MURAT ÇAKIR: ‘ÖLÜMDEN KORKUP, İNTİHAR ETMEK’ (29. 11. 2015)

180

Yazının başlığı Almanca’da belirli bir fobiye veya soruna gösterilen abartılı reaksiyonu yermek için kullanılan yaygın bir deyimdir. Kimi liberal yazarlar AB hükümetlerinin alelacele aldıkları güvenlik kararlarını ve uyguladıkları tedbirleri bu veya benzer deyimlerle eleştiriyorlar. Ancak böylesi eleştiriler, hükümetlerin ve güvenlik bürokrasisinin irrasyonel davrandığı varsayımına dayanmaktadır, ki bu tamamen yanlıştır.
Eğer bir deyim yardımına başvurulacaksa, Türkçe’deki “ölümü gösterip, sıtmaya razı etmek” deyimi daha doğru olur, çünkü AB hükümetleri son derece rasyonel, önceden tespit edilmiş hedeflere yönelik ve kararlı bir davranış sergiliyorlar. Bunu son iki haftadan bir kaç örnekle açıklamaya çalışalım. Brüksel gibi, sadece hükümet merkezi ve başkent değil, aynı zamanda AB’nin ve NATO’nun ana karargâhı da olan ve bu nedenle güvenlik bürokrasisinden, askeri güçlerden ve gizli servislerden habersiz tek bir kuşun dahi uçamadığı bir kentte, kamu yaşamını felç eden olağanüstü hâl ilân edildi. Sonuçta ne bir terör saldırısı oldu, ne de bir “terörist” yakalandı.
Paris’in banliyölerinden Saint-Denis’te televizyonlardan naklen verilen büyük bir operasyonda sekiz şüpheli yakalandı. Ardından birinin adi suçtan arandığı, diğer yedisinin ise suçsuz olduğu ve serbest bırakıldıkları ortaya çıktı. Veya Hannover’de “saldırı haberi aldık” denilerek bir milli maç iptal edildi, saatlerce televizyonlardan panik havası estirildi. Federal İçişleri Bakanı herkesin evde kalmasını isteyen çağrılar yaptı. Sonuç? Koca bir sıfır! Ne bir bombalı paket, ne de bombalı bir araç bulundu. Kimse gözaltına alınmadı.
Tesadüfen unutulan bir çanta nedeniyle koskoca tren garının kapatılması, uçuşların iptal edilmesi veya bomba ihbarı nedeniyle acil iniş yapılması, tam teçhizatlı Robocopların ve özel tim askerlerinin kent merkezlerinde devriye gezmeleri, “İslami” görünüşlü şahısların
kontrolden geçirilmesi, herkesin etrafına şüphe ile bakması ve panik atak geçiren Avrupa toplumları. Tüm bunlar sahiden irrasyonel davranışların bir sonucu mu? Uzun zamandır refahlarını kaybetme tedirginliğinde korku toplumlarına dönüşen Avrupalıların bireysel davranışları abartılı olabilir, ama hükümetlerinki kesinlikle değil. Aslında egemenlerin hedefi çok açık ve bir o kadar basit: Güvenlik gerekçesiyle temel hak ve hürriyetlerin kısıtlanması. Yaratılan korku ortamı ve yayılan panik havası sonucunda demokratik hakların rafa kaldırılmasına karşı herhangi bir direniş görülmüyor zaten. öyle ya, her an bir bomba patlayacak korkusuyla yaşayan ve her kara kafalıyı “terörist” olarak gören toplumlardan, sosyal ve demokratik hakların budanmasına, savaş politikalarının yaygınlaşmasına ve militaristleşmeye karşı çıkmaları pek beklenemez doğrusu.
Peki kime yarıyor bu durum? Süddeutsche Zeitung’a kulak verelim: “Alaycı gelse de -saldırılar silah tekellerinin işine yarıyor. Söz konusu olan 500 milyarlık bir pazardır. ” Evet borsaya da baktığımızda Paris saldırılarının ve alınan tedbirlerin hemen ardından silah tekellerinin hisse senetlerinde büyük artışlar yaşandığını görebiliriz. Bu mu irrasyonel davranış?
29. 11. 2015 – öZGüR GüNDEM