ŞÜKRAN SONER: GREV HAKLARI VARDI DA MI KULLANMADILAR’ (23. 05. 2015)

177

Bursa odaklı otomotiv işçilerinin eşit işe eşit ücret hak arama eylemlerinde bir haftayı aşan süre içinde işçi hakları üzerinden ne kadar geriye püskürtüldüğümüzü, cahil kaldığımızı da çok çarpıcı sergileyen; haberleri, yapılan tartışmaları, işveren ve yargısal uygulamaları buruk bir çaresizlik içinde seyrediyorum… İşçinin sadece ve sadece”eşit işe eşit ücret”
çıplak gerekçeli işi bırakma eyleminin ilk günlerdeki adı grevdi. Sonra üretimden gelen gücünü kullanma, direniş, yasadışı grev kavramlarını kullananların sayılarının artması ile doğru orantılı işçiyi işbaşı yapmaya zorlayan işveren ve yargı kaynaklı girişimler, uyarılar gündeme geldi… İş akdi feshi tehdidi, bizim anlayacağımız dilden tazminatsız işten atılacakları yazılı ihtarları, savcılık soruşturmaları, doğrudan yabancı patentli işletmelerin merkez yönetimlerin
“fabrikayı kapatırız”
tehditleri, gözaltına almalar, savcılık soruşturmaları. . uygulamaları geldi.

Dün gelen haber postamın içinde hakları için direnen işçilerimizin küresel sendikası, Industri ALL’den, yönetim kurulu kararı olarak, 140 ülkenin aynı işkolunda çalışan 50 milyon işçisi adına grevlerini destekleyen açıklama geldi. Eyleme ilişkin bizim medyada çıkmış haberlerin olduğu gibi çevirilerinin gönderilmesi halinde, 140 ülkenin üst örgütleri yönetimleri, 50 milyon işçinin nasıl hiçbir şey anlamayacaklarını düşünüp gülümsedim. Anlayamazlar çünkü sendikal örgütlülüğün var olması, toplusözleşme, grev hakları, olmazsa olmaz, sınırlanamaz, evrensel, ILO sözleşmeleri ile de korunmuş en doğal işçi haklarıdır…

12 Eylül’ün yasaklı anayasası ve yasaları nedeniyle, Türkiye kara listeye alınmak da içinde olmak üzere, insan hakları, demokrasi, sendikal haklara ihanet suçlarından, evrensel ölçeklerde çok hesap vermek zorunda kaldı… Zamanla biz unutmuşken, onlar da kuşkusuz bu yasakların ağır vahametini unutmuşlardır…
***

1983 sonrası sözde sendikal haklar varmış oyunu oynanmaya başlandığında Türk sendikacılık hareketi sokaklara dökülmüş,
“Bu anayasa, yasalardaki yasaklarla bu ülkede sendikacılık yapılamaz”
gerçeğini işçi sınıfı ile birlikte kamuoyuna anlatabilmeye çalışmışlardı. Kendimce sayısız seminer, yazı dizisi içinde bir cümle ile
“Bu yasaklarla bu ülkede bundan sonra işverenin evet demediği tek bir sendika kurulamaz, tek bir işyerinde toplusözleşme yapılamaz. . “
diyerek, durumu özetleyebilmek için çırpınıp durmuştum. Dediğim oldu…
özal
döneminde 12 Eylül öncesinin var olan sendikaları, baskı altında güçlerinin yettiğince, işveren, siyasi iktidar dayatmaları ekseninde haklarını kullanabildiler. Zaman içinde kırıla kırıla, eksile eksile, kazanılmış sözleşme haklarını metinlerden çıkara çıkara, ücretlerin aşağı çekilmesi, çalışma koşullarının ağırlaşmasına göz yuma yuma yol almaya çabaladılar.
***

İşçiler, sendikaların hak arama güçlerini kaybettiklerini görerek, 1990’lı yıllara doğru var olan çatı örgütlülüklerini kullanarak, grevin yanında yasaklı düzene özgün eylemlerini, direnişlerini koydular… Bahar eylemleri, yaz direnişleri, Büyük Zonguldak direnişi destanı ile özal döneminde gelen büyük kayıpların en azından ücret ayağında, tüm ücreti ile geçinenleri kapsayacak biçimde birkaç yılın birden kayıplarını geri almayı başardılar… özalizmin siyasal gidişini de sağladılar…Erdoğan
İktidarlarının, AKP’nin geliş süreci bile, iş güvencesi siyasal satışı sayesinde oldu… İktidarlarının ilk emek hakkı gaspı, iş yasası üzerinden esnek çalıştırmayı getirmek, fiilen angarya çalıştırmayı kurumlaştırmak oldu. Sonrasında gelsin taşeronlaştırma, özelleştirmeler ile çok hızlı sendikasızlaştırma, yetmeyen yerlerde yandaş sendikalar. Geldik mi birkaç yüz bin olarak sayılabilen toplusözleşme hakkını kullanabilen işçi gerçeğine…

İhracat odaklı, çokuluslu bağlantıların zorlamasında sözleşme yapılan işletmelerde, olayımızın özelinde yaşanan tablo çıkıyor…üç yıllık sözleşme imzalatılıyor. Zaten grev hakkı kâğıt üstünde var… önce işkolu barajını aşacak örgütlülüğünüz, sonra işyeri çoğunluğunuz olacak… Bir avuç sendika yetki sorununu çözdükten sonra da ancak sözleşme uyuşmazlığı sonuda, sınırlı sürede greve çıkabilir. Grev işçinin tek caydırıcı gücü, dünyada sınırlanmıyor. Bizde fiilen yasak. örneği yine olayımızla sabit, Hükümet alınmış grev kararını yasaklamış. İktidarlarının 13. yılında, bildiğiniz bir grev var mı ki… İşçilerin grev hakları vardı da mı kullanmadılar?
23. 05. 2015 – CUMHURİYET