NİLAY ETİLER: KEYFİ KÜRTAJ MI’ (29. 03. 2016)

172

Türkiye’de kadınların muhafazakarlık, neoliberal politikalar ve ataerkil sistem arasında sıkışıp kaldığını biliyoruz. Bu üç eksenin kesiştiği noktada, kadınların durumu da giderek geriye gidiyor. Bu, kadınların canına mal oluyor, sağlığını bozuyor.
Muhafazakar neoliberal iktidarın üç çocuk-beş çocuk üzerinden ifade ettiği doğurganlık politikasının bir yansıması olarak aile planlaması hizmeti artık neredeyse sunulmuyor.
Devlet büyüklerinin söylemleriyle desteklenen kürtaj karşılığı artık bir devlet politikası haline geldi. Yasal olarak düzenleme yapılmamış olsa kamu hastanelerinde artık kürtaj yapılmıyor. Böylece özel sektörde kürtaj “fahiş fiyatla” yapılıyor. Sağlık hizmetleri de piyasaya göre kendisini şekillendiriyor.
Geçtiğimiz yıl partneri tarafından tüfekle kolundan vurulan gebe kadını hatırlamakta fayda var: Kolunun kesilmemesi için kullanılacak ilacın bebeğe zarar verme olasılığı olduğu için gebelik mi kol mu tartışması yapıldı.
Sağlık hizmetleri açısından kürtaj demek, “istenmeyen gebelik” demektir. Bu nedenle de aslında kürtaj bir sağlık hizmetidir. Ama siyasi iktidarın ağzından konuşan hastane yöneticileri kürtajı “isteğe bağlı kürtaj” diye adlandırıyor. Ya da yakın zamanda bir toplum sağlığı merkezi çalışanından duyduğum gibi “keyfi kürtaj” da kullanılan terimler arasında.
Kürtaj bu kadar kötü ve istenmeyen bir şey olunca, toplumda kadınlar da bu kelimeyi kullanmaktan imtina ediyor. örneğin, her beş yılda bir yapılan Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmalarında 1993-2008 yıllarında arasında yapılmış dört araştırmanın sonucuna göre, evlenmiş kadınların sahip oldukları gebeliklerin yüzde 10’u kendiliğinden, yüzde 10’u isteyerek düşük yani kürtaj imiş. Oysa kürtaj karşıtlığının yükselişe geçtiği dönemde yapılan 2013 araştırması sonucuna göre isteyerek düşük yüzde 5’e gerilemiş. İşin dikkat çekici tarafı, kendiliğinden düşükler de yüzde 14’e yükselmiş. Böylece toplamı yüzde 19 ediyor. Yani her zaman olan yüzde 20’den 1 puan düşmüş!
2013 araştırmasının sonuçlarına göre kendiliğinden düşüklerdeki artış yüzde 40! (yüzde 10’dan yüzde 14’e artmış). Bu oranları bir de rakamlara çevirelim: Türkiye’de her yıl 1. 55 milyon gebelik gerçekleşiyor. Bu oranlara göre önceki yıllarda 130 bin olan kürtaj 65 bine düşmüş. Yine 130 bin kendiliğinden düşük 180 bine çıkmış, yani 50 bin fazladan kendiliğinden düşük! Kendiliğinden düşüklerdeki bu kadar artış için herhalde bir Meclis araştırma kKomisyonu kurulmalı! Hem kadınların sağlığını tehdit eden hem de ülkemizde doğurganlık üzerine etkili bu durum açığa çıkarılmalı elbette!
Ama iş öyle görünmüyor. Yoksa ‘mahalle baskısı’ nedeniyle kadınlar kürtajı kendiliğinden düşük diye mi bildirmiş?
Topluma aile planlaması hizmeti sunmakla görevli sağlık çalışanının kürtaj için “keyfi kürtaj” dediği bir ülkede, buna gerçekten ihtiyacı olan kadınların durumunu bir düşünün. Yoksul olabilir, zamanı olmayabilir, kocasından şiddet görüyor olabilir, işe girecek olabilir vs. vs.

2013 Nüfus ve Sağlık Araştırmasına göre gebeliği önleyici hapların yüzde 67’si, kondomların yüzde 49’u eczaneden ücretleriyle alınıyor. çiftlerin yüzde 26’sı geleneksel yöntem kullanıyor. Kadınların yarısı doğurganlığını sınırlandırmak istiyor.
Rahim içi araç yani spiral takılmasıyla ilgili organizasyon aile hekimliğine geçilmesiyle bozulmuş durumda. Aile sağlığı merkezlerinin görevleri arasında tanımlanmış ancak fiilen bunu sunacak bir organizasyon olmadığı gibi hizmeti denetleyen de yok. En basitinden aile planlaması hizmeti, performans kriterleri arasında yer almıyor. Sadece A ve B grubu aile sağlığı merkezleri bu hizmeti sunuyor. Ayrıca Sağlık Bakanlığının spiral takma eğitimi verdiği doktor-hemşire sayısı 2014’te 579 olarak bildiriliyor. Oysa 2007 yılında eğitim alanlar 1118 idi (THSK 2014 Raporu). THSK Raporuna göre Sağlık Bakanlığı tarafından aile sağlığı merkezlerine dağıtılan kondom sayısı 40 milyon idi. Yani neredeyse evli çift başına yılda bir kondom düşüyor, hadi bilemedin iki kondom.
Sağlık Bakanının “Tecavüze uğrayan doğursun devlet bakar” dediği bir yerde beklenen budur.
29. 03. 2016 – EVRENSEL