NİLGÜN TUNÇCAN ONGAN: DEŞİFRE OLDULAR (13. 02. 2017)

167

“38 ders, 5 seminer 50 tez hocasız kaldı. “
Bu açıklama Ankara üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset ve Sosyal Bilimler Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya’ya ait. Türkiye’nin en köklü fakültelerinden birinin bir gece yarısı KHK’sıyla düşürüldüğü durumu işte bu sözlerle özetliyor.
Sadece sayılarla ifade edilebildiği kadarıyla bile durum bu kadar vahim. Maruz bırakıldığımız akademik nitelik kaybının ise haddi hesabı yok.
Bu son kararname, hele de Mülkiye özelinde düşünüldüğünde, muhalif akademisyen ihracında yeni bir aşamaya işaret ediyor. Her biri emek ve barıştan yana tutum alan ve darbe karşıtlığı tartışmasız olan pek çok ismin yanında, eleştirel bilim geleneğinin artık kurumsal düzeyde de hedef haline dönüştürüldüğünü görüyoruz.
Yani hocalarımızın bireysel olarak maruz kaldıkları haksızlığın çok ötesinde bir toplumsal tehditle yüz yüzeyiz. O postallarla çiğnenen cübbelerin yalnızca akademik değil, sınıfsal bir niteliği de var.
Ancak hatırlatmak lazım ki; direniş ve dayanışmayla biçimlenmiş bir geleneği ve bunu yaşatanları hedefe koymak, hedefe koyan açısından büyük riskler de taşır. Saflarını koşulsuz olarak güçten yana belirleyenler, böylesi cüretkar bir saldırı sonrası sadece yenilmezler. Deşifre de olurlar.
Nitekim yayınlanan son KHK sonrası Rektör İbiş nezdinde tüm ihbarcılar da deşifre olmuştur. YöK yaptığı resmi açıklamayla ihraç listelerinin doğrudan rektörlüklerden geldiğini, isimlerin rektörler tarafından bildirildiğini kamuoyuna duyurmuştur. Bu açıklama karşısında rektörlerin istifasını düşünmek fazlaca naif bir beklenti olsa da, herhangi bir yalanlama bile gelmemiş olması oldukça dikkat çekicidir.
YöK açıklamasıyla beraber ilk kez İstanbul üniversitesi bileşenlerinin 4 Kasım 2016 tarihli basın açıklamasında dile getirdiği görüşlerin resmi olarak teyit edildiğinin de altını çizmek gerekir.
Bu durumda siyasal iktidarın görevi tasfiye edilenler kadar korunanların niteliğini ve en önemlisi de, bu tasfiyelerin kimleri korumak için kalkan edildiğini açığa çıkartmaktır. Zira liste hazırlanmasından ibaret olmayan siyasal sorumluluk, hazırlanan listeyi sahiplenmeyince ortadan kalkmıyor.
Bununla beraber tasfiye sürecinin 1 Eylül tarihinde Kocaeli üniversitesindeki tüm barış imzacılarının ihracıyla başladığını da unutmamak lazım. Ardından farklı kararnamelerle Türkiye’nin dört bir yanından imzacı olan ve olmayan yüzlerce muhalif akademisyen ihraç edildi. Bu durumda sadece son KHK’ye odaklanmak bu haksızlıkların ortadan kaldırılması için yeterli değil. Aksine, böyle bir tutum yüz yüze olduğumuz devasa bir toplumsal sorunun çözümünden ziyade ‘yönetilebilmesine’ hizmet eder.
öte yandan bu çerçevede katlanmak zorunda olduğumuz toplumsal maliyet, sanılanın aksine, öğrencilerin eğitim hakkının engellenmesiyle sınırlı değil. Ülkenin bilimsel birikimi yanında, emek emek çalışıp ödedikleri vergilerle bu birikimin oluşmasına katkı sağlayan alın terinin tümüyle heba edilmesi söz konusu. Yani hak ihlali kişisel olmadığı gibi emek israfı da sadece akademisyenlerin emek gücüyle sınırlı değil, toplumsal.
İşte bu sebeple, buna karşı çıkmakta toplumsal bir sorumluluk.
Direnişleri direnişimizdir! Direnişleri onurumuzdur!
13. 02. 2017 – EVRENSEL