FUNDA BAŞARAN: PTT’NİN T’Sİ DÜŞÜNCE NE OLDU’ (21. 11. 2017)

167

Bugün karşımıza çıkan hem iletişim ağlarında hem üzerinden sunulan hizmetlerdeki ticarileşme ve pazar mekanizmalarına, dolayısıyla şirket çıkarlarına bağımlı olma durumu, tam da yeniden yapılandırmalarla oluşturuldu. Diğer yandan bu oluşturulan yapı, şirket kârlarının artması anlamına gelse de, bu kârlar daha fazla gözetim, denetim, kişisel verilerin şirketler arası ticarete konu olması ve son gelinen noktada şirket ve devlet çıkarlarının bütünleşmesiyle özgürlük alanlarımızın daralması oldu.
Günümüzde, iletişim alanı ile ilgili temel sorun alanlarını, özellikle de yeni iletişim ağlarının oluşturduğu sanal alanın yarattığı olanakların kapitalizmin gelişmesi ve derinleşmesi için işe koşulma biçimini, ekonomik, siyasi ve toplumsal sonuçlarını, devletlerin ve şirketlerin bu alandaki tasarruflarını tartışırken, çokça üzerinden atladığımız bir konu var. 1990’lı yıllarda gerçekten de iletişim alanı üzerinde fırtına gibi esen “yeniden yapılandırmalar” iletişim ağlarının bugün kazandığı yapının temelinde yer almasına karşılık, bu tartışmalarla ilişkilerini kurmuyoruz.
Geçen hafta sorduğumuz soruyu genişleterek sorup yanıtlamak, yani “internet ve tüm toplumsal süreçlerle dolaysız bir ilişki içerisinde bulunan devasa boyutlara ulaşmış iletişim ağları kapitalizmi güçlendiriyor mu, yoksa sonunu mu getiriyor?” sorusunun tüm insanlık adına, daha iyi bir gelecekten yana yanıtını inşa edebilmek için, iletişim alanının yeniden yapılandırma sürecini, bu yeniden yapılandırmaların vaatlerini yeniden hatırlamak, bugün yaşadığımız sonuçları ile bağlantılarını kurmak yararlı olacaktır.
1990’lı yıllarda uluslararası kuruluşlar tarafından önerilen ve ulusal hükümetler eliyle icra edilen yeniden yapılandırmaları iki başlık altında ve gündeme gelen dört uygulama çerçevesinde düşünmek mümkün. Telekomünikasyon pazarını yeniden yapılandıran serbestleştirme ve kuralsızlaştırma politikaları ile mülkiyeti ve denetim erkini belirleyen özelleştirme ve şirketleştirme politikaları 1990’lar ve 2000’ler boyunca her ülkede, telekomünikasyon politikaları gündemine farklı düzeylerde etkide bulundu ve uygulamaya konuldu.
SERBESTLEŞTİRME UYGULAMALARI
Serbestleştirme, telekomünikasyon pazarının rekabete açılması anlamına geldi. Telekomünikasyon cihazları açısından, ulusal endüstriyi ya da belli cihaz sağlayıcılarını kayıran standartların, onayların ve koruyucu mekanizmaların ortadan kaldırılmasını; hizmetler açısından ise, belli hizmetleri sağlamak üzere birden fazla şirketin lisans anlaşmaları yoluyla pazara girmesini içerdi.
Uygulamadaki adımlar, düzenleyicilik işlevi ile işletmeciliğin ayrıştırılması; kiralık hatların kullanımını ve kiralık hatlarla kurulan özel ağları kısıtlayan kuralların; katma değerli hizmetlerde yap-işlet modelinin ya da PTT özel şirket ortaklıklarının uygulanmaya başlanması ve bu alanın rekabete açılması; uzak mesafe hatların ve temel yerel ve bölgesel hizmetlerin rekabete açılması olarak belirdi.
Cihazlar alanındaki serbestleştirme uygulamasının ilk adımı, daha önce PTT’ler tarafından sağlanan telekomünikasyon uç cihazları pazarının serbestleştirilmesiydi. Bu adım Türkiye’de de ilk uygulanan adım oldu. PTT telefon hattı alanlara telefon cihazı sağlamayı bıraktı ve telefon cihazları pazarı oluştu. Hizmetler tarafındaki serbestleştirmelerin ilk uygulamaları ise hücresel telefon altyapısı gibi katma değerli hizmetlerde ve uzun mesafe hatlarda oldu. Bunun Türkiye’deki uygulaması ise 1999’a dek yap-işlet-devret modeliyle GSM, veri hizmetleri gibi alanların özel sermayeye açılması oldu. Daha sonra yasal sınırlar ortadan kaldırılarak, o zamanki PTT’nin bu alanlardaki mülkiyeti ortadan kaldırıldı ve lisans anlaşmaları yapıldı.
