BÜLENT FALAKAOĞLU: SOMA YAKAR (13. 05. 2015)

175

Bugün 13 Mayıs.

Manisa’nın Soma ilçesinde, 301 işçinin hayatını kaybettiği maden faciasının (katliamının) yıl dönümü.
Bir yıl önce bugün çok sarsılmıştık!
Her gün üçer beşer; her ay yüzer yüzer; her yıl biner biner. . . Ekmek peşindeyken öldüğümüz bu ülkede ayılacak kadar sarsılmıştık.

“Soma’dan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diye düşünenlerin, öyle olacağını umut edenlerin sayısı bir hayli artmıştı.

Ertuğrul özkök bile, “Emek kavramını unutmuş” olmanın özeleştirisini yapıyordu şu sözlerle:
“Hayata bir matbaa işçisinin çocuğu olarak başladım çabuk unutmuşum o mahalleleri. Babamı unutmuşum. “
Peki ne değişti, bir yılda? Ya da neden değişmedi?
Bu soruların yanıtını doğru bulmalıyız! Eğer ki, 301 can öldüğüyle kalmasın istiyorsak. . . Soma’da tanık olduklarımızın yaşanmadığı daha güzel bir gelecek istiyorsak. . .

SOMA’DA NELERİ
GöRMüŞTüK?

Değişmesi gerekenleri anlamak için neleri gördüğümüzü hatırlamakta fayda
var.

Devlet, Soma’da kömürü kendisi çıkarırken tonunu 130-140 dolara mal ediyordu. Şirket 23 dolara indirmiş. Gördük ki; kâr maksimizasyonu (en fazla kâr), verimlilik gibi süslü laflarla tanımlanan süreç işçinin canına kadar uzanıyor.

8 saat kazma sallayan işçi, kazmasını yeni vardiyadaki arkadaşına madenin dibinde teslim ediyormuş, üretim bir dakika bile durmuyormuş. Gördük ki; başarının(!) arkasında üretimi arttırmak için işçinin insafsızca ve ucuza çalıştırılması varmış. Ağır sömürü varmış.

Patron, üretimi arttırıyor ama bu üretim artışı için bütçesini zorlayacak işlerden kaçıyordu. Gördük ki; iş güvenliği ve işçi sağlığına dair devlet denetimleri bu ülkede öylesine yapılıyormuş.
Ocağın yıllık 1. 5-2 milyon ton üretime göre bir altyapısı varken, işletmeci 4 milyon ton kömür çıkarmış. Devlet de, “Ya burada üretim nasıl oldu da iki katına çıktı?” diye sormamış.
Artışın arkasındaki riskli damarlara girilmesi, ocağın altyapısına uygun çalıştırılmaması, modern kölelik düzeni kurulmuş olması gibi ögelerle hiç ilgilenmemiş. Gördük ki; devlet acımasız sisteme gözetmenlik yapmış.
Devlet, bir kota koymamış şirket ne çıkarmışsa sabit fiyatla satın almış. Bu kömürlerin bir kısmını da yoksul ailelere dağıtmış. Gördük ki; hükümet sadece ekonomik değil siyaseten de menfaat elde etmiş.
Tarımdan koparılan insanlar madene inmek zorunda kalmış. Madenler işsizlere iş kapısı olmuş. Gördük ki; iktidar partisi çaresizliği insanları kendine bağlamanın aracına dönüştürmüş. İş işçilerin zorla AKP mitingine götürülmesine kadar vardırılmış.
İşçi taşeronu, ayak taşeron, darama taşeronu, baca taşeronu şeklinde 4 ayrı taşeronluk biçimi ‘yok’ denilmesine rağmen madene sokulmuş. Gördük ki; taşeronluk sisteminin girmediği bir sektör kalmamış. Saymakla bitmeyecek olan tanıklıklarımızı, ‘Bu kadarı yeter’ diyerek noktalayalım.
DEĞİŞMEYİP
AYNEN KALANLAR

