MUSTAFA YALÇINER: İSTİKRARA BAK: KİME GÜVENECEĞİZ BİZ’! (27. 04. 2015)

185

İstikrar denen şeyin kapitalizmin istikrarı olduğu ve sömürülen yığınlar için “istikrar” peşine düşmenin anlamsız olacağını yazmıştık geçen hafta. İstikrar, burjuvazinin sömürü çarklarını tıkır tıkır döndürebilmesi ve kâr üstüne kâr istifleyebilmesidir. İstikrar dendiğinde, emeğin payına düşen, yalnızca kötü çalışma ve yaşam koşullarında boğaz tokluğuna sürünmedir. “Aynı gemideyiz” diye kandırır, kendi sömürücü düzenlerinin istikrarını sanki bizim için gerekliymiş gibi yuttururlar!
Ama bir yandan da kendi istikrarlarını kendileri bozar, bozmak için ellerinden geleni yaparlar. Neden mi? çünkü kapitalizm rekabet esaslıdır; birbirlerinin gözünü oymaya çıkan rakip patronlar yalnızca emeğin sömürüsünde anlaşır, sömürülen yığınların gözünü oymada ortaklaşırlar. Kapitalizmde “sen-ben” kavgası kaçınılmazdır. Üretim bilinmeyen bir pazar için yapılır ve herkes malını ucuza üretip pahallıya satmaya çalışır. Tabii ki hır çıkar! Hır, patronların ortak güvenlik örgütü olan devlete yansır, siyasal rekabet, burjuva parti ve gruplar arasındaki siyasi kavgalar buradan ürer.
Anayasa nedir? “Toplum sözleşmesi” denir; ama kapitalist sömürü düzeninin devamı için uyulacak kurallar toplamıdır. Burjuva devlet nasıl işleyecektir –bunu düzenlemektedir. Sömürülenler, ancak mücadelelerinin sonucu olarak bileklerinin gücüyle sağından solundan yontabilirler. Burjuvalar arası bir “sözleşme”dir aslında. Ama dert olmuştur; değişmeli diye tutturulmuştur, “Başkanlık Sistemi”ni temel edinsin istenmektedir. Tabii değişmeli, baştan aşağı demokratik bir anayasa olarak yeniden düzenlenmelidir, ama beylerimizin derdi o değildir. İstenen iki dudağın arasından çıkanın kanun olacağı Katar, Suudi Arabistan türü Sultanlıktır.
Efkan Bey çıkıp demiştir ki örneğin, “anayasayı tanımıyorum”, “hiçbir anayasal kurum millet iradesini kullanma yetkisine sahip değildir”! Ne dediği ayrıdır, parlamento da, hükümet de “anayasal kurum”dur, ama önemli olan düpedüz “tanımıyorum” demesidir! Yaptırımı yoktur! Tanımayan, İçişleri Bakanıdır! Ama Tayyip Bey de tanımamaktadır. “Sorumluyum” diye başladığı MüSİAD konuşmasında, açıktan muhalefet partilerini ve seçim bildirgelerini suçlamaktadır! Yapabilir mi? “Anayasal tarafsızlık”ı çiğnemektedir, anayasayı çiğnemektedir! Sorumlu olmadığı kesindir! Ne sorumlu ne de yetkilidir; ama konuşmakta, ülkeyi isteğince yönetmektedir! Sürer mi? Anayasa paspas olmuştur! İstikrar nerededir, kalmış mıdır? Erdoğan ve arkadaşları istikrarsızlık kaynağıdırlar!
Erdoğan, Ala böyle davranırlar da yargı ne yapar? “Darbe yargısı” diye “düzeltmişler”dir, hallaç pamuğu gibi atmışlardır, ama sonu gelir mi ki?
İşte “paralel yapı” tahliyeleri sorunu! Bir yıla yaklaşmış tutukluluklara avukatların itirazı 32. Asliye Mahkemesi tarafından olumlu karşılanıp tahliye kararları açıklanmış ve ortalık karışmıştır! Haydi gece yarıları başsavcılar koşuşturmuş, itiraz, düzeltme falan. . . Sonuçta Başsavcı Hadi Bey bir açıklama yapmıştır ki, anlayan beri gelsin! Mahkemenin tahliye kararının bir başka mahkeme tarafından “yok hükmü”nde sayıldığı anlaşılmaktadır da, başka bir şey anlaşılmamaktadır!
Biz şimdi hangi mahkemeye güveneceğiz? Ya da daha genel bir soru: “Biz şimdi kime güveneceğiz?”
Şimdi ortada bir mahkeme kararı vardır ve “tahliye” demektedir. Mahkeme bile olmayan 10 Sulh Ceza Hakimliği ise, bir hakim yani, “hayır” demekte ve diğer mahkemenin kararının “geçersiz ve hükümsüz” olduğunu “tespit” etmektedir! Eee, hangisi uygulanacak şimdi? Keyfe göre mi, Efkan Beyin “doğru” bulacağını mı? Yoksa Tayyip Beye mi sorulacak? Hangisi?
çivisi çıkmıştır! Laf ola “hukuk devleti” denirdi, ama artık hukuk da istikrarlı biçimde çiğnenmektedir!
27. 04. 2015 – EVRENSEL