TELEKOMüNİKASYON PAZARINDA KURALSIZLAŞTIRMA
Kuralsızlaştırma pazara girişe ilişkin tüm düzenlemelerin ortadan kaldırılması, devletin pazara her hangi bir amaçla müdahalesinin en aza indirilmesi anlamını taşıdı. Telekomünikasyon pazarının yeniden yapılandırılması açısından, düzenleyicilik işlevinin varolan PTT yapısı dışında, devlete bağlı ya da özerk başka bir kuruma verilmesi kuralsızlaştırmanın ilk adımı olarak tanımlandı. Yeniden yapılandırma politikaları içinde, düzenleme, özel sermaye çıkarları ile kamu çıkarını dengelemek anlamına geliyordu. Teorik olarak, etkin rekabet koşullarında pazarın kendi kurallarının, kaynakları etkin bir biçimde kullanmak, yenilenmiş hizmetleri, kamu çıkarı ve tüketiciyi koruyarak, uygun fiyatlarla sunmak için yeterli olduğu ve pazarın kendi kendini düzenleyeceği düşüncesinden kaynaklanıyordu.
Ancak telekomünikasyon pazarında kuralsızlaştırmalar, ideal rekabetçi pazar modeline ulaşmakla değil, eşitsiz güçleri olan şirketlerin egemenliği ve tekelleşmeyle sonuçlandı. Telekomünikasyon alanını kuralsızlaştırmak ve pazarın kurallarına terk etmek, enformasyonun çoğaldığı bir dönemde daha da anlamlı hale gelen düşünce ve ifade özgürlüğünü belirsizliğe terk etmek anlamına geldi. O günden bugüne de bunun sonuçlarını yaşıyor olduğumuzu söylemek zorundayız.
öZELLEŞTİRME VE ŞİRKETLEŞTİRME
Telekomünikasyon ağlarının mülkiyetine ilişkin tartışmaların çıkış noktası genellikle verimlilik tartışmaları oldu. PTT yapısına yönelik eleştiriler üzerinden yükseltilen bu tartışmada telekomünikasyon ağlarının devlet mülkiyetinde olmasının, telekomünikasyon kârlarının yeni yatırımlar yerine devlet bütçesine dahil olması, politik sebeplerle fazla istihdam gibi gerekçelerle verimsizliğe neden olduğu iddiası gündeme geldi.
Her ikisi de mülkiyete ilişkin eleştirilere karşılık gündeme gelen uygulamalar olmakla beraber, şirketleştirme, yapısal reformlar içinde, kurumsal yapının devletten ayrılması ve işletme kararlarında politikacılardan ziyade, bürokratların etkin kılınması amacı ile bir ilk aşamayı temsil etti. 1994’te yapılan yasal değişiklikle PTT’nin T’sinin ayrılması ve Türk Telekom’un kurulması Türkiye’de bu uygulamanın bir adımı olarak atıldı.
özelleştirme ise tek başına ele alındığında mülkiyet değişimi olarak tanımlanabilir. Telekomünikasyon ağındaki devlet mülkiyetinin tamamının ya da bir kısmının özel yatırımcılara devredilmesi anlamına geldi. Türkiye’de 2005 yılında Türk Telekom’un öGER Telekom’a devri, bu mülkiyet değişimini ifade etmektedir. Diğer yandan mülkiyet değişimi her zaman pazarın serbestleşmesi anlamına gelmez. Nitekim Türkiye’de öGER Telekom telefon alanında 2005’ten bu yana bir özel tekel olarak varlığını sürdürmektedir.
DEĞERLENDİRME
Yeniden yapılandırmalar döneminin telekomünikasyon politikalarının temel sorunu neo-liberal ekonomik yaklaşımca belirlenen kaynak tahsisinin verimliliği ve verimliliği sağlayacak kurumsal düzenlemeler olarak gösterildi. Bir önceki dönemde telekomünikasyon alanına dair tespit edilen sorunların mülkiyetle ilişkilendirilmesi yeniden yapılandırmaların niteliğini belirledi. Neo-liberal ekonomik yaklaşıma göre verimlilik sorunun çözümü rekabetçi pazar mekanizması olduğundan, telekomünikasyon sektörünü tanımlayan doğal tekel durumunun pazar mekanizmasına uygun hale getirilmesi oldu.
Bugün karşımıza çıkan hem iletişim ağlarında, hem de üzerinden sunulan hizmetlerdeki ticarileşme ve pazar mekanizmalarına dolayısıyla şirket çıkarlarına bağımlı olma durumu, tam da yeniden yapılandırmalarla oluşturuldu. Diğer yandan bu oluşturulan yapı, şirket kârlarının artması anlamına gelse de, bu kârlar daha fazla gözetim, denetim, kişisel verilerin şirketler arası ticarete konu olması ve son gelinen noktada şirket ve devlet çıkarlarının bütünleşmesiyle özgürlük alanlarımızın daralması oldu.
21 KASIM 2017 – GAZETE DUVAR