ERKAN AYDOĞANOĞLU: İSTİHDAM STRATEJİSİ-2 (21. 04. 2016)

179

Türkiye’de istihdamın artırılması için iş gücü piyasasının esnekleştirilmesi, işten çıkarmanın kolaylaştırılması ve işten çıkarma maliyetlerinin düşürülmesi, özellikle geçtiğimiz 14 yıl boyunca AKP iktidarının öncelikli gündemini oluşturdu. 2003 yılında 4857 sayılı İş Kanunu’nun çıkarılmasının ardından yapılan bütün düzenlemelerin hedefinde patronların istedikleri zaman işçi alıp istedikleri zaman çıkarabilmelerinin kolaylaşması, 19. yüzyıla özgü çalışma biçimleriyle piyasada ‘rekabet üstünlüğü’ sağlanması hedeflendi.
İş Yasası’nın değişmesi ile birlikte işçiler arasındaki farklılıkları öne çıkartan ve sendikal örgütlenmenin son derece zor olduğu, genelde esnek çalışma olarak ifade edilen, kısmi süreli çalışma, ödünç işçilik vb. gibi yeni çalışma biçimleri hızla yaygınlaştı. Taşeron çalışma başta olmak üzere, kısa süreli, mevsimlik istihdam uygulamalarının katlanarak artması, işçilerin işsizlikle terbiye edilmesini, uzun çalışma süreleri ve düşük ücrete mahkum bir şekilde çalışmaya razı olmalarını beraberinde getirdi.
İktidarın istihdam stratejisi patronların işçiler üzerinde mutlak bir hakimiyet kurmasını, işçilerin kendilerine söylenen her şeyi itirazsız yerine getirmelerini sağladı. özellikle taşeronlaştırma gibi uygulamalarla işler işletme dışına taşınarak, patronlar açısından sendikal örgütlenme ‘tehlikesi’ büyük ölçüde ortadan kaldırıldı.
Bütün iş kollarında hızla yaygınlaşan, hatta metal gibi bazı iş kollarında imzalanan toplusözleşmelerle düzenlenen esnek çalışma uygulamaları iş gücü maliyetlerini belirgin bir şekilde azaltırken, işçinin ücretini, fiilen çalıştığı saatler için yapılan ödemelere yaklaştırdı. çok sayıda işçi açısından son yıllarda fazla mesai, ikramiye, prim gibi ödemeler adım adım ortadan kaldırıldı, belli durumlarda potansiyel iş gücü maliyetleri (ihbar ve kıdem tazminatları vb. gibi) fiilen bertaraf edilerek, en temel iş güvencesi hükümleri bile etkisiz hale getirildi.
Benimsenen istihdam stratejisinin en belirgin özelliklerinden birisi, hızla artan işçi sayısına karşın sendikaların örgütlenme alanının giderek daralması oldu. İstihdam açısından daha düşük ücretle, kayıt dışı ve esnek çalışma biçimlerine daha uygun oldukları için tercih edilen kadın, genç ve göçmen işçilerin toplam istihdam içindeki payları belirgin bir şekilde arttırıldı. Her üç yılda bir patronları ihya etmek için açıklanan ‘istihdamı teşvik paketleri’ ile istihdam edilen işçilerin sigorta primlerinin önemli bir bölümü ‘İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılandı.
Bütün bunlar hayata geçirilirken, çalışma saatleri fiilen arttı ve fazla çalışılan süreler için mesai ücreti yerine ‘serbest zaman’ uygulaması hayata geçirildi. özellikle örgütsüz işçilerin büyük bölümü, sigortasız olarak, düşük ücretle ve günde ortalama 12-14 saat çalışmak zorunda bırakıldı. Taşeron işçi sayısı 2 milyonu aşarken, Toplum Yararına çalışma (TYç) adı altında 500 bini aşkın ‘geçici iş’ üzerinden geçici işçi istihdam edilerek işsizlik rakamlarının gerçek boyutlarını gizlemeye çalışıyorlar.
Sermayenin iktidar aracılığıyla hayata geçirmeye çalıştığı istihdam stratejisi, patronlara her açıdan boyun eğen, yıllarca zam almadan, sigorta, sosyal hak, örgütlenme ve sendika kelimeleri hafızasından silinmiş olarak çalışan bir iş gücü yaratmayı, başka bir ifadeyle modern köleliğin egemen olduğu istihdam yapısı oluşturmayı hedefliyor.
‘Az insanla, en az maliyetle, en çok iş yapılmasını’ temel alan, gerçek anlamda istihdam yaratmayı değil, istihdam ediyormuş gibi görünmeyi hedefleyen bir istihdam stratejisi ile yeni iş alanlarının yaratılması, işsizliğin önlenmesi ve kayıt dışı istihdamın azaltılması mümkün değil.
İktidarın istihdam stratejisine karşı nasıl bir tutum alınması, emek örgütlerinin nasıl bir mücadele stratejisi izlemesi gerektiği konusunu haftaya değerlendirelim.
21. 04. 2016 – EVRENSEL