SERKAN ÖNGEL: BİSİKLET SANCISI (13. 06. 2015)

177

Bisiklet, kullanmaktan keyif aldığım bir ulaşım aracı. Kasaba içinde (Kadıköy’e kasaba deriz aramızda) ulaşım açısından da son derece işlevsel. Aynı zamanda büyük bir keyif. Geçen gün bisikletimi çaldılar. Olay mahallinde kırılmış şifreli kilidim. Elini kesen hırsızın gazete kağıdını sildiği kanı öylece duruyor. Polise gideyim dedim. Ayaklarım götürmedi. Oysa hırsızlık olayı küçük olunca yakalayanı çok olur. Araya giren kartvizit sahipleri olmaz. Hırsızın koruyanı kollayanı olmaz. Garibanın tekidir. Ancak küçümseyen bir bakışla, ‘bisikletini mi çalmışlar’ diyebilmeleri muhtemel.
İçimde bir bisiklet sancısı. Hırsızlığın propagandasının bolca yapıldığı bir seçimi geride bıraktık. Birine denk geldim seçimlerden önce. Bir taksiciye. Bir olay üzerinden haktan, hukuktan bahsediyor. Hakkını nasıl aradığından. Olay 90’larda geçmiş. O daha bir heyecanlandırıyor belli ki onu. ‘Asarım’ diyor, ‘keserim’. ‘Kimseye hakkımı yedirmem’. Sonra tutamadı kendini. ‘Siyaset yapacağım’ dedi. ‘Sinirleniyorum muhalefetin sözlerine, vaatlerine. Ülkeye zararları çok’. Taksi sarı, trafik kırmızı. Rizeli Amca heyecanlı. Ben de İstanbul’dan bahsettim. Kuzey ormanlarından, su havzalarından, yükselen gökdelenlerden, ranttan, inşaatların geleceğimizden çalınanların simgesi anıtlar olarak nasıl yükseldiğinden. Artan nüfusun, trafik çilesinin bu politikaların sonucu olduğundan. Yeni felaketlere kapı aralandığından.
Durdu Rizeli amca, ezberine gitti aklı. ‘çalıyorlar ama yapıyorlar’ dedi. Sakindim. Sinirlendim. ‘Ya’ dedim ‘sen burada bir saattir haktan, hukuktan bahsettin. Utanmaz mısın? Hırsızlık nedir? Birilerinin hakkından, senden benden çalmıyorlar mı? çocuklarımızın geleceğinden çalmıyorlar mı?’ Dedim ‘nasıl insansın, hırsızlığı nasıl savunursun?’.
Sustu amcam. ‘Halk birlik olamıyor’ dedi çark edip bu sefer.
Bisikletim çalındı geçen gün. İçimde bir bisiklet sancısı. Vittorio De Sica’ın Bisiklet Hırsızları filmindeki AntonioRicci gibi değil durumum. Sonuçta filmde Ricci emek gücünü satmasının koşulu olan bisikletini çaldırmıştı. Onun için yaşamsaldı. Ama az da olsa benziyor çaresizliğim. öyle umutsuzca gözüm gidiyor sokaklarda dolaşan bisikletlere. Bir de puseti vardı bisikletin. Benim küçük adamım için almıştım. Baba oğul geziyorduk Kadıköy sokaklarında.
Neyse Derviş’i gördüm geçen. Kemal Derviş’i. Yolda karşılaşmadık hayır. Bir internet sitesinde haberini gördüm.
AKP-CHP koalisyonu falan diyor. Bunca hırsızlık, yolsuzluk, kapanan dosyalar. Ne olacak bunlar? Derviş için sorun mu?
Servetin, zenginliğin kökeni nedir, emek gücümüzü daha fazla sömürmek için bedenimizden, sağlığımızdan, hayatımızdan çalınanlar, yaşamdan, doğadan çalınanlar nedir, değil mi? ‘Ne kadar hırsızlık varsa affola’ deyip yola devam etmek, kimsenin servetini sorgulamamanın bir yöntemi. Ne kadar anlamsız sorular soruyorum değil mi? İş cinayetlerinde ölenleri, Soma’da kaybettiklerimizi, yok olan ormanları, yok olan geleceğini yaşadığımız kentlerin, deprem riskinin hiçe sayılmasını nüfusu yoğunlaştırırken, bizden çalınanlardan istiflenen paraları önemsemeyin diyorlar. Sonra kaybettiklerimizi, kör olanlarımızı unutun diyorlar. Ne kötü bir seçenektir hırsızlığı yok sayan bir koalisyon. Bunca insan oy verdi, sandıklara sahip çıktı büyük bir azimle. Bari geleceğimiz çalınmasın diye. Şimdi hiçbir şey yok gibi yapalım öyle mi? Neden? Uluslararası finans kuruluşları, patron örgütleri, emperyalizm böyle istiyor diye. İçimde bir bisiklet sancısı…
ülkenin aklayanlara değil, yapılanların hesabını soracak bir iktidara ihtiyacı var. Her kim ki bir yerlerinden aklamaya çalışırsa yaşananları kendisi de ortak olacaktır yapılanlara.
Cemal Süreya’nın sözleri kulaklarımda, ‘Biz kırıldık daha da kırılırız / Ama katil de bilmiyor öldürdüğünü/ Hırsız da bilmiyor çaldığını / Biz yeni bir hayatın acemileriyiz /Bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor / Şiirimiz, aşkımız yeniden/ Son kötü günleri yaşıyoruz belki / İlk güzel günleri de yaşarız belki/ Kekre bir şey var bu havada / Geçmişle gelecek arasında/Acıyla sevinç arasında / öfkeyle bağış arasında’
Güzel günler için öfkeye de, acıya da, sevince de yer var. Suç ortaklığına ise yer yok!
13. 06. 2015 – BİRGÜN