FİKRET İLKİZ: GERÇEK YÜRÜR’ (19. 06. 2017)

203

TBMM üyesi ve ana muhalefet partisi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, elinde
“Adalet”
yazılı pankart ile
yürüyor… Onunla birlikte parlamento dışı
muhalefet ve gerçek yollarda!
Kızabilirsiniz, eleştirebilirsiniz, takdir edersiniz, etmezsiniz, katılırsınız, katılmazsınız, ama olsun; “adalet”
için yürüyor. Muhalefet, adalet ve gerçek yollarda! Gerçek, yürüyor.

Gerçek yürür mü?
Herkesin bildiği geçmiş bir davadan tarihe kalan gerçeklerin hatırlanma zamanıdır.
Yüzyirmiüçyıl önce, 1894 yılı, Eylül ayı sonu…
Yarbay
Sanhdherr
yönetimindeki Fransız Haber Alma Servisi’nin İstatistik Bölümü, Alman askeri ataşesine bazı
gizli belgelerin ve çizelgelerin
gönderildiğini haber veren imzasız bir mektup ele geçirir. Binbaşı
Patty de Clam
askeri soruşturmayı yapmakla görevlendirilir. Görevlendirilen beş yazı uzmanı bilirkişiden üçü; biri topçu kuvveti, diğeri örtme birlikleriyle ilgili ve bir de Madagaskar konusundaki nottan ibaret tek delil olan
çizelgedeki
el yazısının genelkurmayda stajyer
Alfred Dreyfus‘a ait olduğunu bildirir. Casusluk iddiasıyla suçlanan ve 16 Ekim’de tutuklanan
Dreyfus
Paris Birinci Savaş Konseyi’nde yargılanır. Duruşmaların
“gizli yapılmasına”
karar verilir. Savaş Bakanı
General Mercier,
İstatistik Bölümü tarafından Dreyfus’a karşı hazırlanan
“gizli dosyayı”
savunma avukatının ve sanığın haberi olmadan askeri yargıçlara verir. Yargıçlar savunma hakkını çiğner ve yasalara aykırı bu durumu görmezden gelir. Cumhurbaşkanı
Casimir Perier‘e bilgi vermek üzere Mahkemede bulunan Binbaşı
Picquart
da oralı olmaz.
22 Aralık 1894…Yedi yargıç oybirliği ile
Dreyfus‘u suçlu ilan eder. Rütbesinin geri alınmasına, ömür boyu hapis ve sürgün cezasına mahkûm eder. Dreyfus, Şeytan Adasına gönderilir. Halk hükümlü aleyhine gösteriler yapar. Cumhurbaşkanı istifa eder, yerine
Felix Faure
seçilir.
13 Ocak 1898’de
L’Aurore
(Şafak) gazetesinde
“Suçluyorum”
başlığı altında Emil Zola’nın
Cumhurbaşkanı Felix Faure’a
yazdığı açık mektup yayınlanır
(E. Zola. Dreyfus Olayı. İst. Yalçın Yay. Kasım 1986).
O yıllarda Zola, Cumhurbaşkanına yazdığı bu mektupla ilgili olarak bir gazetenin
bağımsızlığı
ve
yürekliliği
üzerine şöyle yazar;
“Daha önceki iki mektup gibi bu mektubunda ilkin broşür halinde yayınlandığı bilinmiyor. Broşür satışa sunulmak üzereyken, onu bir
gazetede yayınlamayı
düşündüm. Böylece mektubum daha geniş bir kitle tarafından okunacak, daha büyük yankı uyandıracaktı. O sıralarda L’Aurore gazetesi
bağımsız bir tutumlave hayranlığa değer bir
yürekliliklekesin yerini almıştı. Onun için bu gazeteye başvurdum. O günden beri
bu gazete
benim için sığınak, her şeyi söyleyebildiğim
bir özgürlük ve gerçek kürsüsü
oldu. Bundan dolayı gazetenin müdürü Sayın Ernest Vaughan’a karşı gönül borcum pek büyüktür. ‘L’Aurore’un üçyüzbinlik satışı üzerine ve bunu izleyen adli kovuşturmalardan sonra, broşür öylece kaldı. Zaten, karar verip yerine getirdiğim eylemin ertesi günü, davamı ve bunun doğuracağını umduğum sonuçları beklemek üzere susmak gerekir. “
Zola, Cumhurbaşkanına yazdığı bu mektupta Dreyfus’un suçsuzluğunu anlatır. Savaş Konseyi kararının tüm
gerçeğe ve adalete indirilmiş ağır bir tokat
olarak nitelendirir ve Fransa’nın alnına sürülmüş
kara bir leke
olarak görür. “Onlar hiçbir şeyden çekinmediklerine göre ben de her şeyi göze alıyorum. Gerçeği söyleyeceğim”
diye yazar.
“Mektubum fazla uzadı Sayın Başkan; bir sonuca varmanın zamanıdır”
diyen Zola;
tarihin sahiplendiği
aşağıdaki satırlarla mektubunu sonlandırır:

