NİLGÜN TUNÇCAN ONGAN: ÖLDÜRDÜLER! (12. 10. 2015)

201

“Ağrımasa bilir miydim yüreğimin yerini”
10 Ekim’de Ankara’da Türkiye tarihinin en kanlı saldırılarından biri yaşandı. Yüzden fazla canımızı kaybettik ve hala hiç haber alamadıklarımız var.
Benim öğrencilerim, dostlarım, yoldaşlarım oradaydı. Artık bazıları yok! Cehennemden çıkıp gelebilenler ise neredeyse suçluluk duyuyorlar sağ kalabildikleri için. Arkadaşları olmadan geri dönmeyi zul sayıyorlar.
Aylardır yaşanan akıl tutulmasının son halkası oldu Ankara’daki katliam. Bölgede defalarca kurulan can pazarı, toplumsal-siyasi kayıtsızlıktan ve cezasızlıktan aldığı cesaretle, batıya ilerliyor artık. Ülkenin başkentinde, valilikçe izin verilen bir mitingde katliam yapılabiliyor.

Katliam sonrası yaşananlar ve iktidar kanadından yapılan resmi açıklamalar ise neredeyse katliamın kendisi kadar sarsıcı.

İktidarın Roboski, Soma, Ermenek’teki siyasi sorumluluğu hatırlatıldığında “acılarımız siyasete alet ediliyor” diye hezeyan eden AKP Hükümeti’nin Orman Bakanı, dünkü katliamın “HDP oy alsın diye” yapıldığını ilan etti. Bir başka AKP’li vekil ise resmi Twitter hesabından yaptığı açıklamada HDP ile beraber CHP’nin, Gülen ve Doğan medyasının da “akan kanda boğulacağını” duyurdu.
İçişleri Bakanı herhangi bir güvenlik açığı olmadığı için istifa etmeyeceğini açıklarken, yanında oturan Adalet Bakanı gülüyordu. Yanlış anlamayın; İçişleri Bakanı’nın yaptığı açıklamaya değil. Gazetecinin istifa beklentisine!
Sağlık Bakanlığı sorumlusu sosyal medyadaki kan ihtiyacı çağrılarının “yalan” olduğunu ilan ederken, hastanelerden yapılan acil kan ihtiyacı anonsları yansıdı canlı yayınlara. Ardından da katliama yayın yasağı getirilip, sosyal medyaya erişim engellendi.

Başbakan Davutoğlu ise Ankara katliamının faillerinin de tıpkı Suruç katliamı faili gibi (olay yerinde ölen canlı bombadan söz ediyor!) yakalanıp hukuka teslim edileceğini duyurdu. Aslına bakarsanız dünkü katliamda toplumun pek çok kesimi ile devletin “ortaklaştığı” tek nokta belki de buydu(!) çünkü toplumun birçok kesiminin Ankara katliamı konusundaki adalet beklentisi, Suruç failinin hukuka teslim edilmesi düzeyinde(!)
Barış talebine yapılan bu saldırı doğrudan sendikaları, meslek örgütlerini ve onların üyelerini hedef aldı. Barış mücadelesini emek mücadelesiyle bir sayan işçiler, emekçiler, sendikacılar ve onların mücadele arkadaşları katledildi. Bugüne kadar saldırıya uğrayan Kürt işçiler ve öldürülen evlatları üzerinden konuya taraf olan işçi sınıfı, Ankara’da örgütleri ve örgütlü gücüyle hedef alındı. Dolayısıyla yapılan bu kanlı saldırı; inadına barış mücadelesi sürdürebilmenin en etkili yolunun inadına sınıf mücadelesi olduğunu da bir kez daha teyit etmiş oldu.
12. 10. 2015 – EVRENSEL