ÇİĞDEM TOKER: HEM GİZLİ HEM MAĞDUR (26. 03. 2016)

230

çağlayan Adliyesi’nin birinci katı yükünü almış, mahkeme salonunun dolup taşacağı erkenden belli olmuştu.

Can Dündar
ile
Erdem Gül’ün yargılanacağı İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne, Almanya Büyükelçisi
Martin Erdmann
duruşma saatinden, yirmi dakika önce geldi. Ve görev yaptığı ülkenin halkını iyi tanıyan diplomatlara özgü bir atiklikle, o sıra kapalı olan salon kapısının hemen önünde mevzilendi.

“Bu davanın büyükelçi düzeyinde izlenmesi, Almanya’nın devlet olarak burada olması anlamına gelir”
diyordu bir avukat. . .

Erdmann’dan kısa süre sonra, çok sayıda ülke konsolos ve diplomatik görevlileri art arda göründü. İzleyici grubu tam yoğunlaşmıştı ki, bir anonsla duruşma salonunun farklı bir yerde olduğu duyuruldu. Kalabalık koşar adımlarla merdivenlere yöneldi.

Dışardan halimiz biraz eğlenceli görünüyor olsa da şık giysileri ve takıları içinde nefes nefese kalan diplomatlar, milletvekilleri, STK temsilcilerinin pek eğleniyormuş gibi bir hali yoktu. Nihayet salon, tek kişilik yer kalmamacasına dolduğunda, mahkeme başkanı duruşmayı başlattı. Altı ilin baro başkanı (Gaziantep, Hatay, Bursa, Osmaniye, Adana, Diyarbakır başkanvekili) Can ile Erdem’i savunmak üzere gelmişti. Sayabildiğim 50’ye yakın avukat; salona girebilenlerdi.

***


İlk oturuma yoğun ilgi gösteren herkes, açık ifade etmese de Anayasa Mahkemesi (AYM) kararının ardından Can ile Erdem hakkında, yeniden bir tutukluluk kararının çıkıp çıkmayacağı konusuna odaklanmıştı. Normalde, anayasasında
“hukuk devleti”yazan ülkelerde; AYM’nin verdiği bir kararın, herkes için bağlayıcı olduğunun tartışılması bile ayıp kaçardı. Bu kadar akıldışı ve sakat bir ihtimalin tartışılmasının yegâne sebebinin, Cumhurbaşkanı’nın AYM kararını hedefe koyup,
“istikrarlı”biçimde eleştirmesinin olması ise başka bir tuhaflıktı. Nitekim avukatlar
Tora Pekin, Ergin Cinmen, dünkü duruşmada Erdoğan’ın karara nasıl saygı duymadığını anlattığı ifadelerini okuyarak mahkeme heyetine anımsattılar.
“Cumhurbaşkanı sizden AYM kararına uymamanızı istiyor”
sözleri kayda geçti.

Duruşmaya damgasını vuran asıl konu farklı oldu.

Duruşmanın kapatılması talebi, ifade özgürlüğü bakımından aslında hiç açılmaması gereken davanın karakterine o kadar da aykırı değildi belki. Yine de bu durum, karar açıklandığı an büyük bir tepkinin yükselmesine engel olmadı. İzleyicilerin, mahkeme heyeti oturur, güvenlik görevlileri oradayken gösterdiği protestonun
“tonu”, korku duvarında bir eşiğin aşıldığını göstermesi bakımından dikkate değerdi. Dikkate değer ve siyaseten ironik sayılabilecek diğer not ise
“mağduriyet”e dair.

Son birkaç yıldır artan kudretlerini konuşup yazdığımız Erdoğan ile MİT, mağduriyetleri nedeniyle davaya katılmak istedi. Mahkeme de kabul etti.

Bu koşullarda yasalarla, fonlarla güçleri sürekli arttırılan, MİT ile Cumhurbaşkanı’nın neden ve nasıl mağdur olabileceklerini öğrenmemiz çok kolay görünmüyor.

Devlet sırrının tanımlanmadığı bir hukuk sisteminde, dava halka kapatıldı çünkü. Ama gazeteciliğin yargılandığı; Erdoğan’ın, MİT’in mağdur; duruşmaların gizli olduğu bu davada; bir grup milletvekilinin duruşmalarda halk adına bulunma talebi ve bu talepteki ısrarı ise hukuk devleti mücadelesi bakımından kıymetlidir.
26. 03. 2016 – CUMHURİYET