İŞ GÜVENCEMİZDEN TAVİZ VERMEYECEĞİMİZİ KPDK’DA BİR KEZ DAHA İLAN ETTİK!

223

Kam


230px; u Personeli Danışma Kurulu’nun (KPDK)
Kasım ayı toplantısı konfederasyonların ve hizmet kolunda yetkili sendikaların katılımı ile gerçekleştirildi.
30 Kasım 2015 Pazartesi günü gerçekleştirilen toplantının ana gündemi Kamu Personel Rejimi Reformu ve buna bağlı olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda başta iş güvencesinin ortadan kaldırılması olmak üzere değişiklik yapılması tartışmaları oldu.
Konfederasyonumuzu temsilen toplantıya katılan Eş Genel Başkanımız Şaziye Köse, Kamu Personel Rejimi tartışmalarının yeni olmadığını hatırlatarak;
yıllardır hayata geçirilen torba yasalarla,
Kanun Hükümde Kararnamelerle hatta yasal-meşru hiçbir dayanağı olmayan fiili uygulamalarla kamu personel rejiminde sermayenin lehine,
kamu emekçilerinin ve kamu hizmetlerinden
yararlanan vatandaşların ise aleyhine bir dönüşüm yaşandığını vurguladı.
Söz konusu dönüşümün bugün gelinen noktada bir taraftan kamu emekçilerinin sınırlı iş güvencesini ortadan kaldırmayı diğer taraftan da kamu hizmetlerini toptan tasfiye etmeyi hedefleyen boyutlara ulaştığını kaydeden Eş Genel Başkanımız
“Biz KESK olarak,
‘reform’ adı altında gündeme getirilen bu saldırılara karşı geçmişte olduğu gibi bugün de kararlı bir şekilde mücadele etmeye, kamu alanını toptan tasfiye etmeyi hedefleyen her türlü girişimin karşısında olmaya devam edeceğiz” dedi.
İş güvencesinin sadece kamu emekçilerinin değil,
taşeron, kayıt dışı istidamın olağanüstü boyutlarda arttığı koşullarda kıdem tazminatlarına göz konulan işçilerin de sorunu olduğunu kaydeden Eş Genel Başkanımız,”Biz sadece kamu emekçilerinin değil, tüm çalışanların gerçek anlamada bir iş güvencesine kavuşturulmasından yanayız. Bunun için iş güvencesinin ‘kırmızı çizgileri’ olduğunu deklare eden konfederasyon ve sendikalar başta olmak üzere tüm konfederasyonlara, sendikalara, 2,8 milyon kamu emekçisine ve kamu hizmetlerinden yararlanma hakları ortadan kaldırılmak istenen tüm yurttaşlara bir kez daha ortak mücadele çağrısı yapıyoruz” dedi.
Çalışma ve Sosyal GüvenlikBakanlığı Reşat Moralı toplantı salonunda gerçekleştirilen Kamu Personeli Danışma Kurulu’nun (KPDK)
Kasım ayı toplantısı Çalışma ve Sosyal GüvenlikBakanı Süleyman Soylu’nun açılış konuşması ile başladı.



Konuşmasında dünyanın soğuk savaştan bilgi toplumuna bir değişim yaşadığını kaydeden Soylu, Türkiye’nin de bu değişime kayıtsız kalmadığını, bundan sonra da kalamayacağını kaydetti. Soylu, AKP hükümetleri döneminde pek çok alanda reform yapıldığını ifade ederek bu reformların vatandaşları mağdur etmediğini, hatta bazı alanlarda gelişmiş ülkelerin imrenebileceği bir tablonun ortaya çıkarıldığını iddia etti.

Bugün dönemsel, aralık veren ve bekleyen karakterdeki reformlardan sürdürülebilir ve ardışık reformlara geçilmesi gerektiğini savunan Çalışma ve Sosyal GüvenlikBakanı
“bu dünyanın yeni mecburiyetlerinden bir tanesidir” diye konuştu. Ardışık reformlara olduğu gibi ardışık istişareye de ihtiyaç olduğunu kaydeden Çalışma ve Sosyal GüvenlikBakanı Süleyman Soylu “Kamu yönetimin etkinliğinin ve verimliliğinin çağın ruhuna uygun bir hale getirilmesi bizim zorunluluğumuzdur. Bunu hep beraber sağlayacağız’ dedi.
1965’ten bugüne dünyada ve Türkiye’de pek çok gelişmenin yaşandığını kaydeden Soylu buna rağmen Türkiye’de aynı kamu personel rejimiyle karşı karşıya olunduğunu belirterek,
değişen dünyada rekabet gücünün artırılması, verimlilik ve
‘sistemin tıkır tıkır işletilmesi’ için hem kamu yönetimi hem de kamu personel rejiminde reform yapma konusunda hükümetin kararlı olduğunu ifade etti.

