GÜRAY ÖZ: TUHAF ZAMANLAR (27. 11. 2015)

220

Edward Hallett Carr “Yirmi Yıl
Krizi”
adlı ünlü eserinde uluslararası politikada“ütopyacılar” “gerçekçiler”
ayrımı yapar. Geniş bir yelpazede değerlendirdiği“gerçekçileri”
anlatırken de
Makyavelli’den yararlanır. Carr’a göre Makyavelli doktrininin üç temel ilkesi var: Birincisi;
tarihin hayallerle
yönlendirilebilir bir şey değil, zihinsel
çabayla analiz edilebilecek bir neden
sonuç dizisi olduğu; ikincisi,
teorinin
pratiği değil, pratiğin teoriyi yarattığı; üçüncüsü
siyasetin etiğin bir fonksiyonu
olmadığı, tam tersine etiğin siyasetin
bir fonksiyonu olduğudur.

***

Hepsinin özeti; uluslararası siyasette devletlerin ahlakından söz etmek mümkün değildir. Büyük devletlerin yönettiği gelişmeleri anlamaya çalışırken, biz de nesnel durumu olduğu gibi görmek,
“gerçekçi”
olmak durumundayız. Kuşkusuz yine Carr’ın adlandırmasıyla
“Makyavelli
ve Hobbes’un
‘kötümser renkli’
gerçekçiliği”yerine ütopyacılığı da barındıran bir gerçekçilik daha iyimser, daha ilerici olabilirdi. Ama içinde bulunduğumuz evrede tarihsel olarak yitirilmiş kazanımlar nedeniyle“gerçekçilik”, dolayısıyla
“kötümserlik”
ağır basacaktır.
***

Kapitalizmin 2000’li yıllarda yoğunlaşan, bir türlü içinden çıkamadığı kriz siyasal sıkışmanın temelinde yer alıyor. Nihayet kapitalizmin avadanlığında krizlerin üstesinden gelmenin çok da farklı aletleri yok. Bu aletler arasında öne çıkanın savaş olduğunu biliyoruz. Sosyalist sistemin yıkılmasından sonra dağılan ülkelerde serbest piyasacılığı yerleştirmek için girişilen, adına
“demokrasiyi kurmak”
denilen savaşlar özellikle Avrupa’da işe yaradı. Ama bu savaşlar daha çok
“Avrupa’nın siyasi istikrarı”
içindi. Enerji kaynaklarıyla doğrudan bir ilgisi yoktu. Yine de o savaşlarda İslamcılık ve terör bağlantısıyla ilgili önemli adımlar atıldı.
***

Enerji kaynaklarına ve stratejik hegemonyaya doğrudan yönelen savaşlar Körfez krizi, Irak’ın işgali, Libya’nın dağıtılması, Suriye savaşı zinciri ile sürüp gidiyor. Bu arada aksamalar olsa da hesapların tuttuğunu söylemekte yarar var. En büyük aksama Rusya’dan kaynaklandı. Kapitalist emperyalist piyasaya hızlı bir giriş yapan Rusya, Ukrayna’da, Gürcistan’da görüldüğü gibi kolayca devre dışı bırakılabilecek bir hasım olmadığını gösterdi. Paylaşımda, krizi rehabilite etmesi,
“düzeltmesi”beklenen savaşta o da vardır.
***

Bu
“düzeltici”
savaşların hayalcilerini de hesaba katmak gerekir. Bunlar arasında muhtemel üçüncü Dünya Savaşı’nın bir tarafı sayılan irili ufaklı terör örgütleri yer alıyor. Aslında savaşın öznesi değil, nesnesidirler. Bir de kendilerine büyük misyonlar biçen hayalperest hükümetlerin yönettiği devletler var. Savaşın gerçek taraflarının kışkırtarak, yönlendirerek kimi zaman önlenemez provokatif eylemlerle sürece dahil ederek taşeronluğa zorladığı,
“kurban”
ülkeler bunlar. Ne yazık ki Suriye de Türkiye de bunlar arasında yer alıyor.
***

Carr’la başladık,
Hobsbawm‘la bitirelim. Hobsbawm
“Tuhaf Zamanlar”
adlı otobiyografisini
“dünya kendi başına
bırakılırsa daha iyiye gitmeyecek”
diye bitirir. Peki, gerçek değiştirilmek içinse, tuhaf zamanların devrimciler için fırsatlar yaratabileceği de söylenemez mi?

Dünya hâlâ kendi başına bırakılmayacak kadar güzelken üstelik. 27. 11. 2015 – CUMHURİYET