan bir yönetici danışmanlığını fazlasıyla aşan bir iş olacak. Ofisin, dolayısıyla da ekonominin kontrolü bu kurumun elinde olacak. Böyle bir anlaşmanın bir takım siyasal ve ekonomik sonuçları olacaktır

Kısa bir süre önce “Yeni Ekonomi Programı” açıklandı. Bu programın bir parçası olarak “Maliyet ve Dönüşüm Ofisi” adında bir yeni bir ofis kuruldu.
[]Bu ofis, sayısı yeni rejimde 16 olarak belirlenen bakanlıkların yetkililerinin bir araya gelerek ülkede uygulanacak ekonomi politikalarının belirledikleri bir tür politbüro gibi çalıştırılacak. Bakanlıkların bütçeleri, yatırım kararları, izlenecek maliye ve para politikaları gibi son derece önemli ekonomi-politik kararların bu ofis bünyesinde alınması bekleniyor.
Devletin tepesinde böyle bir ofisin kurulması, yeni rejim altında sadece siyasi kararların değil, ekonomik kararların da tek elden alınacağı, temsili demokrasi altındaki kararlara katılım mekanizmalarının dahi dışarda tutulacağı anlamına geliyor.
Oligarşi güçlendiriliyor
Bu ofisin kurulmasının hemen ardından McKinsey ile yapılan anlaşma ile taşlar yerine oturmaya başladı. çünkü bu ofiste liderlik, kontrol-denetim görevi bu uluslararası kuruluşa bırakıldı.
Bu işleve uygun olarak McKinsey kendi raporlama, izleme, denetleme sistemlerini uygulamaya geçirecek. Böylece ülke ekonomisine ait tüm veriyi, bilgiyi toplayıp, işleyecek ve buradan hareketle bu 16 bakanlık için (muhtemelen diğer kurumlar için de geçerli olacak) yeni stratejiler geliştirip, yol haritaları hazırlayacak.
Yani McKinsey’in işi sıradan bir yönetici danışmanlığını fazlasıyla aşan bir iş olacak. Ofisin, dolayısıyla da ekonominin kontrolü bu kurumun elinde olacak.
Böyle bir anlaşmanın bir takım siyasal ve ekonomik sonuçları olacaktır. öncelikle oligarşik yönetim biçimi güçlü bir biçimde ortaya çıkıyor. Yani iktidarın biçimlendirilmesi işi artık parlamentonun, bakanlıkların ya da bir zamanlar ileri sürüldüğü gibi (asla hayata geçmeyen) “yönetişim” anlayışına uygun olarak sivil toplum örgütlerinin de geniş katılımıyla değil, dar bir grubun inisiyatifine bırakılıyor. Bırakın kararlara en geniş demokratik katılımı, bakanlıkların dahi artık söz sahibi olamayacağı anlaşılıyor.
McKinsey’in bu yapıya dâhil edilmesiyle (bizim gibi ülkelerde emperyalizmin içsel bir olgu olduğu gerçeği dikkate alındığında) “yeni rejim”de oligarşinin bu ayağı sağlamlaştırılmış oluyor oluyor. Böylece McKinsey’in yönlendiriciliği altında bu yapılanma ekonomik anlamda (dolayısıyla da siyasal anlamda) hayatımızda belirleyici olacak.
McKinsey yabancı yatırımcı için güven sağlama aracı
İktidarın McKinsey ile anlaşarak, istikrar arayan ama yüksek getirisinden de vazgeçmeyen uluslararası finans kapitale güven vermek istediği anlaşılıyor. Zira böyle bir oligarşik yapılanma altında bu kesimlerin talepleri çok daha kolay ve çok daha hızlı gerçekleştirilebilecektir.
Aslına bakılırsa, gelinen nokta itibariyle ciddi düzeyde dış borç stoku ve kısa vadeli dış borç ödemesi olan, dolayısıyla bir borç krizinin içinde olan, döviz kuru sürekli yükselen, bu arada enflasyonu hızla yükselirken, ekonomisi resesyona giren, CDS’leri rekor düzeye çıkarken, kredi notu sürekli olarak düşürülen ülkeye yabancı yatırımcıların gelmekte tereddüt etmeleri, tersine çıkışlarının hızlanması son derece normal. İşte böyle bir momentte siyasal iktidarın dışarıyla güven tazeleyici işler yapmaktan başka çaresi yok.
Bu çerçevede uluslararası finans çevrelerine “Bakın sizin tanıdığınız, sizin işbirliği yaptığınız ve milyarlarca dolarlık cirosu olan, alanında uzman bir firma ile çalışacağız, bize güvenebilirsiniz” mesajı verilmeye çalışılıyor.
“Dış güçler” iddiası boşa düştü
Diğer taraftan bu kararın siyasal iktidar açısından ortaya çıkartacağı bazı sorunlar da söz konusu. İlk olarak, şu ana kadar Türkiye ekonomisinde de ortaya döviz kuru krizi başta olmak üzere tüm olumsuzlukların sebebi olarak sürekli bir biçimde “dış güçler” gösterildi. özellikle de ABD kastedilerek, Batı’nın döviz kurlarını manipüle ettiği, Türkiye’ye karşı bir ekonomik bir savaş açtığından söz edildi.
McKinsey kararı ile bu dış güçlerin merkezinde olan, onların akıl babalığını yapan bir kuruluş ile anlaşma yapılması öncelikle bu dış güçler iddiasını çürüten bir gelişme. çünkü bu suçlamayı yapanlar, dış güçlerin en önemli temsilcilerinden biri ile muhtemelen en az üç yıllığına bir anlaşma yaptılar.
Hatta ekonominin yönetiminden sorumlu bakanlıkların tüm planlamaları ve denetimleri de artık “dış güçlerin” en önemli temsilcisine bırakılmış oldu. Üstelik devlete ait en gizli bilgilerin de bu dış güçlerin ellerine bu şirket aracılığıyla geçmesi tehlikesi söz konusu. Nitekim bir politikacı bunun ekonominin kozmik odasının ele geçirilmesi olarak nitelendirdi. [
Yani beklendiği gibi böyle şirketler bu tür siyasal destekler olmadan böyle büyük işleri alamazlar.
Ayrıca “hepimiz aynı gemideyiz” diyerek her kesimden kemerleri sıkarak fedakârlık yapılmasının istendiği, ülkenin bu denli büyük ekonomik zorluklar içerisinde olduğu bir dönemde böyle yüksek bedeller ödemeyi göze alarak bir anlaşma yapmanın adaleti nerede?
McKinsey’e neden ihtiyaç duyuldu?
Gerçi geçmişte istifa ettirilen dört bakanın Zarrab ile kurduğu yakın ilişkilerden “bal kavanozu tutanın bal yaladığını” bir kez daha görmüş olsak da, bu anlaşmayı sadece siyasal iktidara yakın birilerinin yüksek düzeyde havadan kazanç sağlamak için yapılmasına indirgemek doğru olmaz.
Bu anlaşmanın asıl olarak ülkenin “madendeki kanarya” konumundaki dış borç krizi ile ilgisi var. Hatırlanacağı gibi, Yeni Ekonomi Programı’nda sıralanan üç amaçtan birinin mali disiplininin sağlanması olduğu belirtilmişti. [

