NİLGÜN TUNÇCAN ONGAN: YENİ MÜFREDAT VE TOPLUMSAL CİNSİYET (11. 09. 2017)

171

Başta istihdam politikaları ve sosyal yardım tedbirleri olmak üzere, yürürlükteki politikaların toplumsal cinsiyetçi sonuç ve niteliklerini ortaya koyan sayısız örnek var. Görünmeyen emek, emek gücünü yeniden üreten başlıca kaynak olmayı sürdürüyor. Kadınların işgücüne katılımını arttırmak için ev işi ve bakım “sorumluluklarını” aksatmayacak tedbirler aranıyor. Bununla beraber esnek çalışma kapsamında geliştirilen evden çalışma, uzaktan çalışma gibi yöntemlerle emek gücü ücretlendirilen kadınların da toplumsal görünürlüğünü ortadan kaldırmak mümkün hale gelmiş durumda.
Kadının toplumsal kimlik ve statüsünü yok sayan politikalar “kutsal aile” söylemiyle perdelenirken eşitlik ve özgürlük talebi ise inanca, maneviyata, aileye “saldırı” biçiminde yansıtılıyor. Kültürel norm, beklenti ve değer yargılarından beslenen ayrımcılık sarmalı; kadınların gerek kamusal gerekse özel alanda denetim altında tutulmasının “normal” sayılmasına yol açıyor.
Anne olma haliyle sınırlandırılmış kadın kimliğinden beklenen nitelikler ise MEB’in hazırladığı ders kitaplarında açıkça tarif ediliyor: Sabırlı, kanaatkar, eşine karşı hürmetli ve itaatkar olmak!
Bakanlık, zorunlu eğitim çağındaki çocuklara, erkeğin “liderlik”vasfına karşılık kadının çocuk bakıp büyütme “sorumluluğunu” öğretiyor. Bu iş bölümünden hareketle de, kocaya itaat etmenin “ibadet” niteliğinde sayıldığını anlatıyor. Yani geleneksel değer yargıları ve uygulamalardan beslenen toplumsal cinsiyetçi roller, artık doğrudan teorik ders olarak da öğretiliyor.
Yeni müfredat, toplumsal yaşamın her alanında kadının payına düşen ikincil konumun yürürlükteki politikaların sonucu olduğu kadar bilinçli bir politik tercih olduğu gerçeğini de tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Ayrımcılık potansiyeli ise bununla sınırlı değil.
İffetin ancak evlenerek korunabileceğinin anlatıldığı ders kitaplarında, ateist veya diğer dinlere mensup kişilerle yapılan evlilikler “kabul edilemez” olarak değerlendiriliyor. Buna karşılık küçük yaşta evlilikler ise “örf gereği”.
Müfredat ve ders kitaplarında yapılan bu değişikliklerin çok önemli bir başka boyutu ise laik ve bilimsel eğitimin bir sınıfsal avantaj haline dönüştürülmesi. Zira özel okul maliyetlerine katlanabilen ailelerin çocukları bakımından bu programın dışında kalarak daha nitelikli eğitim olanaklarına kavuşmak mümkün.
Bu ise iki şeye işaret ediyor. Birincisi; laik, bilimsel ve eşitlikçi eğitim talebini bütünlüklü bir biçimde savunma zorunluluğuna. İkincisi ise bu talebin bir sınıfsal niteliği olduğuna.
11. 09. 2017 – EVRENSEL