ERGİN YILDIZOĞLU: LİBERAL DEMOKRASİDEN SOSYAL DEMOKRASİYE YENİDEN’ (28. 09. 2015)

181

Liberal demokrasiye karşı beş yıldır sağdan ve soldan yükselen itirazlar, kitlelerin politika sahnesine geri dönmeye başlaması, Türkiye yeni bir seçime hazırlanırken, bana
Mark Twain‘in
“tarih kendini tekrarlamaz, ama kafiyeli konuşur” sözünü anımsattı.
Liberalizm ve sosyal demokrasi
Kapitalist sınıfın yükseliş döneminde, liberalizm, demokrasi (cumhuriyet) düşüncesi de yükseliyor, tarihsel haklar, özgürlükler mücadelesinin en önemli talebi (aracı) oluyordu.

Kapitalist üretim tarzı egemenliğini kurar, kapitalist sınıf egemen sınıf konumuna yerleşirken haklar, özgürlükler alanında da önemli kazanımlar elde ediyordu. Ne ki bir süre sonra, özgürlüklerin, kapitalist sınıf için üretim, yatırım, ticaret serbestisi (liberty) ile, işçinin özgürlüğünün de işgücünü satma serbestisinin ufkuyla sınırlı kaldığı ortaya çıktı.

Bir taraftan teknolojik gelişmeler, insan ve bilgi dolaşımını hızlandırırken (göç dalgaları da bu dönemde hızlandı), liberal demokrasinin yetersizlikleri, zaafları, haklar, özgürlükler mücadelesinin önüne koyduğu engeller, bu engellerle kapitalizmin öteki sınıfının, işçilerin kendi çıkarlarını koruma refleksi arasındaki düşünsel, fiziki bağlar dikkat çekmeye başladı.

Liberal demokrasiye karşı sosyal demokrasi bu ortamda, hem liberal demokrasinin teorik varsayımlarına, hem gerçek yetersizliklerine, hem de genel olarak kapitalizmin özelliklerine karşı şekillendi. Sosyal demokrasi, işçi sınıfıyla entelektüellerin bir işbirliği idi, haklar, özgürlükler mücadelesini kapitalizmin ufkunun ötesine taşımayı amaçlıyordu. Sosyal demokrasi, kapitalizmin ilk ticari krizinin, Avrupa çapında yaşanan 1848 ayaklanmalarının (başarısız devrimlerinin) ardından şekillendi, hızla kitlesel bir harekete dönüştü. Aynı dönemde kapitalist sınıf da servetini, ekonomik modelini koruyabilmek amacıyla, ülkesinde “toplumsal reform” fikrine yakınlaşıyor, uluslararası alanda da saldırgan, katliamcı, soykırımcı bir emperyalizmi geliştiriyordu.

Neo-liberalizm ve sosyal demokrasi

Tarih kendini tekrarlamıyor, ama yukarıda kaba fırça darbeleriyle çiziktirdiğim resimle kapitalizmin bugünkü durumu arasında çarpıcı benzerlikler sergiliyor.
Teknolojik gelişmeler, bilginin yaygınlaşmasının hızlanması kapitalist sınıfın gerçek konumunu (“plütokrasi” ve “% 1”), kapitalizmin sorunlarını yeniden açıkça gözler önüne seriyor.

Liberal demokrasiye karşı yaygın bir başkaldırma, Tahrir, Gezi, Podemos, Syriza, Corbyn olayı, aynı anda sağ popülizmin de güçlenmesi kitlelerin siyaset sahnesine daha sık çıkmaya başladığını gösteriyor.

Bu sırada kapitalist sınıfın, neo-liberalizmle birlikte terk ettiği “sosyal reform” düşüncesine bir mali kriz içinde, sık sık tekrarlanan gelir dağılımı bozulması sorunu, iklim krizi, gıda krizi, göçmen dalgası, hatta talep yetersizliği temaları üzerinden geri dönmeye yönelik ilk refleksleri şekilleniyor.

Ancak bugün ortada gerçek bir sosyal demokrat akım yok. Bu, akımın II. Enternasyonal’den, “Bad Godesberg” konferansında,
Tony Blair‘den geçerek nasıl, ne zaman yok olduğu, bugün gerçek sosyal demokrasinin mirasçısı komünist solun zayıflığının nedenleri üzerinde düşünmek gerekiyor. Ancak, Podemos, Syriza gibi partilerle Corbyn’e verilen destek, gerçek sosyal demokrasiye dönme çabalarının da şekillenmekte olduğunu gösteriyor.

Şimdi önümüzdeki bir sorun,
bu gerçek sosyal demokrasinin
alması olası yeni biçimlere, komünist solun bu süreçteki olası işlevine ilişkin. İkinci sorun ise, bir taraftan gelişmiş ülkelerde
sosyal reform düşüncesi
dillendirilirken diğer taraftancanavarlaşmaya başlayarak, toplumsal, ekolojik yıkımı hızla yaygınlaştıran kapitalizmin getireceği yeni felaketlere ilişkin.

Bu ikisi insanlığın önüne bir “kurtarma” projesi koyuyor: Kapitalizm yıkarken, insanlığın bugüne kadar oluşan birikiminden neyi, nasıl kurtaracağız; kurtardıklarımızla nereye gideceğiz?

Bu sorular, kapitalizmin en karanlık, ekonomik, kültürel açıdan en yıkıcı örneklerinden birini sergilemekte olduğu Türkiye’de yeni bir seçimlere giderken can alıcı öneme sahip.
28. 09. 2015 – CUMHURİYET