MİNE SÖĞÜT: SOL TARAFIMIZ VE SAĞ TARAFIMIZ (23. 10. 2015)

176

Bir gün kalabalık bir caddede yürüsek.
Rüzgâr esse ve yağmur çiselese.
Sağ tarafımızda geçen yüzyılın sonlarında inşa edilmiş dev binalardan biri olsa.
Aylar önce başlayan restorasyonu artık bitmek üzere. . .
Binadan gelen sesler caddenin uğultusuna karışsa ve rüzgârda aralanan inşaat perdelerinin ardında eski bir mimarinin yeniden parlatılmış görkemli güzelliği bir belirip bir kaybolsa.
Bir gün kalabalık bir caddede yürüsek.
Sol tarafımızda, yerde, ayaklar altında esmer bir oğlan çocuğu, otursa.
Ciğerlerinden gelen hırıltı caddenin gürültüsünden hiç duyulmasa.
İki vitrin arasındaki dar bir kolonun önünde, yerde, ıslak zeminde, gözlerinde derin bir yara gibi duran sitemli bakışlarla boşluğa dalsa.
Geçmişinde bir savaş, geleceğinde bin savaş, onu kimse umursamasa.
Biz kalabalık bir caddede yürüsek. Rüzgâr çok sert esse ve yağmur sağanağa dönse.
Bir an önce eve varsak. Bir an önce eve varsak. Bir an önce eve varsak.

***

Hiçbir yere varamasak.
Başımızı sağa çevirsek ve o eski ve görkemli binanın restorasyonu için harcanan çabayı düşünsek.
İhaleleri, bütçeleri, kurullardan çıkan kararları, hazırlanan fizibiliteleri, harcanan paraları, beklentileri, kâr hesaplarını, risk hesaplarını düşünsek.
Birtakım paraların ceplerden ceplere akarken çoğalacağını ve ekonominin canlanacağını düşünsek.
Sistemin bu mesele için nasıl sorunsuz ve yapıcı işlediğini düşünsek.
Sonra sol tarafımıza yine baksak.
Oğlan orada hâlâ yerde oturuyor olsa.
Cadde kalabalık, çok kalabalık olsa.
İnsan seli aşağıdan yukarıya, yukarıdan aşağıya neşeli bir nehir gibi aksa.
O sele kapılanlar başlarını yere hiç eğmeseler.
Gözleri vitrinlerde ve akılları kim bilir nerede. . .
Bazen kaçamak bir bakış vitrinlerden düşüp çocuğa değse, çaresizlikle buğulanıp hemen yerden göklere yükselse.
Eski ve görkemli bir bina sağ tarafımızda harıl harıl yenilense.
Ve sekiz yaşında bir oğlan çocuğu sol tarafımızda, ayaklarımızın altında can çekişse.
Biz bir an dursak ve suskun bir parçası olmakla, göz yummakla onayladığımız sistemi sorgulasak.
Şehrin kalbinde eski binaları tıkır tıkır yenilemeye gücü yeten ekonominin, şehrin kalbinde sekiz yaşındaki yeni bir hayatı ve daha binlerce hayatı nasıl çökerttiğini düşünsek.
Bizim de parçası olduğumuz kalabalıkların bu rezil öncelikleri nasıl kanıksadığını düşünsek.
Bu kanıksamanın nasıl kayda değer bulunmayan korkunç bir günah olarak hayatı biçimlendirdiğini düşünsek.
Sistemin bizi bu günaha nasıl ortak ettiğini düşünsek. Sekiz yaşındaki bir çocuğun muhtemelen çok da uzun sürmeyecek hayatının üzerine basa basa yaşadığımızı düşünsek.
Bir düşünsek. . . O çocukların yanından öyle geçemeyiz. O görkemli binalara giremeyiz. O kalabalık caddelerde artık herkes gibi yürüyemeyiz.
Bir dursak ve sağımızdaki ve solumuzdaki her şeye, bize dayatılan değerlerle değil, kendi aklımızla ve vicdanımızla bir daha baksak.
Ve anlasak. . . Aslında biz onlardan çok daha kalabalığız.
Tercihlerimizle bir yüzleşsek. . . Bizi umursamayan sistemi muhafızlarının başına yıkar, o çocuğu da kucaklar yepyeni bir hayata başlarız.
Düşünmememiz ve tercihlerimizle yüzleşmememiz için elinden geleni ardına koymayan kurnaz bir sistemin esiriyiz.
Eğer esaretten silkinirsek, o caddede bambaşka şeyler göreceğiz ve bambaşka duygularla yürüyeceğiz.
Yoksa daha çok yağmur yağacak, rüzgâr esecek ve daha çok çocuk mütemadiyen gözümüzün içine baka baka ölecek.
23. 10. 2015 – CUMHURİYET