ERKAN AYDOĞANOĞLU: KAYNAKLAR VE TERCİHLER (07. 05. 2015)

178

İnsan ya da toplumla ilgili herhangi bir konuda kaynak yaratma ve yaratılan kaynakları kullanma sorunu gündeme geldiğinde ya da kaynakların herkesin ihtiyacına göre adilce bölüşülmesi talep edildiğinde, kaynakların denetimini elinde tutanlar, kapitalist iktisadın temel sloganı olan “ihtiyaçlar sonsuz, kaynaklar sınırlı” sözünü gündeme getirirler. Bu önemli söz, genellikle emekçilerle, halkın ekonomik sorunlarını içeren talepler gündeme geldiğinde kullanılır.
Türkiye’nin geleceği açısından kritik bir eşik ya da önemli bir dönemeç olarak görülen 7 Haziran genel seçimlerine gidilirken, özellikle muhalefet partilerinin vaatlerinde ekonomik taleplere özel vurgu yapması, 12. 5 yıldır ülkeyi tek başına yöneten AKP cephesinde ciddi bir rahatsızlık yarattı. özellikle asgari ücretin yükseltilmesi, mazot fiyatlarının düşürülmesi ve emeklilere yönelik somut ekonomik vaatler, iktidar cephesinde “Kaynak nerede?”, “Kaynağı nereden bulacaksınız?” gibi soruları gündeme getirdi. AKP, ilk kez bir genel seçime tek başına iktidarı kaybetme korkusu ve tedirginliği ile giriyor.
Emekçilerin çalışma ve yaşam koşulları açısından her şey bütün açıklığı ile göz önünde yaşanıyorken bile, en temel gerçekleri çarpıtmayı sürdüren AKP, yıllardır toplumun hafızası ile dalga geçip, gerçekleri savunanlarla dalga geçerken, özellikle muhalefet partilerinin ekonomik vaatlerini küçümsemeyi sürdürüyor. örneğin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in “Asgari ücreti 1500 TL yapmak işçiye zulümdür” sözü, geçtiğimiz 12. 5 yıl içinde şişen ya da şişirilen egonun nasıl patlama noktasına geldiğini gösteriyor.
Muhalefet partileri “kaynak nerede?” sorusuna yanıt olarak öncelikle kaçak Saray’ı adres gösterse de, bakılması gereken asıl yer elbette orası değil. AKP döneminde bugüne kadar açıklanan teşvik paketleri ile patronlara 30 milyar liralık kaynak aktarıldığı gerçeği ortada dururken öncelikle sarayı adres göstermek hiç akıllıca değil. Geçtiğimiz 12. 5 yıl içinde patronların sigorta ve prim borçlarının sürekli affedilmesi, büyük holdinglerin vergi borcunun tek bir kalemde silinmesi, ihale, imar ve rant yolsuzluklarını parasal değeri, kamu hizmetlerini kuşatan taşeron sistemi üzerinden çoğu iktidar yandaşı taşeron şirketlere aktarılanlar dikkate alındığında, kaynakların kimlerden toplanıp, kimlere aktarıldığına bakılınca, Türkiye’de seçimlerde vadedilenlerden çok daha fazlasına yetecek kadar kaynak olduğu çok rahat anlaşılabilir.

Doğrudan ve dolaylı olarak halktan toplanan vergiler çarçur edilirken, işçilerin işsizlik sigortası fonunda biriken paraları bile çeşitli adlar altında patronlara aktarılırken; eğitim, sağlık gibi tüm toplum kesimlerini yakından ilgilendiren alanlarda “özele destek” adı altında aktarılan kaynakları alt alta topladığınızda bırakalım seçim vaatlerini, ülkeyi baştan aşağıya yeniden inşa edecek kadar kaynağa ulaşmak mümkün.

Genel seçimler öncesinde kaynak sorununun yeniden gündeme getirilmesi, kaynakların yeterli olup olmamasından çok, doğrudan kaynaklar üzerinde söz sahibi olanların sınıfsal tercihlerinden kaynaklanıyor. Kaynakların kimin için, nasıl kullanılacağı sorunu farklı ekonomik-toplumsal sistemlerdeki sınıfsal tercihlerinin belirleyici olduğu gerçeğini değiştirmediği gibi, tek başına bir seçim propagandasına indirgenemeyecek kadar temel bir sorun olarak karşımızda duruyor.
Bir ekonomide egemen güçlerin (kapitalizmde sermayenin) sınıfsal tercihleri, kaynakların kimler için yeterli, kimler için yetersiz olacağını belirleyen en temel faktördür. Bu açıdan bakıldığında, işçi ve emekçilerin günlük yaşamını doğrudan ilgilendiren en temel konularla ilgili talepleri “kaynak nerede” diye tartışmaktan çok, bugüne kadar ülke kaynaklarının kimler için nasıl kullanıldığına odaklanmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır. 07. 05. 2015 – EVRENSEL