, örgüt mali disiplini sağlamak için kamu kesiminde verimlilikleri arttıran çalışmalar öneriyor. Bu bağlamda yüksek mali açığın (harcama-vergi açığı) varlığından hareketle kamu harcamalarını kısacak, vergi gelirlerini arttıracak düzenlemelerle, açığın kapatılacağını, böylece de kamuda verimliliğin artırılacağını ileri sürüyor.
Türkiye’de ise bu tanıma uyacak (en azından şimdilik) böyle bir tablo yok. Türkiye’deki bütçe açığı diğer ülkelerle kıyaslandığında hala çok düşük. O halde mali disipline, bunu da denetleyecek bir uluslararası kuruma neden ihtiyaç var?
Kaldı ki böyle bir açık varsa bunu yerli ve milli unsurlarla yapamayacak kadar geri kalmış mıyız? ülkenin buna uygun bürokratı, akademisyeni mi kalmadı artık?
Devam edecek…
Dipnotlar:[

, 29 Eylül 2018, Cumhuriyet.
[

, 27 Eylül 2018, OdaTV.
[

, T. C. Hazine ve Maliye Bakanlığı, 20 Eylül 2018.
[

, mckinsey. com, Nisan 2017. [kck]img 0 class=avatar name=haber src=http://bes.org. tr/resimler/haber/15bb32f26b3b60. jpg /[rn]2 EKİM 2018 – ALTERNATİF AKADEMİ