ERKAN AYDOĞANOĞLU: İSTİHDAM STRATEJİSİ-3 (28. 04. 2016)

167

İşçi ve emekçilerin çalışma ve yaşama koşullarının gittikçe ağırlaştığı, esnek ve güvencesiz istihdam uygulamalarının kamu-özel ayrımı yapmadan bütün alanlarda yaygınlaştığı bir dönemden geçiliyor. İşçilerin iradesinin tamamen dışında, yapılan işin, işyerinin ve en önemlisi sermayenin istek ve beklentilerine göre belirlenen yeni çalışma biçimleri patronlara iş gücünün yapısında, yasal kurallara bağlı kalmadan, çalışma ilişkilerinde fiilen, istediği gibi değişiklik yapabilme serbestliği tanıyor.

İktidarın yıllar içinde adım adım hayata geçirdiği istihdam stratejisi ile birlikte, işçilerin, çalışma süresi, çalışma biçimi, sayısı, çalışma koşulları, ücreti ve çalışma yetenekleri bakımından, ‘piyasa koşulları’ neyi gerektiriyorsa, o koşullarda çalışmanın alt yapısı oluşturuldu. çıkarılan yasalar ve fiilen hayata geçirilen uygulamalar yetmiyormuş gibi, şimdi de esnek çalışma, taşeronun isim değişikliği üzerinden yaygınlaştırılması, özellikle kiralık işçilik gibi düzenlemeler üzerinden çalışma yaşamının kurallarının tamamen “piyasa koşulları”tarafından belirlenmesi için adımlar atılmaya çalışılıyor.

Sermaye açısından önemli olan, kaç kişinin istihdam edildiği, kaç kişiye ‘ekmek verildiği’ değil, üretim süreci içinde oluşan arz ve talep dalgalanmalarına karşı “nasıl” ve “ne kadar” hızlı yanıt verildiğidir. Bu şekilde patronların yaşayacakları olası krizler karşısında elinin güçlü olması, işçileri istediği gibi çalıştırıp, istediği zaman “en az maliyetle” kapı önüne koyabilmesi hedeflenmektedir.

İktidarın istihdam stratejisinin somut bir ürünü olarak yıllardır işyerleri, iş kolları ve çalışma biçimleri açısından çalışma biçimleri esnek, güvencesiz ve istikrarsız hale getirilirken, diğer yandan, bu durum fabrika ve işyerlerinde emekçilerin ortak talepler etrafında bir araya gelmesini ve birlikte mücadele olanaklarını da arttırıyor. Başka bir ifadeyle söyleyecek olursak, işçi ve emekçiler arasında yoğun olarak yaşanan parçalanma ve rekabet tehdidi, aynı zamanda sınıfın ortak çıkarlar etrafında birleşmesini kolaylaştıran sonuçlar da yaratıyor.

Görünen o ki, son yıllarda giderek artan ve işçi sınıfının kazanılmış haklarını geri almayı amaçlayan yasal düzenlemeler önümüzdeki dönemde daha da artarak devam edecek. Bu nedenle sermayenin ve onun siyasal temsilcilerinin istihdam stratejisine karşı emeğin kendi mücadele stratejisinin belirlenmesine ve hayata geçirilmesine kafa yormak gerektiği açıktır.

Emeğe ve emekçilere yönelik çok yönlü saldırıların arttığı bir dönemde sınıf hareketinin üzerindeki ölü toprağını atıp yeniden canlanması için 2016 1 Mayısı önemli bir basamak olarak değerlendirilmeli, ülkenin her yerinde somut taleplerle alanlara çıkılarak meydanın boş olmadığı dosta düşmana güçlü bir şekilde gösterilmelidir.

Kuşkusuz sendikal hareket, ülkenin ekonomik, toplumsal ve siyasal koşullarından önemli ölçüde etkilenmektedir. Siyasal iktidarların emek hareketi karşısındaki tavrı, emekçilerin toplumsal olaylara duyarlılıkları ve bu olaylara bakışı, toplumsal-siyasal gelişmelerin hızı ve yoğunluğu, diğer toplum kesimlerinin emek hareketine yönelik düşünce ve yaklaşımları, emekçilerin bilinç düzeyi, yaşadığı deneyimler, devletin bu konuda izlediği politika vb. unsurlar, sendikal mücadele üzerinde etkili olan temel etkenlerdir. Bu temel gerçeği göz ardı etmeden artan saldırıların hedefi olan kesimlerin ortak tepkisini örgütlemek için en önemli görev yine az çok sınıf kaygısı duyan sendikalara düşüyor.

İçinde bulunduğumuz zorlu dönemin ve emek hareketinin ihtiyaçlarına uygun, emekçilerin en geniş kesimlerini harekete geçirecek ve onların yüzünü yeniden örgütlü mücadeleye dönmelerini sağlayacak bir mücadele hattının oluşturulması için 1 Mayıs’ın güçlü geçmesi kadar, 1 Mayıs sonrasında yapılacakların da önemli olduğunu unutmamak gerekiyor.
28. 04. 2016 – EVRENSEL