SEVDA KARACA: BİZİM KÜÇÜK, GÜNDELİK DİRENİŞLERİMİZ’ (21. 03. 2016)

170

Kocaların kol gücünü karılarının kaburga kemiklerinde denedikleri evlerin dizi dizi sıralandığı bir mahallede geçiyor hikaye. Her gece sımsıkı kapalı perdelerin arkasından kadınların çığlıklarının, çocukların ağlamalarının geldiği bir sokakta. . . Her gece başka bir evden yükselen sesi dinliyor “Bu gece bağıran ben değilim, oh” diyen kadınlar. Perdeleri daha sıkı kapatıyorlar.
Her gün bir yeri, ama en çok kalbi ve onuru kırık, kendini komşulardan saklamaya çalışan kadınların sayısı artıkça “bir şey yapmalı” sözü de büyüyor. çünkü bu yaralı bereli hal, hepsini evde yalnız ve korunaksız bırakıyor. Perdeleri sıkı sıkı kapamanın, “çok şükür bugün de ölmedik” demenin kimseyi kurtarmadığı bir günün ertesinde karar veriyorlar. Tehlikenin yaklaştığını hisseden kadın, komşu kadınların görebileceği bir yere kırmızı bir eşya bırakıyor. Kırmızı bir vazo, kırmızı bir eşarp, kırmızı bir bluz. . . İşareti gören kadınlar, bulaşık suyundan elini, dikiş makinesinden ayağını, çay bardağından dudağını çekip koşa koşa işareti çakan kadının evine gidiyor. “Biz geldiiikkk” deyip, müdanasız işgal ediyorlar kocanın iktidar alanını. Kadınların gündelik konuşmalarından, çoluk çocuk gürültüsünden sıkılan koca ya evden kaçıyor gece yarısına kadar dönmüyor ya da kadınlar adam gidip yatana kadar bırakmıyorlar “işgal” alanını. Kocalar, her gece başka bir eve taşınan bu işgal hikayesini çözene kadar, kadınlar çoktan hayatın eskisi gibi devam etmeyeceği bir çokluk hissine kavuşuyorlar.

Şimdi hepimiz; iktidarın yönetme gücünü, kaburgalarımızın arasına yerleştirdiği kocaman bir korku topundan aldığı karanlık bir mahallede yaşıyoruz. Televizyonlardan sivillerin çığlıkları, ölü yakınlarının ağlamaları geliyor. Sokaklar bomboş. Perdelerimiz sıkı sıkı kapalı. . . Uzmanlar diyor ki; bu korku ikliminde eve kapanmak insanın en ilkel savunma mekanizmalarından biri. Kontrol edilemeyen bir kaosun içinde sınırlarını bildiği bir evrende kendi küçük düzenini sürdürme çabası, insanın milyonlarca yıl öncesinde öğrendiği “korunma” yöntemi. . .

Korkuyla sığınılan evler, insanlığın milyonlarca yıldır biriktirdiği sosyal, kültürel tüm değerlerin anlamsızlaştığı, yalnızca ilkel bir hayatta kalma çabasına mahkum edildiğimiz birer mağaraya dönüşüyor. Sonra o mağaralardan izliyoruz; Karaman’da 45 çocuk, kendini eğitim kaftanıyla sarmalamış bir gericilik kurumunda istismar ediliyor. Adana’dan İstanbul’a gezmeye gelmiş bir ailenin 3. 5 yaşındaki bebesinin puseti, İstiklal’in ortasında, ölü kuşlar arasında devrilmiş duruyor. Güzel yüzlü çocukların, gencecik gülüşlerin fotoğrafları düşüyor üç cümlelik hayat hikayeleriyle ekranlara. . . Yaşananlara seyirci kalmak, kendi hayatımıza egemen olma fikrinden ve eyleminden uzaklaştırıyor aslında her birimizi. Kabuğuna çekilmenin böylesi otoriterliğe yol verirken, her türlü şoven fikir akacak mecra buluyor. Bizim yalnızlık hissimiz, egemenin beslendiği bir yalağa dönüşüyor.

Kendinizi en son ne zaman güçlü hissettiğinizi düşünün. Kalabalıklar arasında değil mi? Mesela 8 Mart yürüyüşünde, mesela hiç tanımadığınız bir kadının da sizle benzer düşüncelere sahip olduğunu görüp duygulandığınız bir ev toplantısında, mesela ortamı bunaltan sözler söyleyip duran kişinin karşısında “o işler öyle değil” deyip umut dağıtan dostunuz için “iyi ki var” diye düşündüğünüz o anda. . .
Basit, gündelik direnişlere ihtiyacımız var. Kendi küçük eylemimizin ve irademizin yaşananların akışını değiştirme kapasitesine sahip olduğunu görmeye ihtiyacımız var. Dirayetli olalım. Kötü olan her yere sirayet etmişken, iyi olana, umutlu olana tutunalım. çekip çıkaralım onu saklandığı yerden. Bize lazım gelen bir mucize değil, hareket. Hayatın eskisi gibi devam etmeyeceği bir çokluk hissine kavuşmak. . . çokta, kalabalıkta yerini almak.

Her savaş dönemi, gündelik hayatı direnişe çeviren umut hikayelerinin konu edildiği filmlerle boşa. çünkü o savaşların bitmesi, gündelik hayatını korkuya teslim etmeyenin direnciyle mümkün oldu. Bunu, milyonlarca yıldır insanlığın biriktirdiklerinden biliyoruz. . . O birikimi gericiliğin tahakkümüne, otoriterliğin saadetine terk etmeyelim.

Hadi, hareket edelim!
21. 03. 2016 – EVRENSEL