İHSAN ÇARALAN: ‘YERLİ VE MİLLİ KRİZ’E YERLİ VE MİLLİ FAİZ ARTIŞI’ AŞISI TUTACAK MI’ (15. 09. 2018)

170

Merkez Bankası (MB), perşembe günü yaptığı toplantıda, en piyasacıların,
“faiz lobisi”nin en fanatik sözcülerinin bile beklemediği, beklese de telaffuz etmeye cesaret edemediği bir biçimde faizleri yükseltti.
MB’nin politika faizini 6. 25 puan birden yükselterek, 17. 75’ten 24’e çıkarması, 2001 krizinden beri, bir seferde yapılan en yüksek faiz artışı oldu.
“Piyasa ekonomisi”nin sözcüleri, MB’nin 13 Eylül toplantısından önce sıfırla 700 baz puan arasında rakamlar konuşsalar da bunların en iyimserleri bile,
“400-500 baz puanlık bir artış”bekliyordu. Ancak MB bu beklentinin de çok üstünde bir faiz artışıyla; bir yandan döviz fiyatlarına karşı bir
“faiz şoku dalgası”
yaratmayı amaçlarken, daha çok da
“MB’nin Erdoğan’dan bağımsız karar alabildiğini”
göstermeyi hedeflemiş
görünmektedir.
MB ERDOĞAN’A RAĞMEN KARAR ALABİLİR Mİ?
çünkü bir yandan Bakan Albayrak öte yandan Washington ve Londra’ya gönderilen resmi ve gayriresmi heyetler,
“Siz Cumhurbaşkanının ne dediğine bakmayın. O içeriye konuşuyor. Siz bizim dediğimize bakın. MB sizin çizginizdedir ve kararını da sizin istediğiniz doğrultuda verecek!”
mesajı veriyordu.
çünkü
“yerli ve milli ekonomi”nin rahatlaması için yabancı finans çevrelerine, uluslararası faizcilere güven verilmeliydi! Erdoğan’ın faiz hakkında atıp tutmalarına karşın, Erdoğan yönetimi, uluslararası faizcilerin güvenine, yani onların kârlarını garanti etmeye çok önem veriyordu.
Kuşku yok ki Erdoğan, MB’nin 13 Eylül’de, faizlerle ilgili ne karar vereceğini herkesten önce, hatta MB başkanından bile önce biliyordu. Ama, MB toplantısından birkaç saat önce TESK’in toplantısında esnaf ve zanaatkarların karşısına çıkıp,
“Bütün kötülüklerin anası faizdir”
iddialarını yineledi; MB’nin faizi artırarak enflasyonu önleme politikasına karşı olduğunu belirterek,
“Bugüne kadar MB’nin enflasyon hedefini tutturduğunu hiç görmedim. Enflasyon arttığı için faizler artamaz, Faiz arttığı için enflasyon artar”
diyerek iktisat yasalarını tepe aşağı çeviren
“iktisat görüşünü”
üstüne basa basa anlattı! Dün de bu görüşlerini, AKP il başkanları toplantısında tekrarladı. Merkez Bankasının
“bağımsızlığı”ndan rahatsız olduğunu ima ederek,
“Bu kararların sonuçlarını göreceğiz”, “Sabrediyoruz, ama. . . “
diyerek, görüşlerinde ısrar ettiğini
“sitemkar”
bir üslupla vurguladı.
ERDOĞAN İKİ ELİNİ KALDIRARAK FAİZ LOBİSİNE TESLİM OLDU
Hani,
“Söylenene değil yapılana bak”
özdeyişi belki de en çok Erdoğan ve ekibinin amaçlarını anlamamız bakımından uyarıcıdır. çünkü bu ekibin bütün faaliyetleri,
“takiye”nin damgasını taşıyor.
Bu yüzden de Erdoğan ve yönetiminin gerçek tutumunu,
“doğrunun ölçütü pratik”tir diyerek anlayabiliriz.
Nitekim onca yıldır faiz karşıtlığı ile politika yapan Erdoğan, MB’nin tarihin en yüksek faiz artırımından birini yapmasından birkaç saat önce, faiz karşıtlığını açıkladıktan sonra;
“Bunlar benim görüşüm. Ama MB’nin ne yapacağı ayrı”
diyerek, gerçekte faiz lobisine iki elini birden kaldırarak teslim olduğunu kabul etmiş oldu.