ölüm değişmedi: Soma’dan önce, üç ay boyunca ölen insanları topladığınızda 300’ü buluyordu. Son bir yıla baktığımızda iki ayda ölen insan sayısı 300’ü buluyor. Eskiden üç ay da bir Soma oluyordu şimdi iki ayda bir!
Anlayış değişmedi: öncelik hâlâ ülkenin enerji ihtiyacının aciliyetinde. Hâlâ maliyet fazlalığı insandan önce gelen bir dert. Ve yemek molasında dışarı çıkarlarsa üretimde oluşacak kaybın maliyeti gözetilerek, işçiler hâlâ yerin bilmem kaç kat altında yemek yemeye devam ediyor.
Denetim değişmedi: Müfettişler denetlemeye gidiyor gitmesine de patronlarla, insan kaynaklarıyla, müdürlerle görüşmeye gidiyorlar. İşçilerin aldıkları iş güvenliği eğitiminin nitelikli olup olmadığını soran yok. (İstanbul üniversitesinde işçilere verilen eğitimin yetersizliğini tespit eden doktor hakkında soruşturma açıldı. )
Devletin iş birliği değişmedi: Patronun umursamazlığından, açgözlülüğünden, devletin patronla iş birliğinden Soma faciası çıktı. Aynı tutum sürüyor. Bakınız: Evrensel’in, ‘kaçak madene bakan olur mu verdi?’ haberi (10 Mayıs 2015). Ve hâlâ, tıpkı Soma Holding gibi, küçük bir şirketten holdinge dönüşüyor eş dost şirketleri.
ücret değişmedi: Soma’dan önce madencinin yüzde 95’i borçluydu. Niçin, madencinin hayatında ‘kredi ve borçlanma’ diye bir kavram olur ki? Keyfiyetten değil elbet de. Eşya satın almak için, temel ihtiyaçları karşılamak için alınan ücret yetmiyordu yine yetmiyor. İktidar partisi meydanlarda, ‘ücret artışını dillendirmek boş vaat’ diye bağırıyor.
çaresizlik değişmedi: İşçi lehine düzenlemeleri bahane eden patronlar işçileri kapı önüne koydu. İşçi kendini koruyan yasaların düşmanı oldu. Tarımdan koparılmış, borç batağına saplanmış, bulabileceği iş yok, işsizlik çığ gibi. . . çaresizlikten iş güvenliğini çok da dert etmeden indi madene.
Sendikalar değişmedi: Soma’da sağ kalan işçiler ilk sendikaya yürüdüler. Sendikayı bastılar, yöneticileri istifaya çağırdılar. çünkü sendikalar, ölümcül koşullarda çalışılmasına göz yuman bir iş birliği içerisindeydiler. Sendikaların patronla iş birliği, bürokratlığı, sınıfa uzaklığı aynen sürüyor. Bakınız: metal sektörüne, madenlere, kaçak madenlerdeki on binlerce örgütsüz işçi karşısındaki sendikal kayıtsızlığa.
Sosyal anlayış değişmedi: 27 yaşındaki Hayrullah Baygül, solunum cihazıyla yaşatılan minik oğlu Enes’in sağlık masraflarını karşılayabilmek için hiç istemediği halde madene inmişti. 3 yaşındaki çocuğunun masraflarını devlet karşılamıyordu. Hayrullah maden katliamında can verince oğlu da nefessiz kaldı. Geçen hafta hayata veda ederek babasının ardından gitti. Devlet hâlâ çok kritik birçok ilaç ve tedavi masrafını karşılamıyor. Düşük gelirli işçiyi, yoksulu dahi ayırmayan o kısıtlamacı anlayış aynen sürüyor.

Bürokrasi değişmedi: Enerji Bakanı Taner Şimşek, ‘elim bir kaza’ dediği Soma’ya dair
şu itirafı yaptı: “Kaza değil mahcubiyet duyulacak bir kusur. ” Ne kendisi ne de hiçbir bürokrat yerinden, koltuğundan olmadı. ‘Yetkililer hesap vermez’ anlayışı aynen sürüyor. Hatta en baş Diyanet İşlerinin makam aracını iade etmesine bile tahammülsüz!

Hukuksuzluk değişmedi: Söz konusu iş kazası olunca davaları uzatma, patronlara ceza vermeme, hatta ölümlerden işçileri sorumlu tutma geleneği aynen sürüyor. OSTİM’den Torunlara, Zeytinburnu’dan Marmarapark’a. . .
Tazminat değişmedi: Soma Holding işten çıkartılan işçilerin tazminatlarını dahi ödemedi. İstanbul’a Spine Tower dikebilen holdingin diğer mal varlıklarından işçilerin hak talep edemediği sistem aynen sürüyor.
Tekme değişmedi: Daha kaç çocuk yetim, kaç kadın dul, kaç ana evlatsız kaldı sayılamamışken…
Devrin Başbakanının danışmanının, Soma’da yere düşmüş bir işçiye attığı tekme de değişmedi. Hastane şantiyesini denetleyen Bursa Valisi daha geçen hafta, inşaat zamanında yetişmezse “Sizi buraya gömerim” dedi. O tekme artık her yerde, herkese!
kckhr align=center noshade=noshade size=0 100% /
SOMA’DAN BİRİKEREK GELENLER

Elbet de her şeyin eskisi gibi olduğunu söylemek doğru olmaz. Sendikaları sorguluyor insanlar.
Sendikalarını aşmanın yollarını arıyorlar.

ölen madencilerin aileleri teslim olmuyor; ‘kader ‘fıtrat’ demiyor.

Başka mağduriyetlerin altını kalın çizerken emeğin mağduriyetini, emek sömürüsünü gündeme almayanların bazıları farklı bakıyor artık.
AKP’nin yoksulluktan beslenen anlayışı düne göre daha bir sorgulanır oldu artık. Muhalefet partileri (içeriği bir yana) emekçilere bir şeyler vadetmek durumunda kaldı.

Kapitalizmin doğasının tek amacının sermaye birikimi (kâr) olduğu ve bu amaca ulaşmak için emeği sömürdüğü akla geldi. İnsanı-doğayı hiçe sayan kalkınmacılık, büyüme anlayışı sorgulanır oldu.

Sınıfın örgütlenmesi ve mücadelesi üzerine yeni kıvılcımlar çaktı.
Birikip gelenler var yani. Tıpkı 200 yıl önceki gibi. 200 yıl önce kaza da vardı, ölüm de. 19 yüzyılda kapitalizmin işleyişinin karşısına güçlü işçi hareketleri, sendikal hareketler ortaya çıktı. Gerçek bir sınıf savaşı yaşandı. İşçiler, hayatlarına sahip çıktılar. Kendileri için talep ettiler. Talepleri karşılanmadığında da her türlü mücadeleyi göze aldılar. Sokaklarda çatıştılar. Devleti karşılarına aldılar. Ve sonunda kapitalizmi dizginlediler.

Yine birikip gelenler var!
kckp align=13. 05. 2015 – EVRENSELkck/bodykck/htmlbyk