ERK ACARER: YİNE DOMATES YETİŞTİR, YETİŞTİRME DEMİYORUM! (09. 11. 2015)

179

Darbenin tanklısı toplusuyla, sivili birbirinden farksızmış… 12 Eylül’le, Erdoğan dönemi ne kadar da birbirine benziyor. Havada 80’lerin ruh hali dolaşıyor. İki duygu hâkim: Korku ve kabullenmişlik.
***
Aydın tembelliği, solcu kaprisi, entelektüel yılgınlığı, demokrat yorgunluğu diye müptezel bir davranış biçimi var demek ki! Sosyal hayattaki kalıplar, siyasi duruştaki hezeyanlara benziyor. “Ulan çekicem o filmi, alıcam Oskar’ı” heyecanından, “bir sahil kasabasında domatesimim yetiştiririm abi” noktasına savrulmak ne de çabuk oluyor.
***
12 Eylül’e benziyor açık! Daha bir hafta oldu; meyhaneler adam almıyor. “Denedik birader, sandıkla da demokratik eylemlerle de olmuyor vur gitsin” havası rakı beyazı gibi bir tortu bırakıyor. 80’lerdeki gibi mi olacak?İşçi çadırının yerine futbol, işgal evinin yerine birahane, sokak eyleminin boşluğuna rock konser mi konacak?
***
Henüz haftası çıkmadan istikrarda çıta üstüne çıta atlandı. Haftalık ‘top 10’ listesi gelecek günlerin de teminatı. Yaşam tarzına müdahalede kaşla göz arasında birkaç level birden geçildiği, bölgedeki hukuksuzluklara tam gaz devam edildiği, tek adam sisteminin ısıtıldığı ilk bakışta göze çarpanlar arasında. YöK’ü protesto eden öğrenciler darbe dönemlerinden farksız bir şekilde hırpalanıyor. Gazetecilere ters kelepçe takılıp gözdağı veriliyor. Bir polis amiri; “Haberiniz ola artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” deme cüretini gösteriyor. JİTEM’di, JöTEM’di derken, salıverilen katillerle, Güneydoğu’da yeni katliamların yaşanmasına göz kırpılıyor.
***
“Ben yaptım oldu” rejimindeki esas sinyalleri teferruatlar veriyor. Diktatörlüğün tam ifadesi bu! İdare yerel yönetimlerden, yerel yönetimler tek adamdan kopuk değil. Büyükşehir Belediyesi, Yıldız Parkı’nı inşaat alanına çeviriyor, ağaçları işaretliyor. “Hadi yine diren bakalım” demeye getiriyor. Dâhice semboller kullanılıyor! Misal Kadıköy, AKP’ye oy vermediği için cezalandırılıyor. Bu da alay eder gibi yapılıyor. Haldun Taner Sahnesi’nin karşısındaki denize nazır alan çevrilip umumi tuvalet inşa edileceği duyuruluyor.
***
Mesele çok basit; olmak ya da olmamak!Korku, saygı duyulabilir; umutsuzluk, kabul edilebilir bir ruh hali. Ancak yeni yaşam formları öneren, TOMA’nın karşısında parmak arası terlikleriyle durma cesareti gösteren, el birliğiyle hayvan barınakları yapan, doğusuyla batısıyla özgür ve eşit bir yaşam biçimine inanan çok büyük kitlenin havlu atıp yılgınlığa kapılması anlaşılacak gibi değil. Sayıca az olmak, haksız olmak anlamına gelmiyor. öncelikle bunu anlamlandırmak şart!Şimdi…Silvan’da günlendir süren hak ihlallerine karşı çıkmanın tam sırası. Şimdi…”Yaşam tarzıma dokunma, burası benim de ülkem” demenin tam zamanı. Şimdi…”Hayır, kentleri, doğayı talan edemezsiniz” diye bağırmanın en uygun günü. Şimdi…Olmak ya da olmamanın şafağı!
***
Topçu Kışlası’nın önünden geçtikten sonra, ilk çöreklendiğin yerde Berkin’e, Ethem’e, Medeni’ye, Diyarbakır, Suruç ve Ankara katliamlarında yaşamını yitirenlere kadeh kaldırarak borcunu ödeyemezsin!
***
Evet, 12 Eylül’e benziyor. Evet zor…Ancak fazla seçenek yok. Semboller önemli; Kadıköy’ün ortasına denize nazır umumi helâ yapıyorlar…Ya ülkenin, kentin, hayatın ortasına…Ya da sunulana karşı çıkacaksın!Hiç değilse mücadelesinde, sadece bir kez Tayyip Erdoğan’ı örnek almak önemli. Yine domates yetiştir, yetiştirme demiyorum ama unutma, sen haklısın!
09. 11. 2015 – CUMHURİYET