NİLGÜN TUNÇCAN ONGAN: CUMA GENELGESİ VE EMEK MÜCADELESİ (09. 01. 2016)

178

AKP’nin yapmak istediği kimi düzenlemeleri, yandaş sendika aracılığıyla “toplumsal talep” haline getirme çabası yeni bir şey değil. Bunu daha önce başörtüsü tartışmasında da, karma eğitim tartışmasında da gördük. Memur-Sen’in, gündemdeki Cuma genelgesi bakımından işlevi ise iktidar politikalarına, yetkili konfederasyon sıfatıyla, “mutabakat” süsü vermek.

Kamu emekçilerinin, başta iş güvencesi olmak üzere kazanılmış birçok hakkı hedef tahtasına oturtulmuş ve esneklik hezeyanı tavan yapmış durumda. Böylesi bir ortamda, yetkili konfederasyonun esneklik konusundaki taleplerini “çalışma saatlerini namaz vaktine uydurmak”la sınırlandırmış olması ise elbette ibret verici. Ancak bu meselenin sınıfsal boyutu ‘yandaş sendikacılık’ başlığından çok daha geniş.
Genelgenin kamu emekçileri arasında fişleme ve yeni ayırımcılık biçimlerine vesile olacağı kaygıları kamuoyunun gündeminde. öte yandan gerekçesi “ibadet hürriyeti” olarak açıklanan bu genelgenin, cemevlerine hukuksal statü verilmesinin “kırmızı çizgi” sayıldığı bir süreçte hazırlanmış olması ise ironik olduğu kadar kutuplaştırma kaygılarını da güçlendiriyor.
KESK tarafından yapılan açıklamada, bu genelgenin hukuksal açıdan laikliğe ve anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu belirtilirken, politik işlevinin ise gündem saptırma, fırsatçılık ve mezhepçilik olduğuna dikkat çekiliyor. Genelgenin toplusözleşme masasına bağlanması ise toplusözleşmenin iktidar tarafından araçsallaştırılması olarak değerlendiriliyor.

Ancak genelgenin sınıfsal boyutu bununla da sınırlı değil. Şöyle ki; sendikasızlaştırmanın ve grev kırıcılığın başlıca mekanizmalarından biri haline dönüştürülen Diyanet hutbeleriyle birlikte değerlendirildiğinde, yeni düzenleme hiç kuşku yok ki, bu nevi hutbelerin nüfuz alanını genişletecek bir tedbir niteliğinde. Yani bu genelge;
* İş güvenliği önlemlerinin fazlaca alınmış olmasının Allah’ın güvenini sarsacağı (İstanbul Müftülüğü / 2014)

* Kârlılığı azaltıcı davranışlarda bulunmanın çalışanı ağır mesuliyet altına soktuğu (Düzce Müftülüğü/ 2011)

konulu hutbelerin ya da Kayseri Müftüsünün müftülük hizmet binasında düzenlediği basın toplantısıyla duyurduğu üzere “1 Mayıs’ta isyan yerine ibadet edin” (2014) türü yaklaşımların daha fazla emekçiye empoze edilmesini sağlamak üzere geliştirilmiş bir resmi önlem de aynı zamanda. Ve emek hareketi açısından öncelikli tartışma konusu yapılması gereken tarafı da bu. çünkü düzenleme, bu yanıyla, sınıfın politik bilinç ve talepler geliştirmesi bir yana ekonomik mücadeleyi de engellemeye ve sınıf mücadelesini topyekün ortadan kaldırmaya hizmet eden bir ideolojik işleve sahip.

Zira patronun çıkarlarını “milli çıkar” veya kârlılığını “çalışma barışı” olarak tanımlayabilmenin, emek hareketini sistemin hoşgörü sınırları içinde tutabilmenin, patronun rekabet gücünü “ortak çıkar” diye yutturabilmenin ya da çıkar karşıtlığına dayalı üretim ilişkilerini “ortak amaç ve çıkarlar bütünü” biçiminde tanımlayarak sömürüyü sürdürebilmenin yolu tam da buradan geçiyor.
09. 01. 2015 – EVRENSEL