Bu yüzden de Erdoğan’ın
“faiz karşıtlığı”
aslında kamuoyunu altdamak için,
“yüksek faiz”den kendisinin değil MB’nin sorumlu olduğu yanılsamasına halkın inandırılması içindir.
Gerçekte ise
“Varlık Fonu”nun başına bile kendisi geçen Erdoğan’ın MB’nin bağımsızlığına saygılı olması, yani MB’nin ne kararlar alacağına karışmaması inandırıcı değildir.
Kısacası Erdoğan yönetimi, Erdoğan’ın faiz karşıtlığı ile Albayrak’ın ve MB’nin faiz taraflığı arasında yaratılan sahte karşıtlıkla gerçeklerin üstünü örtmeye çalışıyor. Bu
“karşıtlık”, Bülent Falakaoğlu arkadaşımızın dünkü yazısında belirttiği gibi bir
“Cambaza bak”
tarzı
“danışıklı dövüş”le süsleniyor.
çünkü, bugün ne MB ne de yüksek mahkemeler dahil hiçbir kurum, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gözüne bakmadan karar verebilir durumdadır!
GAYET ‘YERLİ VE MİLLİ’ BİR KRİZ!
Erdoğan TESK toplantısındaki konuşmasında
“kriz”le ilgili görüşlerini yineledi:
“Bu bir kriz değil manipülasyondur. Sakın aldanmayın. Bu süreç atlatılacak. . . Bu kriz bizim krizimiz değildir bize zorla yamanmak istenen sahte bir dalgalanmanın ürünüdür!”
Mevcut krizi 2001 ve 2008 kriziyle de kıyaslayarak,
“Bu kriz önceki hiçbir krize benzemiyor”
dedi. Ve klasik
“dış güçlerin milli ekonomiye suikastı”
tezine geldi.
Evet 2008 krizi, ABD’de ortaya çıkıp ana kapitalist ülkelerin ekonomilerini vurup, bizim gibi ülkelerde de artçı sarsıntılarıyla yıkıma yol açan bir krizdi. Uluslararası sermaye toparlanması için uygulanan krizden çıkış için yaratılan dolar bolluğundan yararlanarak bizim gibi ülkeler de krizden hızla çıktılar. Yani, 2008 krizi için Erdoğan, “Bizim krizimiz değildi” dese az çok anlamlı olurdu.
Ama mevcut kriz, kapitalist sistemin krizi değildir. Tersine ABD ve AB gibi kapitalist merkezlerde işler fena değildir; hatta geçmişle kıyaslandığında iyidir bile!
Ne var ki, Türkiye’de kriz adım adım gelmiştir. çünkü bu kriz, başlıca AKP hükümetlerinin 16 yıllık ekonomik politikalarının gelip dayandığı yerdir. Bu yüzden de Erdoğan’ın iddiasının aksine bu kriz; gayet
“yerli ve milli bir kriz”dir.
İŞçİLERİN TOPLU TAVIR KOYMAYA YöNELMESİ öNEMLİ
Faizi beklediklerinde bile yüksek seviyeye çektirerek zafer kazanan piyasacılar, şimdi de
“orta vadeli program”ın yerli ve yabancı büyük sermayenin çıkarları doğrultusunda bir program olarak biçimlenmesi için taleplerini sıralamaya başlamışlardır.
“Yerli ve mili kriz’e yerli ve milli faiz artışı”
aşısının onların istediği sonucu vermesi zordur. Ama burada asıl olan bu
“aşı”nın karşısında olan emek güçlerinin ne yapacağıdır.
Büyük sermaye için krizin bir fırsata dönüştürülerek faturanın işçi sınıfına, emekçilere, halklara mı yıkılacağı, yoksa, sermayenin çıkarı için uygulanan ekonomi politikalarının ürünü olan krizin faturasını büyük sermayeye yıkılarak mı çıkılacağı sorusuna yanıt vermek bugün en önemli sorundur.
Krizin faturasının krizi yaratanlara çıkarılmasının yanıtının anlamlı olabilmesi için; işçi sınıfının, emekçilerin, Türkiye’nin halklarının krizin yükünü reddetme mücadelesini ete kemiğe büründürmesi gerekiyor. Bu yüzdendir ki, işçiler arasında
“krizin yükünü reddetme”
sloganını öne çıkarmaya başlaması; işçilerin patronların hamleleri karşısında toplu olarak tavır koyan bir yola girebileceklerini gösteren işaretler, bugün asıl önemli gelişmelerdir.
15 EYLüL 2018 – EVRENSEL