ERK ACARER: TEZEK VAR YAKARSAN ÇAY VAR İÇERSEN (05. 12. 201)

180

Avane gazetecisi, mikrofonu eline almış Erzurum’da soruyor: “Rusların ambargosuna, doğalgazı kesmekle tehdit etmesine ne diyorsunuz?” Erzurumlu; vatan millet Sakarya hissi, hamaset aşkıyla cevap veriyor: “Türkle şaka olmaz, gerekirse tezek yakarız!” İşte milli duruş bu! Türk’ün gücünü görecek, tezekle imtihanına şahit olacaksınız!


• • •

Türkiye’de çayın en çok üretildiği yer Rize, en çok tüketildiği yer ise Erzurum. Bu işte bir tuhaflık var gibi. Erzurumluya sor, dudak büküyor. çayı, semaverde, kıtlama usulde içiyor, çay bardağına ‘nıstakan’ diyor, gel gör ki bunların sebebini bilmiyor. Dadaşın kahvesinde dış politika, “Len Mustafa… İki çay daha kaptır, gerekirse tezek yakarız, milli duruşun hastasıyız” boyutunda cereyan ediyor.


• • •

Dadaş bilmese de çay ile Erzurum ilişkisine ‘meşhur bir Rus’, satırları arasında dikkat çekiyor. Rus ordusu, Osmanlı topraklarını işgal için yola çıktığında çağdaş Rus Edebiyatı’nın kurucusu sayılan Aleksandr Sergeyeviç Puşkin de Rus çarı I. Nikola’dan 1829 Seferi olarak bilinen savaşa gözlemci olarak katılmak için izin istiyor. Ancak isteği, ‘ortalığı karıştırmaktan başka işe yaramayan bir muhalif olduğu gerekçesiyle’ reddediliyor. Puşkin’in yazdığı kitaptan çar’ı dinlemediği ve gizlice sınırı geçtiği anlaşılıyor.


• • •

Rus ordusunun yola çıkmasından bir süre sonra, Erzurum’a ulaşan yazar, büyük bir üzüntüye kapılıyor. Yaşamı boyunca en çok özlemini çektiği şeylerden biri, yurtdışına çıkabilmek… Ne var ki Rus ordusu buna fırsat vermiyor. Ordunun ayak bastığı toprakların tümü Rusya’nın himayesine geçtiği için Puşkin de yurtdışına çıkmış sayılamıyor.


• • •

Yazar, yurtdışına ayak basmamış sayılsa da ilk defa gördüğü coğrafyada kendisini üzen başka olaylara ve şaşırtan resimlere rastlıyor. İşte onun bu üzüntü ve şaşkınlığı Erzurum’daki çay tutkusunu anlayabilmemize de olanak veriyor. Bulmaca çözülüyor. Puşkin, ‘Erzurum Yolculuğu’ adlı kitabında, vilayetteki pahalılığı ‘trajik’ olarak tanımlayıp, halkın açlığından söz ediyor. Hastaların, cıva içirilip tedavi edilmeye çalışılmasını ise ‘çılgınlık’ olarak anlatıyor. Bununla birlikte karşılaştığı her Erzurumlunun kendisine dil çıkarmasına da bir anlam veremiyor. Başta bundan rahatsız olsa da gerçeği kısa zamanda anlıyor. Halk, onu hekim zannettiği için bademciklerini göstermeye çalışıyor. Puşkin doktor olmadığını anlatamayınca bir oyuna başvuruyor. O da karşılaştığı her Erzurumluya dil çıkarmaya başlıyor.


• • •
çay var içersen, tezek var yakarsan, Puşkin var okursan. . . Halk, yemek için ekmek, tedavi olmak için doktor ve ilaç bulamıyor. Erzurumlular, çözümü yine de ‘her şeyin müsebbibi olarak görülen’ Ruslarda arıyor. İşgal yıllarında, askerlerin yanlarında getirip semaverde pişirdikleri şeyin, acılarını bir nebze hafiflettiğini görüyorlar. İşte bu “büyülü içecek” de doğuda böylece yayılmaya başlıyor. çay, zevkten değil zaruretten alışkanlık oluyor. Aç kalındığında ekmek, hastalanıldığında da ilaç niyetine tüketiliyor. Açıkçası Erzurumlunun çayı sevmesi keyiften değil, dertten oluyor. Vilayetin orta yerinde sıtmaya ve koleraya karşı da kazan kazan çay kaynatılıyor.

• • •

çayı, semaverde, kıtlama usulde içiyor, çay bardağına ‘nıstakan’ diyor, gel gör ki bunların sebebini bilmiyor. Dadaşın kahvesinde dış politika, “Len Mustafa… İki çay daha kaptır, gerekirse tezek yakarız, milli duruşun hastasıyız” boyutunda cereyan ediyor. ‘Kıtlama usulü’ ve ‘semaver’, çayın doğu vilayetlerine Ruslar tarafından getirildiğinin bir sağlaması gibi. Rusya’da şeker, bugün de çayın içinde eritilmek yerine, Türkiye’nin doğusunda olduğu gibi “kıtlama” denilen usulle onun yanında yeniyor. Diğer taraftan ‘her nedense Doğu kültürüne aitmiş gibi düşünülen’ semaver de Rusların icadı olarak biliniyor. Rusçada semaver, ‘kendi kendine pişirebilen’ manası taşıyor.
Erzurumlular, bugün de çay bardağına Rusya’da söylendiği gibi ‘nıstakan’ diyor.


• • •

Soruyor: “Rusların ambargosuna, doğalgazı kesmekle tehdit etmesine ne diyorsunuz?” Erzurumlu, vatan millet Sakarya aşkı, hamaset duygusuyla cevap veriyor: “Türkle şaka olmaz, gerekirse tezek yakarız!”
Tarih, hep mi tekerrür ediyor?Rus’la didişmenin beş yüz küsur yıllık evveliyatı bulunuyor. Efelenip, tokadı yedikçe… Moskof korkusu yayılıyor. Tekmil komünizm, nefreti filan hep buradan geliyor. Plak durup durup farklı şekillerde başa sarıyor. Yeni trende göre, yurtta sulh cihanda sulh demenin karşılığı “Moskova’ya gidin!” oluyor. ‘Bin odalı saraylar’ her dönem, tuhaf, acemi, ahlaksız kurgular yaptıkça, halkın açlıktan soğuktan kırılması da gelenek oluyor.


• • •

Efelenip tokadı yedikçe. . . Tuhaflıklar ortaya çıkıyor. Misal, 40 yıllık Rus salatası, Amerikan salatasına dönüşüyor. Dış politika, işte buralardan gelip sonunda tezeğe dayanıyor. Ahali tarihten habersiz… çayı semaverde demleyip nıstakanda kıtlama şekerle içiyor. Dadaşın kahvesinde dış politika, varsa da yoksa da vatan millet Sakarya ve içi kof efelik hissiyatında yürüyor: “Putin’i yirim, sana bi’şey olmasın!”Böyle ahaliye böyle ‘gaz’…çay var içersen, tezek var yakarsan!
05. 12. 2015 – BİRGÜN