Kamu emekçileri ile yapılan toplu sözleşmeleri de öven Soylu, bu toplu sözleşmelerin ‘büyük bir oranda rıza ile gerçekleştiğini’ kamu emekçilerinin sadece ekonomik taleplerinin değil, sosyal haklarla ilgili taleplerinin de karşılandığını iddia etti.

10 Ekim Katliamından Sağ Kurtulanlar Hedef Alınıyor!

Toplantıda
Konfederasyonumuz adına söz alan Eş Genel Başkanımız Şaziye Köse ise yaptığı konuşmada,
Türkiye’nin olağanüstü bir dönemden geçtiğini vurgulayarak toplumun yarına, geleceğe ilişkin umutlarını karartan gelişmelerin ardı ardına yaşandığını kaydetti.
Bu karanlık tablodan KESK’in payına 10 Ekim Ankara katliamının düştüğünü ifade eden Eş Genel Başkanımız “10 Ekim Ankara katliamının üzerinden elli gün geçti.
Ancak acımız da öfkemiz de geçmedi. çünkü aradan geçen elli güne rağmen barış istediği için, demokrasi istediği için, emeğinin karşılığını istediği için bir mitinge katılanları hedef alan hunharca katliamı yapanlar ve arkasındaki güçler hala açığa çıkarılmadı” diye konuştu.
10 Ekim katliamının faillerini ve arkasındaki güçleri açığa çıkarmakla görevli olanların neredeyse katliamdan sağ kurtulanları suçlayan uygulamalara imza attığına dikkat çeken Eş Genel Başkanımız “2 günlük grevimiz, 10 Ekim katliamını protesto eden basın açıklamalarımız bahane edilerek yüzlerce üyemiz hakkında soruşturma açıldı. Konfederasyonumuzun, sendikalarımızın aldığı kararla Suruç katliamını kınayan basın açıklamasına katıldığı için TARIM ORKAM Genel Kadın Sekreterimiz Suzan Kotay’ın memuriyetine son verildi. Hatta Adana’da 10 Ekim mitingine çağrı yapmak için basın açıklamasına katılanlar yaklaşık bir bucuk ay sonra evlerine, iş yerlerine yapılan şafak baskınları ile gözaltına alındı. Hemen her gün yeni soruşturma-kovuşturma haberleri alıyoruz” diyerek Adana, Muş ve Ağrı’da yönetici ve üyelerimizi hedef alan gözaltı ve soruşturmaları aktardı.

10 Ekim katliamı sonrasında taziyelerini bildiren herkese teşekkür eden Eş Genel Başkanımız Köse, ” Böylesine alçakça bir saldırıyı bile
‘ama’ lı, ‘ancak’ lı açıklamaları ile aklama hatta meşru gösterme çabasına girenleri de buradan bir kez daha esefle kınıyoruz” diye konuştu.
Ortada Ne Pembe Bir Tablo,
Ne de Tarihi Başarı Var!

Konuşmasında KPDK toplantılarında hep aynı şeylerin yaşandığına dikkat çeken Eş Genel Başkanımız
Bugün de olduğu gibi Sayın Çalışma ve Sosyal GüvenlikBakanları bize pembe bir tablo çiziyor. Yetkilendirilmiş konfederasyon ve sendika temsilcileri ise bu pembe tablonun ortaya çıkmasında kendi
‘tarihi başarılarının’ olduğunu anlatıyor. Kimse kusura bakmasın ama kamu emekçileri açısından ortada ne bir pembe tablo, ne de tarihi başarılar var. Tam tersine kamu emekçileri olarak hepimiz yıllardır kaybediyoruz” dedi.

