NİLGÜN CERRAHOĞLU: CİTİZENFOUR (28. 04. 2015)

196

En etkilendiğim sahne şu oldu: Amerikan telefon şirketi AT&T müşterilerinin, ABD hükümetine karşı kişisel telefon bilgilerine hukuksuz şekilde el konulmuş olmasından dolayı açtıkları bir dava var…
Bireylerin açtığı davada hükümeti savunmak, adalet bakanlığının bir görevlisine düşüyor.
Hükümet görevlisi, meselenin yüksek güvenlik konusu olduğunu, mahkemede görüşülemeyeceğini, konunun parlamentoda ele alınması gerektiğini belirtiyor.
Mahkeme başkanının buna verdiği yanıtı hiç unutmayacağım:
“Ne demek istiyorsunuz? Bize ayak
altından çekilmememizi mi öneriyorsunuz?” diyor yargıç ve ardından ekliyor: “Yargının işi ne olacak o zaman?”
‘Güçler dengesi’nin filmi
Citizenfour çok katmanlı bir film.
Film değil de belgesel. . .
Laura Poitras‘ın yönettiği “Oscar”lı belgesel, hükümetteki “güçler ayrımını”, yurttaşla hükümet arasındaki “güçler
dengesini” ve “devlet raconu”na feda edilen “hukuk devletinin” savaşını anlatıyor.
Citizenfour, “terörle mücadele” adı altında zuhur eden “yüksek güvenlik
raconu” ile, bu racona karşı dar kadro bir ekiple (iki gazeteci ve bir insan hakları avukatı) özgürlük mücadelesi veren
Edward Snowden‘ın öyküsünü perdeye taşıyor.
Snowden’ı hatırlayacaksınız. Hani şu Rusya’ya sığınan eski Amerikalı istihbaratçı…
İki yaz önce
Orwell‘in bilim-fütüristik faşizm romanı “1984”e rahmet okutan ifşaatlarda bulunmuştu. . .
ABD’nin her şeyi, herkesi gözetleyen bir “Büyük Birader”e dönüştüğünü söylemiş, internet-telekulak üzerinden dünyayı izlediğini, büyük takibi gerçekleştirmek için devletin istihbarat kurumları dışında yüzlerce özel şirketi de emrinde hizmete soktuğunu belirtmişti.
ABD’nin yerküreyi kapsayan bu korkunç ağına girmeyen dünya lideri olmadığını ilave etmiş, tüm önemli ekonomik finans işlemleri, teknolojik gelişmeler, ticari görüşmeler, siyasi pazarlıkların bu ağla izlendiğini ortaya koymuş, sıradan yurttaşların da bu büyük gözaltı dışında kalmadığını anlatmıştı.
Ve bu bunaltıcı “BBG” dünyasında yaşamayı kabul etmediği için açığa çıkmaya ve istihbarat evreninde elde ettiği bilgileri kamuoyuyla paylaşmaya karar verdiğini bildirmişti.
Citizenfour’un keyfine varabilmek için, skandalın tüm bu arka planını bilmek gerekiyor.
Film, izleyicinin tümüyle bu önbilgiye sahip olduğu varsayımı üzerine inşa edilmiş. Yanı sıra bilgisayar dünyasına ilişkin teknik konuşmalar içeriyor.
Bu nedenle, bizde yeni gösterime giren Citizenfour izlenmesi kolay bir film değil.
‘Yurttaş’ın korkuyla sınavı
Buna rağmen… 21. yüzyılın teknolojik faşizmini anlamak ve kavramak istiyorsanız, bu filmi mutlaka görmelisiniz.
“Sinema ve gazetecilik arası bir çalışma” olarak tanımlanan Poitras’ın yapıtında, korku imparatorluğuna karşı verilecek ilk mücadelenin korkulardan sıyrılmak olduğunu öğreniyoruz.
Serüvenine ilk kez yakından tanık olduğumuz Snowden kendisini sindirmek isteyen güçlere karşı kameralar önünde meydan okuyor:
“Hodri meydan. İşte buradayım!” diyor: “Beni yıldıramazsınız. Beni çarmıha
gerseniz de korkmayacağım. Korkuyla
yaşamayı reddediyorum!”
Mesele bize sunulmakta olan şablonu tersyüz etmekte diyor özetle Snowden: “Biz korkacağımıza, hükümet bizden
korksun!” Citizenfour’un ana mesajı bu.
Filmde Snowden’ın kripto adı olan “Citizenfour/Yurttaşdört” kimilerine göre Amerikan Anayasası’nın 4. maddesine gönderme yapıyor; kimilerine göre de -okunuşu üzerinden- “yurttaş için” anlamına geliyor.
öyle ya da böyle tiranlığa karşı yurttaş olmanın “cesaret”ten geçtiğini hatırlatıyor Citizenfour.
Sırf bunun için görmeye değer.
28. 04. 2015 – CUMHURİYET