SEVDA KARACA: BİZE YENİ BİR EYLEM Mİ LAZIM’ (18. 01. 2016)

176

Savaşın şiddetinin artması ve herkesin güvensizlik ve dehşet içinde yaşadığı bu savaşın bir an önce durdurulması ihtiyacı, barış isteyenleri “ne yapmalı, nasıl yapmalı” sorusunu birlikte tartışmaya da zorluyor. Kadınlar da geniş katılımlı toplantılarla “nasıl yol alalım” sorusuna bir yanıt oluşturmanın peşinde. . . Hatta bugün, 7 Şubat’a kadar yaygın olarak sürdürülecek ortak bir kampanyanın sözünü, özünü açıklamak için birarada olacaklar.
“Ne yapacağız” sorusuna anlamlı bir yanıt vermek için uğraşan insanların “yüzümüzü batıya dönelim, doğuda yaşananlara karşı batıdan bir ses çıkarılmasını sağlayalım” ortaklaşması çok önemli. Yalnız, sadece kadınlar arasında değil, farklı platformlarda da mücadele araçları açısından yürütülen pek çok tartışmada sözün ve desteğin batıda yaygınlaşmasının koşulu çok yaratıcı eylemler yapmakmış gibi bir ruh hali de oluştu. Ne kadar değişik eylem biçimi geliştirilirse batının o kadar dikkatini çekecek, ne kadar dikkat çekerse söz o kadar yaygınlaşacak gibi bir hal. . . çünkü korkutma-sindirme-yok etme operasyonlarıyla barış diyen herkesin etrafını boşaltan, çeperi giderek daraltan ve giderek daha az sayıda insanla hep aynı sözü söyler duruma getiren bu savaş koşulları insanların bir sözün parçası olmasını da giderek güçleştiriyor. Devletin türlü yöntemlerle ve her olanağı kullanarak yürüttüğü
sindirme operasyonuyla en geniş kesimlere “senin sonun daha kötü olabilir, çünkü sen daha korunaksızsın” mesajı veriliyor. Savaşın meşruiyetini yitirmeye en yakın olduğu, savaş için oluşturulan kirli ittifakın en kırılgan olduğu zamanlarda bile insanların barış mücadelesinin bir parçası olmasının önüne geçiyor. Bunu kırmanın yolu olarak, barış sözünü örgütlemeye, güçlendirmeye çalışanlar açısından ise, eylem repertuarımız ne kadar genişler ve renklenirse batının o kadar dikkatini çekeceğimize, söylediğimiz sözü daha çok kişinin duyacağına ilişkin bir kanı oluştu.
Hep birlikte “yaratıcı eylem” peşindeyiz.
Oysa çok açık bir gerçek var; bu korku ve sindirme operasyonu insanların tek tek evlerine, birebir yaşamlarına hükmederken, o hüküm dışına çıkmanın yolu tek tek o evlere girmekten, o yaşamlara birebir dokunmaktan, konuşmaktan, tartışmaktan, insan insana, yüz yüze olmaktan geçiyor. Ortak sözü ortaya koymak, herkesi kapsamaya çalışan ama hakikatten vazgeçmeyen bu ortak sözü yaygınlaştırmak için en geniş kadın kesimlerine temas edecek biçimde kendimize görev çıkarmak, yaratıcı eylem çabasından çok daha sonuç alıcı.
Kadınların “barış istiyoruz, silahlar sussun, hakikat ortaya çıksın” çağrısını geniş kesimlere ulaştırabilmek için yerellerde, örneğin İstanbul’da hep yapılageldiği üzere Taksim’de değil de üsküdar’da, Esenyurt’ta, Avcılar’da, Maltepe’de barış noktaları kurma çabası bu açıdan kıymetli; sözü hep bir fazla kişiyle söyleme gayretinden. . .
Şimdi savaşın şiddetinin arttığı ve pervasızlaştığı bir dönemde kadınların acil barış çağrısının bir kampanya olarak ortaya konduğu bugünlerde bu gayreti kampanyanın esası haline getirmeye ihtiyacımız var. Birebirlik, dokunmak, yüz yüze gelerek soruları birlikte yanıtlamak, tartışmak, ikna etmek ve birbirimizi cesaretlendirmek, en geniş kadın kesimlerine ulaşmak için yapılabilecek en iyi “yaratıcı eylem” biçimi aslında. Zaten sözümüzü geniş kadın kesimlerine taşımadan, rıza ya da baskı araçlarıyla bu savaşa ikna edilmeye çalışılan kadınlara ulaşmadan denemeye niyetlendiğimiz her “yeni eylem biçiminin” bizi baş başa kalmaya mahkum edeceğini biliyoruz.
18. 01. 2016 – EVRENSEL