ERKAN AYDOĞANOĞLU: ASGARİ HESAPLAR (15. 12. 2016)

173

Asgari ücret, bir ülkede çalışan işçilerin yaşamını sürdürmesi için gerekli asgari geçim koşullarını ortaya koyan en somut göstergelerden birisidir. Asgari ücrette yaşanacak artış sadece asgari ücretle çalışanları değil, çeşitli sigorta primleri ve tazminatlar olmak üzere, neredeyse ücretli/maaşlı çalışan herkesi etkiler.

Türkiye’de mevcut asgari ücret uygulaması, her ne kadar işçilerin yaşadığı sefaletin, ağır emek sömürüsünün devletin ‘yasal güvencesi’ altında sürdürülmesi anlamına gelse de, işçi sınıfının geniş kesimlerinin çalışma ve yaşam koşullarını belirleyen en temel etkenlerden birisi olmayı sürdürüyor. Bu nedenle her yıl aralık ayında milyonlarca emekçinin gözü kulağı, Asgari ücret Tespit Komisyonundan çıkacak asgari ücret artış kararında oluyor.

Milyonlarca asgari ücretlinin çalışma ve yaşama koşullarının tamamen dışında ve uzağında yürütülen göstermelik pazarlıklar, patronların “sıfır zam” dayatması, hükümetin “gerçekçi olmak” adına sürekli patronlardan yana tutum alması, 2017 asgari ücret tartışmalarının nasıl sonuçlanacağı ile ilgili yeterince ipucu veriyor aslında.

İşçinin sefalet ücreti dediği, asgari ücret üzerinden yapılan pazarlıklar, hükümet ve patronların ‘Kriz var’ şantajı ile hareket ederek sürekli İşsizlik Sigortası Fonu’nu yağmalamak için fırsat kollamaları, asgari ücrette yapılacak sembolik artış, işçilerin ‘Bir cebinden alıp, diğer cebine koymak’ şeklinde olacak gibi.

14 yılı aşkın süredir tek başına iktidar olan AKP’nin bugüne kadar patronların bir dediğini iki etmediğini biliyoruz. öyle ki, 2002’den bugüne 2003, 2006, 2009, 2012 ve 2015 yıllarında “istihdam teşvik paketleri” açıklayarak patronların istihdam maliyetlerinin önemli bir bölümü toplumun, özellikle işçilerin sırtına yıkıldı. Yetmedi 2016’dan itibaren asgari ücret artışı bahane edilerek, 11 milyon işçiyi kapsayacak şekilde işçi başına 100 TL üzerinden yeni bir teşvik sağlandı. Bugüne kadar iktidarın teşvik adı altında patronlara karşılıksız aktardığı kaynak miktarı 45 milyar TL’yi aşmış durumda. Patronlara yönelik sigorta prim aflarını, vergi barışı vb. adımları saymıyoruz bile.

2017 yılı için belirlenecek asgari ücret artış oranı üzerinden yapılan ‘asgari hesap’ beklenen artışın büyük ölçüde sembolik olacağını ve bu işten yine patronların kazançlı çıkacağını söylemek mümkün. Asgari ücrette yapılacak ‘üç kuruşluk’ artışın çok daha fazlasının iktidar tarafından patronların kasasına aktarılacağını, bunun için İşsizlik Sigortası Fonu’nun 2017’de daha fazla yağmalanacağını tahmin etmek zor değil.

Türkiye’de asgari ücretle yaşam mücadelesi veren, hatta çoğu zaman asgari ücret altında bir ücrete çalışmak zorunda bırakılan milyonlarca işçi açısından asgari ücrete ilişkin tanımlar, ilkeler, kurallar vb. hepsi kağıt üstünde. Asgari ücret ile amaçlanması gereken işçinin ve ailesinin insan onuruna yaraşır bir gelir elde etmesinin asgari şartlarının sağlanması olmak zorundayken, Türkiye’de yaşanan pratik durum her bir asgari ücretlinin her ay ekonomik mucizeler yaratarak yaşamını sürdürmeye çalıştığını, daha doğrusu fiziken hayatta kalma mücadelesi verdiğini gösteriyor.

Emekçi ailelerinin yaşadığı kredi ve borç batağına çözüm üretmek yerine, yeni borçlanma mekanizmaları peşinde koşan, patronlar için teşvik paketleri hazırlarken, kaynak olarak sürekli İşsizlik Sigortası Fonu’nu adres gösteren bir iktidarın ‘Yoksuldan alıp, zengine verme’ politikaları 2017’de artarak devam edecek gibi görünüyor.

Ekonomideki durgunluk ve kriz koşullarının belirginleşmeye başlamasıyla birlikte resmi işsizliğin önümüzdeki dönemde yüzde 15’lere çıkmasının kaçınılmaz olduğu bir ortamda,ücretlerin aşağıya doğru gidişini hızlandırmaktan başka bir sonuç vermeyecek olan ekonomik politikaların yasal asgari ücret uygulamasını bile fiilen ortadan kaldırdığı bir ortamda asgari ücrette ‘pazarlık yapıyormuş gibi’ yapanlar sadece işçileri değil, herkesi kandırıyorlar.
15. 12. 2016 – EVRENSEL