ADİL BAYRAM: DEVLET HER ŞEY, VATANDAŞ HİÇBİR ŞEY! (26. 01. 2015)

182

Televizyon başında verilen bir mahkeme kararının ardından feryat eden anneyi izliyoruz. İnsanın yüreğinin burkulmaması mümkün değil. Gözyaşları içinde “Sadece adalet istiyoruz” diyor. Katledilen oğlunu öldürenler hakkında verilen cezayı az buluyor. öfkesi o kadar artıyor ki, sonunda “Adaletiniz başınıza çalınsın” diyor. Bunları görünce insanın aklına söz konusu başlık geliyor. Kayseri’de sonuçlanan Ali İsmail Korkmaz davasından söz ediyoruz. Biliyorsunuz, olay Eskişehir’de yaşanmış, dava ise Kayseri’ye nakledilmişti. Ali İsmail Korkmaz 19 yaşında bir gençti. 2013 yılı Mayıs ve Haziran’ında yaşanan Gezi direnişi kendisini derinden etkilemişti. Söz konusu direniş İstanbul dışına taşıp da yayılınca, heyecanla Eskişehir’deki direniş içinde yer aldı.
19 yaşında yüreği pırıl pırıl bir genç olan Ali İsmail Korkmaz halk direnişinde yer aldığını ve ülkesinin demokratikleşmesini istediğini düşünürken, akşamüzeri gözü dönmüş bir grubun vahşi saldırısına uğradı. Saldırganlar kana susamıştı ve hiçbir kural tanımıyordu. Böyle bir grubun vahşi saldırıları altında linç edilerek öldürüldü.
Peki kimdi bu saldırganlar? Görünüşe göre sivil elbiseli insan benzerleriydi. Güya fanatik milliyetçi, ülkesine ve devletine bağlı vatandaş sayılıyorlardı! Gezi olaylarının etkisi altında ayranı kabarmış ve yüreği ülke ve halk sevgisiyle dolu bir genç olan Ali İsmail Korkmaz’ı vahşice döverek katletmişlerdi. Peki bu durumda devletin, katledilen genç vatandaşı Ali İsmail Korkmaz’ın hakkını araması gerekmez miydi? Kuşkusuz doğru olan buydu. Fakat AKP hükümeti tarafından yönetilen Türkiye Cumhuriyeti devletinin tutumu böyle olmadı. Devlet ve AKP hükümeti katledilen vatandaşı değil, katleden vatandaşları korumaya aldı. Bu temelde önce yumuşak tutuklamalar yaptı. Sonra davayı Kayseri’ye kaydırdı. En sonunda da cinayet işleyenlere ceza denmeyecek düzeyde mahpus cezaları vererek ve onları da “İyi hal” gerekçesiyle aşağıya indirip tahliye noktasına getirerek davayı bitirdi. Peki genç Ali İsmail Korkmaz’ın annesi ve yakınları feryat etmesin de ne yapsındı?!
Şimdi şu sorular kapsamında düşünmek gerekiyor: Devlet gerçekten de milliyetçi oldukları için mi katilleri korudu? Yoksa cinayet işleyen sivil elbiseli katiller devletin istihbarat güçleri tarafından örgütlenmiş devlet memurları mıydı? Bize göre ikincisiydi. Sivil elbiseli olmaları devlet görevlisi olmamaları anlamına gelmiyor. Devlet ve AKP hükümeti tarafından bu kadar korunmaları onların devlet görevlisi olduklarını netçe kanıtlıyor.
Bu durum sadece Ali İsmail Korkmaz davasında da yaşanmıyor. AKP iktidarı döneminde böyle o kadar çok olay var ki! En sonuncusu Cizre’de katledilen 12 yaşındaki Nihat Kazanhan oluyor. Dikkat edelim, henüz 12 yaşında, yani genç bile değil. Fakat yine de katledilmekten kurtulamadı. Peki kim ya da kimler tarafından?