Bu durumun en önemli istisnasının bağlı sendikamız Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası’nın geçtiğimiz yıl kazandığı dava olduğunu kaydeden Eş Genel Başkanımız, “Anayasa Mahkemesine taşınan söz konusu dava sonucunda emekli ikramiyesinin ödenmesinde 30 yıl sınırı ortadan kalkmış ve kamu emekçileri çalıştıkları sürenin tamamı üzerinden emekli ikramiyesi almaya hak kazanmıştır” diye konuştu. Eş Genel Başkanımız Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararının 7 Ocak 2015 tarihinden sonra emekli olanlara sınırlanmasının önemli bir eksiklik olduğunu vurgulayarak
“Bu önemli kararın 7 Ocak 2015 tarihinden önce emekli olanları da kapsaması için hukuk mücadelemiz sürüyor. Emsal teşkil edecek davalar kazanmaya devam ediyoruz.
Eninde sonunda bu hukuksuzluğu ortadan kaldıracağız” dedi.



Çalışma ve Sosyal GüvenlikBakanı’nın açılış konuşmasında ifade ettiği Kamu Personel Rejimi Reformu tartışmalarının yeni olmadığını kaydeden Eş Genel Başkanımız, 30-35 yıldır dünya ülkelerinin çok geniş bir bölümünde hayata geçirilen yeni liberal politikalarla kamu alanın dönüştürüldüğünü ifade etti. Devletlerin yargı ve savunma hizmeti dışında kamu hizmeti vermesini yük olarak gören, “Kürek çeken değil dümen tutan devlet’
diye formüle edilen yeni liberal politikalar sonucunda kamu hizmetleri alanının daraltıldığını,
piyasalaştırılarak parçalandığını belirten Eş Genel Başkanımız, “Bu yeni liberal politikalar sonucunda toplumsal ihtiyaçları karşılayacak mal ve hizmet üretimlerinin piyasanın işleyiş kurallarından önemli oranda bağımsız kılındığı, devletçe üstlenilen kamu hizmeti anlayışı adım adım terk edildi. Yerine kamu hizmetleri alanını piyasanın insafına terk eden politikalar temel alındı” diye konuştu.
Eş Genel Başkanımız, Türkiye’nin 24 Ocak 1980 kararları ile söz konusu yeni liberal politikalara uyum yolunda ciddi bir adım attığını kaydederek,
“24 Ocak kararları ile hayata geçirilen özelleştirme, taşeronlaştırma, sendikasızlaştırma politikaları ile kayıt dışı, güvencesiz, esnek istihdam için uygun alan yaratıldı. ülkemizin de üyesi olduğu Dünya Ticaret örgütü bünyesinde 1995 yılında imzalanan Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) ile ise kamu hizmetleri alanı küresel düzeyde de piyasaya açıldı” diye konuştu.
AKP hükümetlerinin yeni liberal politikalara çok daha sıkı sarıldığını kaydeden Eş Genel Başkanımız Köse, “AKP hükümetlerinin hazırladığı ulusal istihdam strateji belgelerinde, vizyon belgelerinde, sonuncusu dört gün önce açıklanan hükümet programlarında ‘rekabet’, ‘verimlilik’, ‘kalite’ gibi piyasa kavramlarının kamu alanına taşındığını, Çalışma ve Sosyal GüvenlikBakanı Soylu’nun Kamu Personel Rejimi Reformuna özel not düştüğü açılış konuşmasının da aynı içerikte olduğuna dikkat çekti.
AKP hükümetleri döneminde kamu hizmetlerinin piyasalaştırılarak adım adım tasfiye edilmesinde önemli yol alındığını kaydeden Eş Genel Başkanımız “Ancak aileleri ile birlikte milyonlarca insanı yakından ilgilendiren personel rejiminde birden bire radikal bir değişime gitmek yerine
‘kavisli bir yol’ izlenmiştir. Kamu emekçileri tarafından güçlü bir şekilde tepki gösterilmesi sonucunda 2003 yılında Cumhurbaşkanınca veto edilen Kamu Yönetimi Reformu
‘ustaca’ bir taktikle geri çekilmiştir. Ardından bu yasa tasarısı içindeki hemen hemen tüm düzenlemeler torba yasalarla, kanun hükmünde kararnamelerle zamana yayılarak hayata geçirilmiştir” diye konuştu.
Güvence Zincirinin Halkları Koptu!
Güvencenin iç içe geçen halklardan oluşan bir zincire benzediğini ifade eden Eş Genel Başkanımız,
iş, ücret-gelir, sosyal güvenlik-emeklilik, sendikal hak ve özgürlükler gibi temel unsurların bu zincirin halkları olduğunu vurgulayarak
“Bu halkalarda yaşanan yıpranma veya kopma çalışanların güvencesini tehdit eder. Bu açıdan baktığımızda ülkemizde sadece kamu emekçilerinin değil, tüm çalışanların güvence zincirinde
uzun süredir yıpranma ve kopmalar yaşanmaktadır” dedi.
Sosyal Güvenlik-Emeklilik Halkasında Ciddi Tahribat…
Konuşmasının devamında 5510 sayılı Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda bugüne kadar yapılan değişikliklere dikkat çeken Eş Genel Başkanımız “Hem emeklik yaşını hem de prim ödeme gün sayısını artıran, emekli maaşları yıllık bağlanma oranlarını kademli olarak düşüren 5510 sayılı yasada yapılan değişiklikler sonucunda güvence zincirinin sosyal güvenlik-emeklilik halkasında önemli tahribat yaratılmıştır” diye konuştu.
Güvenceli İstihdam Halkasındaki Kopuş…
Eş Genel Başkanımız güvence zincirinin en önemli halkalarından birisinin de kamuda yeterli ve güvenceli istihdam olduğuna dikkat çekerek kamu istihdamında özellikle son 10 yılda emekli olanlardan daha az sayıda yeni kamu personeli istihdam edildiğini kaydetti.

