ERKAN AYDOĞANOĞLU: KİM KAZANDI’ (20. 04. 2017)

167

ülke tarihinin en şaibeli, en tartışmalı referandumunu yaşadık. Başından sonuna eşitsiz ve adaletsiz bir şekilde sürdürülen referandum süreci, seçim günü çok daha belirgin hale gelen baskı, tehdit, hile ve bütün bunları gölgede bırakan Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) kararıyla referandum sonuçlarına yönelik açık bir devlet müdahalesi yapıldığı görüldü. Açıklanan sonuçlar, devlet mekanizmasının bütün kademelerinin fiilen iktidarın denetiminde olduğu bir ortamda sandıktan iktidar partisinin istediği dışında bir sonuç çıkmaması için kendi hukukunu bile yok sayabildiğini bir kez daha gösterdi.
Devletin bütün olanaklarının ‘evet’ için seferber edilmesine, sendikaların önemli bir bölümünün, çeşitli patron örgütlerinin, yandaş medyanın olağanüstü çabalarına rağmen, iktidar cephesinde istenilen ya da beklenenin uzağında bir sonuç ortaya çıktı. Ülke nüfusun yüzde 40’ının yaşadığı, milli gelirin yaklaşık üçte ikisinin üretildiği 17 büyük şehirde ‘hayır’ sonucu çıkarken, ülke genelinde sonuç,yüzde 51 ‘evet’ olarak açıklandı. Referandumda ‘evet’ ile ‘hayır’ arasında 1 milyon 380 bin fark varken, sadece iki tercih olmasına rağmen 847 bin oyun iptal edilmesi, çoğu bölge illerinde olmak üzere en az 1. 5 milyon mühürsüz oyun YSK tarafından yasa dışı bir şekilde geçerli sayılması, referandumun sadece meşruluğunun değil, hukuki niteliğinin de olmadığını gösteriyor.

Son yıllarda, özellikle 9 aydır süren ağır OHAL koşullarında yaşananlara bakıldığında, mevcut sorunları ve çelişkileri çözmek bir yana yeni sorunlar yaratan, toplumdaki kutuplaşma ve ayrışmayı geri dönülemez bir şekilde derinleştirenlerin, tıpkı referandum günü YSK’nin yaptığı gibi, dışarıdan müdahale etmeden istedikleri sonucu alabilmelerinin artık çok zor olduğu anlaşılıyor.

Referandumda, sandık sonuçlarına ancak devlet müdahalesi ile çıkarılabilen yüzde 51’lik sonuç, iktidar cephesinin işinin önümüzdeki süreçte hiç kolay olmadığını, bugüne kadar attıkları bütün tehlikeli adımların ileride ayaklarına dolanmasının kaçınılmaz olduğunu gösteriyor.

Referandumda şaibeli bir şekilde kazanmış gibi görünenlerin aslında kaybettiğini önümüzdeki süreçte yaşanacak ekonomik ve siyasal gelişmeler başta olmak üzere, iç ve dış politikada yaşanacak ağır sorunların belirginleşmesiyle hep birlikte göreceğiz. Ekonomiden iç ve dış politikaya kadar bütün alanlarda önemli tehditlerle karşı karşıya olan bir iktidarın, OHAL koşulları dışında yönetme olanaklarını büyük ölçüde yitirdiği bir ortamda, sadece ilan edilen sonuçlara bakarak yorum yapmanın hiçbir anlamı yok.

Şaibeli referandum sonucunu, öncekilerden farklı olarak yeni ve zorlu bir mücadele döneminin işareti olarak görmek ve değerlendirmek gerekiyor. Hem iktidar cephesi, hem de karşısında yer alan güçler açısından hiçbir şeyin eskisi gibi devam edemeyeceği yeni bir döneme girilirken, her dönem iktidarların hedefinde olan işçi ve emekçilerin kendilerini iktidarın yeni saldırılarından koruyabilmek için daha örgütlü ve kararlı bir şekilde mücadele etmesi tek alternatif olarak duruyor.

Yeni ve zorlu dönemin ilk sınavı, 2017 1 Mayısı’nda verilecek. Referandum sürecinde gündeme gelen kamu emekçilerinin sınırlı iş güvencesini kaldırma girişimleri, OHAL KHK’leri ile yaşanan hukuksuz ihraçlar ve açığa almaların seyri, işçilerin kıdem tazminatı hakkının gasbı, taşeron işçilerin kadro talebinin yok sayılması vb. gelişmeler karşısında başta sendikalar, emek ve meslek örgütleri olmak üzere, toplumun örgütlü kesimlerinin takınacağı kararlı tutumun, 1 Mayıs’ta alanlara somut talepler ve mücadele kararlığı olarak yansıtılmasını gerektiriyor.

Bu yıl 1 Mayıs, ilk kez OHAL koşulları altında yapılacak. Buna rağmen, 1 Mayıs’ı ülkenin her yerinde en geniş ve yaygın bir şekilde kutlamak, iktidarın önümüzdeki süreçte hayata geçirmeyi planladığı saldırılarına karşı güçlü ve örgütlü bir yanıt vermek açısından ayrı bir önem taşıyor.
20. 04. 2017 – EVRENSEL