ERKAN AYDOĞANOĞLU: PRANGALAR (25. 05. 2017)

166

AKP iktidarı, sermaye birikim sürecini kesintiye uğratma ihtimali bulunan hemen her konuda ‘sermayenin ayağındaki prangaları çözüyoruz’ söylemi eşliğinde hareket etti. İşçi ve emekçilerin en temel ekonomik, demokratik ve sendikal haklarını hedef alan yasal düzenlemeler peş peşe çıkarıldı. çalışma yasaları patronların çıkarı ve dönemin ihtiyaçlarına göre sürekli değiştirilirken, sendikal faaliyetler engellendi. İşçilerin yasal grev hakkını kullanmasına bile tahammül edilemedi.

Hükümetin uzun bir süredir işçilerin kıdem tazminatı hakkını, kamu emekçilerinin iş güvencesini hedef alan hazırlıkları son aşamaya geldi. Yıllar içinde adım adım hayata geçirilen taşeron çalışma düzeninin hemen her alanda yerleşik hale gelmesiyle artan iş cinayetleri, sadece işçilerin hak ve kazanımlarının değil, aynı zamanda can güvenliklerinin de hiç olmadığı kadar büyük bir tehdit altında olduğunu gösteriyor.

Bugüne kadar işçiler ya da kamu emekçileri ile ilgili olarak yapılan bütün yasal düzenlemelerin özüne bakıldığında, esas olarak işçi ve emekçilerin lehine olan ve piyasa kurallarının işleyişi karşısında engel olarak görülen en temel hakların önce çeşitli teknik ve yasal düzenlemelerle zayıflatıldığını, daha sonra büyük ölçüde etkisiz hale getirildiğini görüyoruz. Bu durumun en somut örneği, taşeron sisteminin fazla alanda uygulanmasının önünü açan yasal düzenlemelerin ‘taşerona kadro’ yalanı eşliğinde hayata geçirilmesi sürecinde görüldü.

çalışma Bakanının işçilerin kıdem tazminatı fonu ile ilgili olarak yaptığı açıklamalar ve çeşitli gazeteler üzerinden sürdürülen ‘işçilerin hak kaybı olmayacak’ sözlerinin nasıl büyük bir yalan olduğu, kıdem tazminatı fonu ile ilgili taslak düzenleme açıklandığında ortaya çıkacak.

İşçilerin kıdem tazminatı hakkını serbest rekabet ortamını bozan, sanayinin ve ülkenin gelişmesinin önünde bir engel olarak gören hükümet ve patronların, kıdem tazminatını tamamen ortadan kaldırmak gibi bir adım atmaları beklenmiyor. Ancak aksi yöndeki söylemlere rağmen kıdem miktarını en az yarı yarıya azaltarak (12 ya da 15 gün), yararlanma koşullarını zorlaştırarak (en az 15 yıl sonra ya da emeklilik halinde alma), mevcut bazı hakları kaldırmak (erkek işçilerin askere gitmesi ve kadın işçilerin evlilik halinde) gibi temel birkaç noktada atılacak adımların tamamı işçilerin aleyhine olacak.

Patronların yıllardır sırtlarında büyük bir kambur olarak gördükleri kıdem tazminatını en az yarı yarıya azaltmayan, ek bir maliyet üstlenmeden işçi çıkarma koşullarını kolaylaştırmayan, çıkarttığı işçinin yerine daha düşük ücretle çalıştıracağı yeni işçiler alabilmesini sağlamayan bir düzenlemeye onay vermesi zaten mümkün değil.

Son yıllarda en temel işgücü maliyetlerinin patronların kazançları ve karları üzerinde maliyet baskısı yaratması, özellikle genç, kadın ve göçmen işçileri hedef alan güvencesiz istihdam uygulamalarının hızla yaygınlaşmasını beraberinde getirdi. Kıdem tazminatının patronlar tarafından ağır bir yük olarak görülmesini, geçmişte az çok düzenli ve güvenceli istihdam ilişkileri altında yasal olarak sınırlanan sömürü ilişkilerinde sermaye lehine atılan diğer adımlardan (Teşvik paketleri, istihdam desteği, vergi ve prim afları vb) ayrı ya da bağımsız düşünmek mümkün değil.
İşçi ya da kamu emekçisi ayırt etmeksizin tüm emekçilerin kapitalist devletin/patronların sınırsız sömürüsüne terk edilmiş, güvencesiz, kuralsız, denetimden uzak ve can güvenliğinin olmadığı çalışma koşullarının dayatıldığı bir şekilde inşa ediliyor. Piyasanın ihtiyaçlarına ve kurallarına göre işleyen; her açıdan (iş, gelir ve sosyal güvenlik) güvencesizliğe dayanan, ‘her işçinin bir gün işsizliği tadacağı’ mevcut koşullarda, patronların ayaklarına dolandığı iddia edilen prangaların aslında işçilerin boğazına geçirildiğini görmek için yakın geçmişe bakmak yeterli.
25. 05. 2017 – EVRENSEL