AKADEMİSYENLERE VE BARIŞ SAVUNUCULARINA YÖNELİK HER TÜR YÖNELİMİN SORUMLUSU CUMHURBAŞKANI VE HÜKÜMET OLACAKTIR!

214


84px; 100px; “Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi” öncülüğünde bir araya gelen 1128 akademisyenin imzaladığı bildiri tam da ihtiyacımız olan barışa dair bir ses, bir çığlık olarak umut vermiş İken, bildiriye Cumhurbaşkanından hükümete, YöK’ten yandaş medya organlarına ve hükümete yakınlığıyla bilinen mafya liderine kadar nefret, kin ve tehdit dolu tepkilerin gelmesi artık tüm sınırları aşan bir boyuta ulaşmıştır.
Kenan Evren’i çağrıştırır bir üslupla Cumhurbaşkanının bolca “hain” ve “mandacı” gibi kavramlarla hedef haline getirdiği akademisyenler hakkında 12 Eylül kurumu olan ve özgür düşünce karşısında günümüzün engizisyon mahkemesi işlevi gören YöK’ün hızla işlem başlatması ve ardından mafyanın da durumdan vazife çıkararak devletin sivil kontra gücü ağzıyla tehditler savurması tüyler ürperticidir. “çocuklarımız ölmesin” diyenlere jet hızıyla soruşturma açanların bu duruma seyirci kalmaları da nasıl bir dönemden geçtiğimizin özeti olmuştur.



Yeni Anayasadan bahsedildiği bir süreçte son aylarda mevcut anayasanın da dışına çıkılan, keyfiyetin ve hukuk dışılığın egemen olduğu uygulamalar ile karşı karşıyayız. Bu durum bile yeni anayasa ile demokratikleşme ve toplumsal uzlaşmaya dayalı yeni bir sözleşme değil AKP’nin iktidarını pekiştirmenin, tek partiye dayalı Başkanlık rejimini anayasal kılıfa büründürmenin ve mevcut hukuk dışılığı resmileştirmenin amaçlandığı anlaşılmaktadır.
Tüm askeri darbeler “iç ve dış mihrakların”, “hainler”, “mandacılar” gibi cümlelerin ardına saklanan gerekçelerle yapılmış, ilan edilmişlerdir. Bu gün de AKP “düşmanlar” yaratarak, “hainler” ilan ederek, içte ve dışta kamplaşma yaratarak kendi sivil darbesini kurumlaştırmak istemektedir.
İçişleri Bakanlığı bünyesinde hazırlandığına yönelik basına yansıyan haberlere göre Terörle Mücadele Master Planı’nda devletin, silahlı güçlerinin yanı sıra sivil güçler de bu mücadeleye dâhil edileceklerdir.
Sivil güçlerden kimlerin kast edildiği belirtilmese de başta Maraş, çorum, Malatya, Sivas Katliamları olmak üzere geçmiş deneyimlerimizden kimler olduğunu tahmin etmek pek zor olmasa gerek.
Nitekim fiili olarak tüm demokratik eylem ve etkinliklerin engellendiği, yasaklandığı ve bu etkinliklerin “terör faaliyeti” olarak görüldüğü bu süreçte Cumhurbaşkanının, Hükümetin ve yandaş medyanın hedef haline getirdiği kişi ve kurumlar eş zamanlı olarak direk ya da sosyal medya üzerinden sivil faşistler tarafından tehditlere ve saldırıya uğramaktadırlar.
Son dönemlerde sırf greve katıldıkları için açılan soruşturmalara paralel olarak birçok üyemiz de sosyal medya üzerinden hedef haline getirilmiş, adresleri ve fotoğrafları yayınlanmış, tehdit edilmişlerdir. Kimi yerlerde üyelerimiz can güvenlikleri olmadığı için aileleri ile birlikte şehri terk etmek zorunda kalmışlardır. Bu halkaya en son “Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi” de katılmıştır.
AKP tüm muhalif kesimlere yönelik bir “itaat ettirme”, “diz çöktürme”, hazır ola geçirtme” operasyonu yürütmektedir. Kimden bir eleştiri gelse, nereden bir muhalif ses yükselse Hükümetin ve Cumhurbaşkanının işaretiyle devletin tüm resmi ve “sivil güçleri”, troller, mafya, sosyal medya kontra güçleri hemen harekete geçmekte, dört koldan susturma, etkisizleştirme, kriminalize etme ve itibarsızlaştırma çalışmaları başlatılmaktadır. Bir adım ötesi ise Tahir Elçi örneğinde olduğu gibi hedef haline getirilenlerin katledilmesi ile süreç devam ettirilmektedir.
Hükümetin son aylarda artan şekilde düşünce ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere temel hak ve özgürlükleri “devlet güvenliği” adı altında yok sayması, ayaklar altına alması, cezalandırması kabul edilemez.
Güvenlikçi politikaların ülkemizi getirdiği nokta ortadadır. Daha fazla kan, acı ve gözyaşı dışında halklarımıza bir şey getirmeyen bu politikalardan ve faşizmin tipik özelliği olan tek tipleştirme politikalarından bir an önce vazgeçilmelidir.
öte yandan akademisyenler ve barış savunucuları başta olmak üzere Hükümetin hedef haline getirdiği tüm muhalif kesimlere yönelik her tür baskının, işten atmaların, sürgünlerin ve can güvenliklerine yönelik saldırıların sorumlusunun Hükümet ve Cumhurbaşkanı olacağı açıktır. Bu noktada yönelim hangi adla yapılırsa yapılsın bir önemi olmayacaktır.
çocuklarımızın öldürülmemesi, birlikte yaşam zemininin ortadan kaldırılmaması ve barış talebiyle “Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi” öncülüğünde kaleme alınan bildiriyi Konfederasyon olarak sahipleniyor, altına imzamızı atıyoruz. Aynı içerikte yapılacak bundan sonraki tüm açıklamaları da destekleyeceğimizi şimdiden ilan etmekte bir sakınca görmüyoruz. çünkü barışa, demokrasiye ve sorunların diyalogla çözülmesine dair daha çok sesin çıkmasına, bu doğrultuda daha örgütlü bir mücadelenin yürütülmesine ekmek ve sudan daha çok ihtiyaç duyduğumuz günlerden geçmekteyiz.
YÜRÜTME KURULU