SEVDA KARACA: NİYE YASAK DİNLEMEDİK’ (07. 03. 2016)

219

Korku ve nefretle yürütülen topyekûn bir savaş herkesi hedef haline getirdi. Kadınların neredeyse 10 yıldır aynı meydanlarda, aynı caddelerden geçerek yaptıkları yürüyüşler,
mitingler “güvenlik” gerekçesiyle yasaklandı.
Son 8 ayda Diyarbakır,
Suruç,
Ankara, İstanbul’da bombalar hayatımıza düşerken,
Cizre, Nusaybin, Suruç, Silvan, Silopi’de onlarca kadın bizzat devletin “güvenlik” kuvvetlerince öldürülürken, her gün 5 kadın, pohpohlanan ve dizginlerinden boşandırılan erkek egemenliğiyle evde, sokakta, okulda, işyerinde öldürülürken,
kadınların koruma kararlarına rağmen hayatını kaybetmesine göz yumulurken bu 8 Mart’ın kadınların güvenliği düşünülerek yasaklandığına kim inanır? Kadınlar inanmadı.
Bu ülkede kadınların güvenle nefes alabilmelerinin tek olanağının onları güvenlik gerekçesiyle her türlü yaşam hakkından mahrum eden zihniyetin ortadan kalkması olduğunu söyleyerek yasağı tanımadılar.

Kadıköy İskele Meydanı’nda toplanmaya çalışan kadınlara gösterilen tahammülsüzlük,
kadınların polis kalkanlarıyla itilirken duydukları sözler bu zihniyetin dışa vurumuydu.
“Gece 3’te dışarıda ne işi varmış?” diye sokak ortasında tecavüzü meşrulaştıranlar, 8 Mart alanlarında “yasak dedik, yine de toplandınız,
ne işiniz var meydanda, evinize gidin” demekten imtina etmediler. Polislerin küfürlerine, kahkaha atarak savurdukları tekmelere eşlik eden “eylem senin neyine, sen git kocan gelsin yavrum”lar, “sizi dışarı salan erkeğin sıfatına tüküreyim”ler, kadın gazetecilere yönelik tacizler… İşte tam da bu muamele, kadınların 2016 8 Martı’nda “eşitlik ve özgürlük” talebini öne çıkarmasının arkasındaki memleket tablosunun özeti. İşte tam da bu muamele, kadınların yasaklar karşısında sinmeyip sokakta olmakta ısrar etmesinin nedeni. . .
Kadınları “yasak” deyince pısacak,
“eve git” deyince boynunu eğip gidecek, “sen sus, erkeğin konuşsun” deyince susacak köleler haline getirme çabası,
savaşta öncelikle kadınların hedef alınması pratikleriyle, torba yasayla taçlandırdıkları güvencesizleştirme operasyonlarıyla, devletin her kademesinde kadınların yaşadığı şiddetin, hak gasplarının ve eşitsizliğin mazur ve meşru görülmesiyle karşımızda.
Kadınlar 8 Mart’ta eşitlik ve özgürlük sözlerini söylemek için direnirken,
İstanbul Kongre Merkezi’nde “Kadın Hayattır” buluşmasında konuşan Başbakan Davutoğlu, kadınlara bu hayatta söz ve karar hakkı tanımadıklarını şu sözlerle ortaya koyuyordu: “Kadınlarımızın yaşadığı üzüntüyü tekrar yaşamamaları için siyaset yapıyoruz. “

Aileyi, devletin makbul vatandaş tımar etme yeri, kadını da o ailenin kölesi haline getirmeyi görev bilen iktidarın sözcüsü 8 Mart’ta “makbul olmayan” kadınlara şiddet uygularken çıkıp “ben her kız çocuğunun ikinci babası,
her kadının ikinci kardeşiyim” diyordu.

Kadınlarsa tam da bu zihniyetle kurulan toplumsal hayatta o babaların kız çocukları, kendi hayatlarına karar vermek istediklerinde sopayla, o kardeşlerin, kadınlar, başka bir hayat istediğinde silahla karşısına dikilebildigini çok iyi biliyordu. Tam da nedenle, hayatları hakkında siyaset yapma işini kimseye bırakmayacaklarını söylemek için fiili bir direnişle sokakta sözlerini söylemeyi tercih ettiler. İktidarın karanlık siyasetine karşı rengarenk, kadınları sözsüz bırakma politikalarına karşı sözlerini hep birlikte söyleyerek, kadınları dayanıksız bırakma politikalarına karşı dayanışarak, kadınların kolunu kanadını kırma politikalarına karşı direnerek ve birbirine direnme gücü vererek “hayatımız hakkında kararı biz veririz” dediler. Hayatı yasaklar ve yoklar toplamı haline getirmeye çalışanlara karşı kadınların siyaseti sokağa taşıma ve sözü sokakta söyleme ısrarı yasakları deldi.
8 Mart’ı özüne döndüren bu direnme azmi ve sınır ihlali kadınlara moral
verdi.
Şimdi daha güçlüyüz. Kutlu olsun!
07. 03. 2016 – EVRENSEL