SEVDA KARACA: TAKVİM 2016’DA, YAŞAM KOŞULLARI 19. YÜZYILDA (22. 02. 2016)

187

Yaşam koşulları ağırlaştıkça kadınların zorlukları iki kat ağırlaşıyor. Eve giren para aynı, ama en temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları uçunca, iş kadınların başına düşüyor. Bu işin içinde ucuzun ucuzunu bulmak için daha çok çaba harcayıp, ailenin ayakta kalması için önce kendi ihtiyaçlarından kısıp, yine de ay sonunu getirme mucizesini yaratamadığı için sinir hastası olmak da var!

önce evdeki işlere yeni işler ekleniyor. Eskiden satın alınabilen ihtiyaçlara para ayrılamadığı için herşeyi yoğun bir emek ve daha fazla zaman tüketerek kendileri yapıyorlar. çocuğuna bir hırka alamadığından idare edecek birşeyler kotarmaya çalışmak da, ekmeği evde yapmaya çalışmak da, iyisini değil, ucuzunu bulmak için daha fazla zaman harcamak da buna dahil. Ev birleştirmeler, gündüz evde koca ve çocuklar yokken fatura artmasın diye soğukta oturmalar, öğünü bir çorba bir makarnayla geçiştirmeler ve tüm ailenin serzenişlerine muhatap olmalar da bu yükün bir parçası. çocuklara sayıyla zeytin yedirmek, bir gün yumurta pişirmişse ertesi gün katıksız hamur kızartmak, bunu oyuna çevirmek de bu yokluğun tuzu biberi. Yeni binalara taşınmış olmaktan da pişman kadınlar: eskiden hiç olmazsa evde baca deliği vardı, yeni evlerin hiçbirinde yok, soba yanmıyor! Günlere, komşu ziyaretlerine ara verilmiş. Herkes kendi derdinde!
Giderek daha fazla kadının iş arıyor hale gelişi ise sermayenin “Kadın giren yere, düşük ücret girer” mantığıyla pek çok yerde çalışma koşullarının da giderek kötüleşmesine neden oluyor. Kadınların bu koşullara dair en küçük tepkileri “Beğenmiyorsan git” tehdidiyle karşılanıyor. Kadınlara “Tam zamanlı, güvenceli, insanca yaşamaya yetecek ücretli iş” yok! Yoksulluk, giderek zorlaşan yaşam koşulları ve artan işsizlik kadınları dünden daha fazla “Ne iş olsa yaparım”a itiyor. örneğin, son 2 haftada tam 40 kadın Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği’nin kapısını çalmış “İş arıyoruz, yardımcı olur musunuz?” diye. Kimi sırf çocuğu imam hatipe gitmek zorunda kalmasın diye, devletin sözüne güvenip kredi çekerek çocuğunu özel bir okula yazdırmış. Ama okulun parasını ödeyemez duruma gelmiş. Kimi, aldıkları ücret hem ev kredisini ödeyip hem de geçinmeye yetmeyince evlerini kiraya vermiş, kaynanasının yanına taşınmış. Kiracısının oturduğu apartmana merdiven temizliğine gidiyor. Hafta içi özel bir okulun kantininde çalışıp hafta sonu kuaförde çıraklık yapan mı ararsınız, gece vardiyasından gelip gündüz de bir kibrit fabrikasının evlere gönderdiği işleri çocuklarıyla birlikte yetiştirmeye çalışan mı. . . Belediyenin eğitim yardımını alabilmek için sigortalı çalışmaktan vazgeçen, babasından kalan yetim aylığını alabilmek için boşanıp birlikte yaşamaya devam eden, dul aylığı alan annesini köyden yanına getiren. . . çok!

Ev içleri giderek daralan bir çember gibi kadınların boğazını sıkıyor. Olmayanı yetirme gayreti kadınları buhrana sokuyor. Bağcılar’da bir aile hekimi “Gelen kadınların neredeyse tamamında anksiyete bozukluğu, aşırı stres ve yorgunluktan kaynaklı rahatsızlıklar var. Kadınlar arasında dilden dile ‘şu doktor iyi, hemen antidepresan veriyor’ lafı dolaşıyor, o doktorun kapısında kuyruk oluşuyor. Besin yetersizliğine bağlı hastalıklar artıyor. Eve meyve girmişse hiç yemeden çocuklara pay etmeye çalışıyor kadınlar. Sanki 19. yüzyılda yaşıyor gibiyiz ” diye anlatıyor durumu.
Gözü evin zorundan başka birşey göremez hale gelen kadınlar hayattan el çektiriliyorlar! Bu karabasanda kadınların hak mücadelesi vermesinin iki kat zorlaştığını, etrafında olup bitene ilgi gösterme olanağının azaldığını, bunun da zaten çok zor olan örgütlenme, biraraya gelme koşullarını daha da zorlaştırdığını kim bilmez?

Şimdi, çeşitli fabrikalarda “ek zam” için biraraya gelen, mücadele eden işçilerin fotoğraflarına bir daha bakalım. O fotoğrafların fonunda 19. yüzyılın yaşam koşulları var.

1857 yılında 40 bin dokuma işçisi kadının daha iyi yaşam ve çalışma koşulları için çıktığı grevin çıkarılan bir yangınla katliama dönüştürüldüğü ve kadınların “ekmek ve gül” için mücadele gününe evrilttiği 8 Mart’ı yaratan koşullardan farkı yok bugünkü yaşamın. 2016 8 Mart’ı o günlerden devralınan “İnsanca yaşam, insanca çalışma” taleplerinin öne çıkacağı bir mücadele günü olacak. .

22. 02. 2016 – EVRENSEL