BÜLENT FALAKAOĞLU: İŞÇİLERİ AKBABALARA YEM ETMEK (14. 11. 2015)

180

Dünyanın, en büyük 20 ekonomisine sahip ülkelerin zirvesinin ikili görüşme kısmı bugün Antalya’da başladı.

G20 zirvesi. . . İşçiler de zirveye taleplerini iletmiş.

Taleplere geçmeden önce talebi kimin ilettiğine bakalım.

Kim iletmiş. Cevap: Labour20 (Emek20)
Kısaltması ‘L-20’ olan oluşum yirmiler grubunun alt grubu. G20’ye üye ülkelerin sendikalarının temsilcilerinden oluşuyor.

L-20’nin Türkiye bileşenleri şunlar: Türk-İş, Hak-İş ve DİSK.
Türkiye’deki üç konfederasyonun Türkiye ayağını oluşturduğu L-20 acaba zirveye ne önermiş?
Yanda bir kutu içinde, ‘Karşılık bulmayacağını bile bile’ başlığı altında aktardığımız taleplerin hepsi güzel talepler. Ama bir sorun var. Talep edilen merci tam da sorunların kaynağı değil mi? Dünyadan bi’haber davranılmamış mı?
Şöyle ki. . .
TİCARET VE HEGEMONYA SAVAŞLARI OYUN DEĞİL

Dünya ekonomisinin çarkları 2008 yılından beri yavaş. önümüzdeki günlerde de hızlanacağına dair umut yok.
Mesela bir süredir “kur savaşları” neden gündemde?
Cevap: Ekonomiler yavaşlamaya başlayıp ekmek aslanın midesine inince. . . Birçok ülke kendi parasının değerini yabancı paralara karşı suni olarak düşürdü. Amaçları ticarette avantaj sağlamak.
Ticaret savaşı başladı.
AB’den çin’e yapılan ihracatta aslan payını Almanya’nın almasına karşı. . . İngiltere atak yapıp çin’e sürekli şu mesajları ileten diplomasisini ilerletti: “Biz sizin Batı’daki en iyi dostunuzuz. “
İngiltere çin’in kurmuş olduğu Asya Altyapı ve Yatırım Bankasına (AIIB) Batı’dan ilk katılan ülke. çin’in yakın komşularından oluşan 11 ülkeyle serbest ticaret anlaşması imzalayan ABD, İngiltere’nin “çin aşkı”nı diş gıcırdatarak izliyor.
öte yandan ABD ve AB, dünyanın en büyük serbest ticaret bölgesini (TPA) kurma hazırlığında.
Ortadoğu, Orta Asya gibi pazarlarda büyük oyuncular cirit atmaya başladı.
Herkes birbirinin kuyusunu kazıyor. Herkes birbirleriyle acımasız rekabet halinde. Ucuz emek bu savaşın en etkin silahı.
Böylesi bir savaş ortamında, “Aman bir olun emeğin haklarını koruyun” telkini karşılık bulur mu?

GELELİM TüRKİYE’YE. . .
Türkiye’de bulunan işçilerin yüzde 90’ı kaideli, kurallı, insanca çalışılabilir bir iş yaşamına sahip değil. İşçilerin yüzde 90’ının örgütsüz olduğu Türkiye’de çalışma şartları ve ücretleri yalnızca AKP iktidarı ve patronlar tarafından belirleniyor.
Böyle olunca işçiler kölece, cinayet ortamında ve vahşi bir sömürünün altında çalışmaya ‘razı’ geliyor.
Taşeronluk çok yaygın. Kamuda çalışanlar parçalanmış. Uyduruk statüler: 4/a, 4/b, 4/c. . .
İşçi, geçici işçi, mevsimlik işçi, sözleşmeli işçi, hatta statüsü belirsiz olanlar. . .
özetle örgütsüz, ucuz, denetimsiz bir çalışma yaşamı. . . AKP’nin 13 yıllık iktidarı boyunca sermayeye sunduğu cennet!
Devamı da var. Esnek üretim ile ilgili düzenlemeler. Ulusal İstihdam Bürolarının işlerlik kazandırılarak işçilerin köle gibi pazarlanması. Kıdem tazminatının azaltılarak, özel sermayeli ‘fon’a devredilerek işçilerin kolayca işten atılması.
Dünyada da, Türkiye’de de sermayenin orta ve uzun vadede yapmak istedikleri çok açık.
Sermaye sınıfı artık işçileri doğrudan sömürebileceğini düşünüyor. Sendikalara çok ihtiyaç duymuyor.
İşçi sınıfından görünüp de sermaye sınıfına hizmet edecek sendikalara bile tahammülü azaldı. Var olan sendikalardan da sadece çarkı meşrulaştırmalarını istiyor. “Aman sermaye kaçmasın”, “Sermaye için rekabetçi ortam korunsun” gibi sözlerle sermayenin bekçiliğini talep ediyorlar.
Bu talebin sahiplerine, koruyucusu devletlerine, “Toplu pazarlığı güçlendirin” ricasında bulunulduğunda. . . “Emriniz olur” denileceğine inanmak mümkün mü?
Savaşması gerekenlerin. . . Ticaret, hegemonya savaşlarının ortasında karşılık bulmayacak emeğin taleplerini sıralayıp işçileri beklentiye, pasifizme sürüklemeleri. . .
İşçileri akbabalara yem etmek değilse nedir?
‘Sosyal diyalogcu’ sendikal anlayışın pespayeliği işte!

