MUSTAFA YALÇINER: TOFAŞ. RENAULT. . MÜCADELE. . KAZANIMLAR. . (25. 05. 2015)

177

TOFAŞ ve RENAULT ülke nüfusunun ezici çoğunluğu bakımından birer araba markasıydı. FORD OTOSAN da öyle. (TüRK TRAKTöR, hele, araba değil traktör ürettiği için onlar kadar bile bilinip tanınmıyordu –sadece zengin ve orta halli çiftçiler. )
Bursa ve Kocaeli için değil tabii. Bursa’da TOFAŞ’la RENAULT’yu, sadece onları değil, yan sanayiden MAKO ve VALEO’yu, OTOTRİM’i tanımayan, hatta birinden birinde kendisi ya da bir tanıdığı çalışmayan olmazdı. FORD OTOSAN’ı da Kocaeli’nde bilmeyen bulamazdınız.
Ama o kadar. Bu “markalar”, kendilerini üreten işçiler için bile dört duvarla bantlar ve civatalarını sıkıp motoruyla kaporta parçalarını elleriyle monte etseler bile ancak uzaktan imrenilerek seyredilen arabalardan başka şeyler değillerdi.
Artık ülke çoğunluğu bu “markalar”ı marka olarak bilmekle kalmıyor. TOFAŞ, RENAULT, FORD ve diğerleri, artık, Türkiye nüfusunun indinde de birer fabrika demek, işçiler demek, en önemlisi grev ve direniş demek; sınıf mücadelesi demek.
Hiç de küçük olmayan bir dönüşümden geçiyor Türkiye. “Bundan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”! Bu, Gezi’nin ardından çıkarılan sonuçtu. Metal greviyle şimdi daha da doğru!
Neden doğru? İşçi sınıfının belli başlı Bursa bölükleri silkinip ayağa kalktı ve boyun eğip tahammül edegeldiği çalışma ve yaşam koşullarına isyan etti. “Yeter” deyip ayağa kalkarken ne kadar farkında oldukları bir yana, isyanları, kuşkusuz ağır kapitalist sömürü koşullarına karşı yöneltilmişti. Bu nedenle demokrat olsa bile hiçbir burjuva grup ya da parti yanlarında değildi, yapayalnızdılar.
Kendilerini durmaksızın satan bürokratların kontrolündeki sarı sendikaya da net tavır koyarak başlamışlardı. Bu, toplu istifalarla sendikayı kapının önüne koyan üçüncü büyük atılımlarıydı. İlk ikisinde başaramamış, işten attırılan öncülerini kurban vermişlerdi; bu kez deneyli ve kararlıydılar. Bir talepleri, “bu sendika işyerine girmeyecek”ti. TOFAŞ’ta kabul ettirdiler.
Şimdi TOFAŞ’ın patronla görüşüp 1) işten atılma olmayacak ve 2) işçinin kendi temsilcileri tanınacak taleplerini kabul ettirmenin yanında saat ücretlerine BOSCH kadar zam talebini –seyyanen 1000 TL ve ileride iyileştirme sözü alarak– “yarım” kabul ettirerek grevi bitirmesi tartışılıyor. En yaman tartışma TOFAŞ işçisinin kendi arasında yürüyor. Yoksa küçük burjuva solcuları çoktan “zaten muhafazakar işçilerdi. . ” diye başlamışlardı! Kobanê’ye ABD havadan silah attığında, direnişçilere anında “emperyalizmin işbirlikçileri. . . ” yaftası astıklarına benzer biçimde.
TOFAŞ, örneğin RENAULT’u yolda bıraktı, evet, ve evet, toplu sözleşmenin BOSCH’unkiyle aynılaştırılması talebini kabul ettiremeden grevi bitirdi. Doğru; taleplerini tamamıyla kabul ettirmeden ve RENAULT işçileriyle söz birliği etmeden bırakmamalıydı.
Ancak RENAULT’un ardından yürüyen TOFAŞ, komiteleşerek grev örgütlenmesini mücadeleye atıldıktan sonra eylem içinde gerçekleştirmişti, örgütlülüğü daha da eksikti, bu bir. İki: bir bölüm arkadaşlarını ikna edemeyen grevin sürdürülmesinden yana işçi, işçilerin birliği ve örgütlülüğünü gözeterek, işe başlamaya razı olmuşlardı ki, küçümsenmez bir çoğunluk durumundaydılar. Ve yine de taleplerinin bir kısmını kabul ettirmişlerdi; bu da üç. En önemli dördüncüsü ise, dersler çıkararak mücadele içinde öğreniyorlardı; çoğu işçinin ilk mücadele deneyimiydi; anasından doğan çocuğun hemen koşmaya başladığı görülmemişti! Bütün eksiğine rağmen, TOFAŞ işçisi, sınıf mücadelesinin gelişmesine katkıda bulunmuş, sınıfın üzerindeki ataletten kurtulması için sevabı/günahıyla üzerine düşeni yapmıştır! Kimse onlara ve mücadelelerine burun kıvıramaz!
RENAULT işçisi, şimdi, TOFAŞ’sız, daha zor bir işi üstlenmiştir. FORD ve TüRK TRAKTöR’deki kardeşleriyle şimdiden kazanmıştır ve daha kazanıp sınıf kardeşlerine de kazandıracakları vardır!
25. 04. 2015 – EVRENSEL