2002 yılında kamuda 20 bin olan taşeron istihdamın bugün yerel yönetim hizmetleri dahil edildiğinde 1 Milyonu aştığını ifade eden Eş Genel Başkanımız,
kamu kesiminde istihdamın 4/B, 4/C, 50/D, çakılı sözleşmeli, geçici süreli sözleşmeli gibi istihdam biçimleri ile çok parçalı hale getirilip eşitsizlik temelinde yeniden yapılandırdığını vurguladığı konuşmasında “Kısacası güvenceli- kadrolu istihdam halkası koptu. Bugün ‘kamuda harf karmaşasına son verilecek’ diye ‘müjde’ haberleri yapılıyor. Bu karmaşayı kamu emekçileri değil, siyasal iktidarlar yaratmıştır. Hem 64. Hükümet programı hem de Sayın bakanın açılış konuşması bu ‘karmaşaya’ tüm kamu emekçilerinin sınırlı iş güvencesinin ortadan kaldırarak son verilmesinin hedeflendiğine işaret ediyor” diye konuştu.
Kamu Emekçileri Toplumun Farklı Kesimleri İle Karşı Karşıya Getirilmek İsteniyor!
Kamu emekçilerinin zamanla sınırlanan iş güvencesinin tamamen ortadan kaldırılması tartışmalarında verimlilik ve kalite ile birlikte anılan bireysel performans, esnek çalışma,
ödünç memurluk ve geçici görevlendirmenin 2011 yılında çıkarılan 6111 sayılı torba yasa ile 657 sayılı DMK’na eklendiğini kaydeden Eş Genel Başkanımız
“Aynı torba yasa ile DMK’nun 125 maddesinin ilgili fıkrasına “kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme”, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak” gibi filler memuriyetten çıkarılmayı düzenleyen disiplin cezalarına eklendi” dedi.
Tüm bunlara rağmen kamu emekçilerinin kayıtsız koşulsuz bir iş güvenceleri varmış da bunun için hiçbir şekilde işten çıkarılamıyorlarmış gibi bir algı yaratılarak kamu emekçileri ile toplumun diğer kesimlerinin karşı karşıya getirilmeye çalışıldığına dikkat çeken Eş Genel Başkanımız, “Oysa kamu emekçisi dostu olmadığını her zaman dile getirdiğimiz 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. Maddesi’nde alacağımız disiplin cezaları, hangi hallerde memuriyetten çıkarılacağımız düzenlenmiştir. Bunların KESK’e bağlı sendikaların yönetici ve üyelerine karşı yıllardır keyfi bir şekilde uygulandığını da bilmeyen yoktur” dedi.
Türkiye’de OECD Ortalamasının Yarısı Kadar Kamu Emekçisi İstihdam Ediliyor!
İş güvencesini hedef alan algı operasyonunda Türkiye’de kamu emekçilerinin sayısının fazla olduğu yönünde de bir propaganda yürütüldüğüne dikkat çeken Eş Genel Başkanımız
” Devlet Personel Başkanlığı’nın Kasım 2015 verilerine göre Türkiye’de 2,8 milyon kamu emekçisi çalışıyor.
Yani 78 milyonluk nüfusa 2,8 milyon kamu emekçisi hizmet sunuyor. Bu demektir ki Türkiye’de bir kamu emekçisi 28 kişiye hizmet sunuyor. Oysa OECD ortalamasına göre bir kamu emekçisi 16 kişiye hizmet sunuyor. Bu bazı ülkelerde 13, 14 kişiye kadar düşüyor. Biz bunu söylediğimizde ‘OECD ülkelerindeki kamu çalışanı tabiri farklı, kamuda çalışan işçileri de kapsıyor’ deniliyor.
Varsın, öyle olsun. Yine DPB verilerine göre Türkiye’de kamuda 278 bin işçi istihdam ediliyor. Bunu da eklediğimizde kamu çalışanlarının toplam sayısı 3,1 milyon. Bu durumda bile işçi ve kamu emekçisi toplamı kamu personeli başına 26 vatandaş düşüyor. Yani biz de 1 kamu emekçisi, OECD ortalamasına göre 2 kamu emekçisinin işini yapıyor. İstihdam fazlamız değil, tam tersine OECD ülkelerine kıyasla yarıya yakın istihdam eksiğimiz var” diye konuştu.