KARŞILIK BULMAYACAĞINI BİLE BİLE. . .

EMEK örgütleri tarafından G20 zirvesine iletilen taleplerin bazıları şöyle:
* Kemer sıkma politikalarından uzaklaşın.
* Milli büyüme ve istihdam stratejilerinizi gözden geçirin.
* G20 üyeleri arasındaki olumsuz yayılma etkisinin önüne geçin
* Asgari ücreti artırın ve toplu pazarlığı (sendikaları) destekleyin.
* ILO Sözleşmelerine uygun çalışma standartları sağlayın.
* İşçilerin hakları ile sosyal koruma sistemlerini güçlendirin,
* Emeğin gelirden aldığı payı artırın.
* Nitelikli çıraklığı artırarak, iyi derecede kaynak ayrılmış kamu eğitimi verin.
* Gençlerin istihdam edilmesine ilişkin G20 ilkelerini milli politikalara dönüştürün.
İŞçİ İçİN BİR ARAYA GELMEYENLER. . .
L-20’nin nasıl bir oluşum olduğunu kavramak için hafıza tazelemekte fayda var.
Tarih: 4 Şubat 2015.
İşyerlerinde sandıklar kurup oylama yaparak aldıkları grev kararı Bakanlar Kurulu tarafından engellenen DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş’in üyesi işçiler eylemdeler.
Yer: Ankara.
Eylem alanı: Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın katıldığı L20 toplantısının yapıldığı Rixos Otelin önü.
Eyleme hangi konfederasyonlar destek verdi. Cevap: Hiç.
Grevin engellenmesine karşı her hangi bir ortak eylem yapıldı mı? Hayır.
Peki, on binlerce metal işçisi grevdeyken bu konfederasyonlar kılını kıpırdattı mı? Tabii ki hayır.
Hiçbir işçi eyleminde ortak hareket etmeyen konfederasyonlar, iş yazıp rapor hazırlamaya gelince hemen buluştular. ‘Yaşasın sosyal diyalog!’ öyle mi?
Hali ortada olan Türk-İş’in Genel Başkanı Ergün Atalay’ın dönem başkanlığını yaptığı L20’nin ne menem bir şey olduğunu anlatmaya bilmem gerek var mı?
SIĞINMACILARA SAHİP çIKMAK GEREKİRKENPara rüşvetiyle sığınmacıların Türkiye’de kalmaları planı açık açık dile getirilirken. . . Sığınmacıların ucuz emek deposuna dönüştürülmesi için formüller aranırken. . .
Söz konusu hesapların sahibi G20 bileşenlerine şöylesi akıl verenlerin emek örgütleri olması ne yaman çelişki değil mi: Tüm göçmenlere çalışma, sosyal, siyasi ve kültürel haklarıyla beraber kayıt altındaki ekonomi içerinde çalışma hakkı tanıyın.
ülkenizde Suriyeliler başta olmak üzere göçmenlerin kayıt dışı kölece çalıştırılmalarına karşı savaş açmayın, onlara sahip çıkmayın, göçmen sorununu yaratanlardan rica da bulunun.
Pes!
14. 11. 2015 – EVRENSEL