NURAY SANCAR: CİN ÇIKARILIR, ŞEYTAN KOVULUR ŞİFAHANESİ (07. 12. 2016)

259

Adamın biri İkitelli’de Manevi Şifa Merkezi açmış. İnternet sitesinde “büyü bozma ve cin musallatı” olarak tanıtılan “merkez”in afişinde, yapılan hizmet “5 bin yıllık tedavi… Bioenerji, metafizik, hacamat, sülük tedavi, ruhsal terapi” sözleriyle sayılıyor. Buna tepkiler yoğunlaşınca Sağlık Bakanlığı alelacele bir açıklama yaparak “Biz böyle bir yere ruhsat vermedik” dedi. Sonra da kapatılacağı bildirildi.
Ama bununla konu elbette noktalanmadı.
çünkü cin çıkarma, şeytan kovma gibi taahhütlerde bulunan şifa merkezinin açılması sadece bir uyanığın işi olarak görülemez. Geleneksel sözüne tıp eklenerek üretilen tamlamanın daha önce de tartışmaya açıldığı hatırlanırsa, olsa olsa kolektif bir uyanıklıktan söz edilebilir bu durumda. 2012’de düzenlenen ve Ahmet Davutoğlu’nun eşi, doktor Sare Davutoğlu’nun düzenleyicilerinden olduğu Hacamat Kongresi yeterince sansasyon yaratmıştı o zamanlar. Böyle bir kongre, sonra bir kez daha toplandı.
Bedensel hastalıklara yönelik hacamat, sülük tutma, kupalama, kesik atma vb. yöntemler Orta çağ’da uygulanırdı. Ruhsal hastalıklar için de cin çıkarma, şeytan kovma, büyü defetme gibi yöntemler vardı. Bu “kocakarı” işleri modern tıbbın gelişimiyle, zamanla tavan arasındaki müstesna yerini aldı. Ancak AKP’li yıllar boyunca Osmanlıya ait hurdalık ne varsa ortaya çıkarılmaya başlandığı için “geleneksel tıp” yeniden baş tacı irtifasına yükseltilebildi.

Uyanıkların durumdan vazife çıkardığı koşullar, devlet finanslı kamusal sağlık hizmetlerinin tasfiyesinin her köşe başında biten özel hastanelerin yaygınlaşmasıyla tamamlandığı süreçtir. Devletin sosyal hizmetlerden elini çekmesi nasıl yeni rant alanları yaratmışsa lüks özel hastanelerin açılması da AKP mensupları veya yakınlarını ihya etti. Bununla ilgili haberler basında bir hayli yer aldı.
Sağlıkta devrim yaptığı iddiasındaki hükümet, devlet hastanelerinin dökülen halini, tatmin olmayan hasta yakınlarının sağlık personeline uyguladığı şiddeti, bir hekime düşen hasta sayısının insan potansiyelini nasıl zorladığını, hastanın her fırsatta cebinden çıkan parayı, sağlık sigortası dışında bırakılan hastalıkların yol açtığı bütçe yıkımını filan yokmuş gibi davranmaya devam ediyor.

öte yandan giderek endüstrinin bir çarkı haline gelmiş sağlık sektörü bu kârlı alanda sadece hastaları değil sağlığın tanımını sürekli değiştirip yeni hastalıklar icat ediyor, alarm çanları çalarak kampanyalar düzenliyor, pahalı kimyasalların satışı uğruna daha ekonomik tedavi yöntemlerinin üstünü örtüyor.

Hastalığı standartlaştıran, kişinin bedensel, ruhsal durumunu ve çevre ilişkilerini hesap etmeyen böyle bir tıp, giderek insan sağlığını bir meta haline getirdi. Aklı başında doktorlar ve sağlıkçılar ise endüstriyel tıbbın insan bedenine ve ruhuna yönelik istismarını sürekli olarak teşhir ediyor.

Hurafenin canlanması endüstriyel tıbbın skandallarının artık gizlenemez olduğu koşulların da bir ürünü. Sağlık sistemini çökertip tıbbı itibarsızlaştıran sistem, güvensizleştirdiği alana ister istemez şarlatanlığı geri çağırdı. Bizde bu yıkım ve telafi süreci hiç de dolaylı değil. Hurafenin itibar kazandığı zemin doğrudan doğruya devleti yönetenler tarafından hazırlandı.
Güvencesizlik, işsizlik, şiddet ve yoksulluğun yol açtığı yaygın depresyona bundan böyle cin çıkarma, şeytan kovma gibi ritüellerin eşlik edeceğini söylemek hiç de abartı olmaz. Geçmişte örnekleri çok çünkü. Ruh sağlığı ile ilgilenen tıbbın çocukluk evrelerinde hastanın içindeki kötülüğü kovmak için her türlü şiddet uygulaması mübah görülürdü. Bu nedenle tıbbın kendisi bir cinnet gösterisi haline geldi ve kliniğe hasta olarak gelip kötürüm çıkan epey insan oldu. Onların bir kısmı da hayatını kaybetti.

Eh şimdi hacamattı, sülüktü, cindi, şeytandı derken Orta çağ’a geri dönüyoruz. Bu memleket Fethullah’ın cin ordusuna savaş açan belediye başkanları görmüşse bundan sonra millet cin kovmayla uğraşacak demek ki. Tedavüle sunulacak iç veya dış düşman yokluğunda herkes kendi içindeki kötülükle uğraşsın. Cinleri kovsun şeytanını yollasın.

Tövbe estağfurullah!
07. 12. 2016 – EVRENSEL