SEVDA KARACA: KOPMAZ BAĞLAR, KAZANILACAK HAYATLAR (27. 04. 2017)

185

Kadınların işçi olması da işsiz kalması da çok büyük dert, taşınması ağır bir yük. . . Tabii bu kadınlar için böyle! İşçilik, hem evin yükünü hem ağır çalışma koşullarını omuzlamak ve sar sar bitmeyen bir çileyi ha bire dolamak gibi. . . İşsizlik ise o çilenin boğaza dolanması adeta. . .

Patronlar için ise kadınların işçi olması da işsiz kalması da dikensiz gül bahçesi. . . Erkeklere göre daha az ücrete tamah eden, daha uysal işgücü olan kadınların evli olması, boşanmış olması, bekar olması, genç olması, yaşlı olması her türlüsü ‘avantaja çevrilecek bir niteliksizlik niteliği’ olarak kullanılıyor.
Bursa’da bir tekstil fabrikasından kadınlar anlatıyor: Fabrikada kriz gerekçesiyle işçi azaltmaya gidilince boşanmış, çocuğu, annesi, babası hasta, yani en zor durumda olanları bırakıp geri kalan herkesi işten çıkarmış patron. Ama ihtiyacı olanları düşündüğünden değil, iki hatta üç kat fazla çalışmaya ses çıkaramayacaklarını, çünkü çalışmak zorunda olduklarını bildiğinden!
Bir diğer fabrikada müdür işe alımlarda öyle seçici davranmış ki işçilerin hepsi ya bekar ya eşi vefat etmiş ve çoluğu çocuğu olmayan yani patronun gece gündüz, dilediği kadar çalıştırabileceğini düşündüğü kadınlar. öyle bir sistem kurulmuş ki fabrikada, akşam saat 6’da gelip “Bugün mesai 9’a kadar” diyor ve gidiyorlar. Evli, çocuklu olmayınca fazla mesaiye kalmaya itiraz hakları yokmuş gibi! Kadın ne kadar ‘muhtaçsa’ sömürü o kadar büyüyor.
Pendik’ten metal işçisi Nazlı, çocuklu kadınların hiç uyumadan işe gittiğini, hatta çocuklara bakmak için özellikle gece çalışmayı istediklerini anlatıyor.
Kocaeli’de bir plastik fabrikasında işçi olan Nesrin akşam 7. 30-sabah 7. 30 çalışıyor. Tam 12 saat! Bakan Müezzinoğlu’nun ‘müjde’ gibi açıkladığı “Kadınlar için gece mesaisi 7 buçuk saat olacak” sözüne gülüp geçiyor, “Biz bilmiyor muyuz bu hakkın yasada olduğunu. ” “İtiraz etme şansımız yok, çünkü primimiz kesiliyor. öyle bakanın dediği gibi müfettiş filan da görmedik. ” 1 ay boyu hatasız üretim ve izin kullanmadan çalışma karşılığında 50 lira prim alıyorlar. Bütün çaba bu 50 lira için. . .
İkitelli’de tekstil işçisi Oya, gencecik bir kadın. Beli, boynu, bacakları rahatsız. “Günde 12 saat değil, 8 saat çalışsaydık belki böyle olmazdı” diyor. Günde 12 saat! Kuralın bu olduğu çalışma koşullarında işçi kadının bedeninin de ruhunun da yarasız kalması mümkün mü?
Ayrı ayrı her kadın hikayesi, bugünkü koşullarda bir kadın olarak ayakta durmanın, ekmek parası kazanmanın, yarın için hayaller kurmanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor.

Kadınların en önemli talebinin “yarına güvenle bakabilmek” olması, içinde bulunduğumuz koşullarda bunun mümkün olmadığını bilmeleri ve değiştirme çabaları referandum sonuçlarına baktığımızda da apaçık görünüyor. Görüyoruz ki ücretli çalışan kadınlar çoğunlukla ‘hayır’, ev içinde hayatlarını sürdüren kadınların çoğunluğu ‘evet’ demiş. Esnek ve kayıt dışı istihdamın en ilkel biçimlerinde çalışan, ev işinin çürüten dört duvarı arasında konumlanmak zorunda kalan, insan varlığı için maddi manevi en tüketici sömürü biçimlerine maruz kalan kadınların her yerden boca edilen muhafazakarlığın duvarlarını kırıp kendi başına, kendi adına bir karar almalarının da zorlaştığını görüyoruz. Cinsiyet eşitsizliği ve neoliberal politikalar arasındaki, muhafazakarlık ve kadına yönelik şiddet arasındaki, ataerkil aile ile kapitalist sömürü arasındaki kopmaz bağların gündem edilmesinin ne kadar önemli olduğunu gösteren bir örnek aslında bu sonuçlar.
Ancak kadınların toplumsal hayatın üretiminde oynadıkları rol, harcadıkları emek muazzam bir biçimde artarken, kadınların eşitlik talebinin maddi dayanakları da hiç olmadığı kadar genişliyor. Bu, hem sınıfsal bir ‘eşitlik’ talebi hem de erkekler karşısında cinsiyetlerine dayalı bir eşitlik talebi.
Mesele bu iki ayrılmaz, iç içe geçmiş talebi birlikte ortaya koyma meselesi. Ve biliyoruz ki bu, sadece kadınların değil, tüm sınıfın meselesi. Kadınların eşitlik, özgürlük, insanca yaşam ve güvenceli bir iş talebinin değiştirmeye yol verdiği şey koca bir hayat çünkü. . .
27. 04. 2017 – EVRENESEL