“Yarbay Paty de Clam’ı
adli hatanın iblisçe düzenleyicisi olaraksuçluyorum.
Sonra da uğursuz yapıtını, üç yıldan beri en şaşırtıcı ve baştanbaşa suç olan dalaverelere başvurarak savunmakla suçluyorum onu.
General Mercier’i, hiç değilse düşüncesizliği yüzünden, çağımızın en büyük haksızlığında
suç ortağı olmakla
suçluyorum.
General Billot’yu, Dreyfus’ün suçsuzluğu konusunda elinin altında bulundurduğu kesin kanıtları saklamakla, saygınlığı tehlikeye düşen Genelkurmay’ı siyasal amaçla kurtarmak için, insanlığa ve
adalete karşı ağır suç işlemekle suçluyorum.
General Boisdeffre’i ve
General Gonse’u aynı
suçun ortakları olarak suçluyorum.
Birisi, hiç kuşkusuz papaz egemenliği tutkusu yüzünden, öteki ise belki, karargâh şubelerini dokunulmaz sayacak kadar mesleğe bağlı olduğu için suça ortak olmuşlardır.
General
Pellieux
ile Binbaşı
Ravary’yi,
vicdansızca soruşturma yapmakla suçluyorum.
Bununla, soruşturmanın en aşırı yanlılıkla yapıldığını belirtmek istiyorum.
üç yazı uzmanı,
B. Belhomme,
B. Varinard
ve
B. Couard’ı uydurma ve
hileli raporlar düzenlemekle suçluyorum.
Yapılacak tıbbi muayene sonunda bu kişilerin görme ve düşünme yetersizliğinden hasta oldukları saptanmazsa suçlamadan kurtulamazlar.
Savaş dairelerini, basında özellikle «L’Eclair»
(Şimşek)
ve «L’Echo de Paris»
(Paris’in Yankısı)
gazetelerinde, kamuoyunu şaşırtmak ve işledikleri suçu örtbas etmek için tiksinç bir kampanya yürütmekle suçluyorum.
En sonra, Birinci Savaş Konseyini, bir sanığa gizli kalan bir belgeye dayanarak hüküm giydirdiği için
hukuku çiğnemekle suçluyorum.
İkinci Savaş Konseyini de
üstten gelen emre uyarak,
bir suçluyu, suçunu bile temize çıkarıp ağır adli suç işlemekle, böylece Birinci konseyin yasaya aykırı davranışını örtbas etmekle
suçluyorum.
Bu suçlamalarda bulunurken, 29 Temmuz 1881 günlü basın yasasının 30 ve 31 nci maddelerine karşı geldiğini, bu yasanın lekeleme suçlarına ceza belirlediğini bilmiyor değilim. İsteyerek kendimi tehlikeye atıyorum.
Suçladığım kişilere gelince; hiç birini tanımıyorum. Onları hiç görmedim. Kendilerine karşı ne hıncım var, ne kinim. Onlar benim için topluma kötülük eden kişilerden, kafalardan başka bir şey değildir. Benim burada yaptığım şey gerçeğin ve adaletin ortaya çıkmasını hızlandırmak için devrimci bir araca başvurmaktan ibarettir.
Bir tek tutkum var: bunca acılar çeken ve mutluluğa hakkı olan insanlık adına duyduğum aydınlık tutkusu. Coşkulu protestom, yüreğimden kopan çığlıktan başka bir şey değildir. Beni ağır ceza mahkemesi önüne çıkarmayı göze alsınlar ve herkesin önünde soruşturma açılsın!
Bekliyorum. Sayın Başkan, derin saygılarımın kabulünü dilerim. ”

Zola’nın beklediği gerçekleşir. Bu yazısı yüzünden yargılanır. Bu davada gerçekleri saklayanları suçlaması “orduya hakaret” sayılır, bir yıl hapis ve 3000 Frank para cezasına mahkûm olur.
Senato Başvekili Scheurer- Kestner,
başlangıçta Dreyfus’un suçlu olduğuna inananlar arasındadır ama daha sonra suçsuz olduğuna dair elinde kanıtlar bulunduğunu söyleyerek saygınlığının geri verilmesi için kampanya açmak niyetinde olduğunu söyler…
Bunun üzerine E. Zola, 25 Kasım 1897’de “Le Figaro” gazetesinde yayımlanan yazısını şöyle bitirir: “. . . Bay Kestner, yüksek mevkiinin, servetinin ve mutluluğunun yıkılması pahasına, gerçeği ortaya çıkarmasını emreden ödevini hatırlatırken şu hayranlık verici sözcükleri söylemişti:
‘Başka türlü yaşayamazdım’
İşte, bu olaya adı karışmış tüm namuslu kişilerin de söylemeleri gereken budur. Adaletin yerine gelmesini sağlayamazlarsa yaşayamayacaklardır. Eğer siyasal nedenler adaletin gecikmesini gerektiriyorsa, bu kaçınılmaz sonucu daha da ağırlaştırarak geciktiren yeni bir hata işlemiş olacaktır.
Gerçek yürüyor, onu hiçbir şey durduramayacaktır”.
Tanığız… Zola’nın yazdığı gibi! Gerçek yürür ve yürüyor…
19. 06. 2017 – BİANET