‘Türkiye Tipi Toplu Sözleşme Sistemi’nde Hepimiz Kaybettik!

Kamu emekçilerinin sendikal hak ve özgürlüklerinin yıllardır sınırlanmasına rağmen yetkilendirilmiş konfederasyon yönetiminin toplu sözleşmelerde tarihi başarı sağladığını iddia etmeye devam ettiğine dikkat çeken Eş Genel Başkanımız “Kamu emekçilerinin grev hakkını yasal güvence altına almayan, kapsamı, tarafları,
uyuşmazlık hali başta olmak üzere hemen her konunun hükümet tarafından belirlendiği, dünyada bir eşine-benzerine rastlanmayan Türkiye Tipi Toplu Sözleşme Sistemi’nde üç dönemdir kamu emekçilerinin güvenceli istihdamı, artan oranlı gelir vergisi dilimleri ile maaşlarının erimesi, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması gibi hiçbir temel sorunu çözülmedi. Bırakın son toplu sözleşmeyi 2012 yılında imzalanan toplu sözleşmenin pek çok hükmünün bile hayata geçirilmediği bizzat yetkilendirilmiş konfederasyona bağlı sendika genel başkanları tarafından bu toplantılarda defalarca dile getirildi. Buna rağmen 2005 yılından sonra göreve başlayan kamu emekçilerine bir derece verilmesi gibi dört yıldır tartışılan ve tüm taraflarca uzlaşılan birkaç başlıkta yaşanan gelişmeler, hatta üzerinde çalışma kararı alınmış kimi başlıklar bile ‘tarihi başarı’ olarak lanse edilerek kamu emekçileri aldatılmak isteniyor” diye konuştu.
Mücadelemizi Kararlılıkla Sürdüreceğiz!
Eş Genel Başkanımız, Çalışma ve Sosyal GüvenlikBakanı Soylu’nun açılış konuşmasında ‘ardışık reformlara tamamlanması gerektiğini dile getirdiği Kamu Personel Rejiminde yaşanan dönüşümün bugün bir taraftan kamu emekçilerinin sınırlı iş güvencesini ortadan kaldırmayı diğer taraftan kamu hizmetlerini toptan tasfiye etmeyi hedefleyen boyutlara ulaştığının altını çizerek “Biz KESK olarak,
‘reform’ adı altında gündeme getirilen bu saldırılara karşı geçmişte olduğu gibi bugün de kararlı bir şekilde mücadele etmeye, kamu alanını toptan tasfiye etmeyi hedefleyen her türlü girişimim karşısında olmaya devam edeceğiz” dedi.
İş güvencesinin sadece kamu emekçilerinin değil,
taşeron, kayıt dışı istidamın olağanüstü boyutlarda arttığı koşullarda kıdem tazminatına göz konulan işçilerin de sorunu olduğunu kaydeden Eş Genel Başkanımız “Biz sadece kamu emekçilerinin değil, tüm çalışanların gerçek anlamada bir iş güvencesine kavuşturulmasından yanayız. Bunun için iş güvencesinin ‘kırmızıçizgileri’ olduğunu deklare eden konfederasyon ve sendikalar başta olmak üzere tüm konfederasyonlara, sendikalara, 2,8 milyon kamu emekçisine ve kamu hizmetlerinden yararlanma hakları ortadan kaldırılmak istenen tüm yurttaşlara bir kez daha ortak mücadele çağrısı yapıyoruz” diyerek konuşmasını tamamladı. kck/bodybykrnkck/htmlbyk