Aslında Kürt halkı için bu sorunun cevabı başından itibaren belli ve açıktı. çünkü birden fazla görgü tanığı vardı ve bunlar da hiçbir tereddüde düşmeden Nihat Kazanhan’ı plakasız polis aracından ateş açanların vurduğunu belirtiyorlardı. Yani vuranlar polislerdi, AKP hükümetinin İç İşleri Bakanı tarafından yönetilen devlet görevlileriydi.
Başlangıçta Başbakan ve İç İşleri Bakanı dahil AKP sözcüleri gerçeği inkar etti. Nihat Kazanhan’ın “Av tüfeği ile vurulduğu” söylenerek sivil insanların yaptıkları iddia edilmeye çalışıldı. Fakat olay o kadar açıktı ki, deyim yerindeyse mızrak çuvala sığmadı. Sonunda AKP hükümeti tarafından da katliam olayının polis tarafından yapıldığı kabul edilmek zorunda kalındı.
Burada ne ortaya çıktı? Demek ki devletin polisleri, çocukları ve gençleri öldürüyor. Katliam yapıp cinayet işliyor. Nihat Kazanhan olayı bu durumu inkar edilemez bir biçimde netleştirmiş bulunuyor. O halde bundan önce Cizre’de ve Silopi’de katledilen beş genci de polisler vurmuş oluyor. çünkü görgü tanıkları tarafından böyle söyleniyor ama AKP hükümeti bunu inkar ediyordu. Şimdi Cizre olayları da netlik kazanmış bulunuyor. Devletin polisi çocukları ve gençleri katlediyor, savcı ve hakimleri de katilleri koruyarak beraat ettiriyor. örneğin; daha şimdiden Nihat Kazanhan davasına yasak konmuş bulunuyor. Niçin? Gerçekler topluma yansımasın ve halk gerçekleri öğrenmesin diye! O halde üzerine yasak konan bütün olayları devlet işlemiştir; Nihat Kazanhan olayından bu anlaşılıyor.
Böyle o kadar çok olay var ki, insan hangilerini yazacağını bilemiyor. örneğin Serap Eser adlı yine 19 yaşındaki bir genç kızın yanarak yaşamını yitirmesi olayı vardı. Söz konusu olay 2009 yılında İstanbul’da yaşanmıştı. Güya bir grup Kürt genci molotof atarak bir belediye otobüsünü yakmıştı ve içinden inemeyen Serap Eser adlı genç kız aldığı yanık yaraları sonucunda yaşamını yitirmişti. Kuşkusuz 19 yaşındaki bir genç kızın böyle yanarak vahşice ölmesi olayı çok ciddiydi ve özellikle Türkiye toplumunda infial yarattı. Toplumun duyarlı kesimleri ve basın haklı olarak söz konusu olay üzerinde aylarca ve yıllarca durdu. Bu temelde onlarca Kürt genci yakalandı ve yapılan sözde mahkemeler sonucunda ağır cezalara çarptırıldı. Elbette daha önemlisi, henüz olayın ilk anından itibaren söz konusu olaydan Kürt gençlerinin ve PKK’nin sorumlu tutulmasıydı. Bir grup Kürt genci tutuklanıp cezaevine konduğu gibi, geçen beş yıl boyunca da PKK ve Kürt özgürlük mücadelesi kötülendi. öyle ki, yargısız infaz temelinde PKK ve Kürt gençleri için söylenmeyen söz ve edilmeyen küfür kalmadı. Peki sonuç ne oldu? Geçen hafta söz konusu olayı aydınlatan ciddi bir itiraf ortaya çıktı. Tayyip Erdoğan’ın çocukluk arkadaşlarından olan, o dönem AKP hükümetinde İç İşleri Bakanlığı yapan, sonra da Fethullahçı olduğu söylenerek AKP’den istifa eden İdris Naim Şahin, Serap Eser’in ölümüne yol açan belediye otobüsünü yakma olayını “MİT elemanlarının gerçekleştirdiğini” itiraf etti. Bu itirafı yapanın eski bir İç İşleri Bakanı olması, söylediklerini doğru kabul etmemizi gerektiriyor. Söz konusu sözleri doğru kabul edince de her şey altüst oluyor. Peki şimdi ne olacak? Yıllardır hapis yatan ve suçlanan gençler ve aileleri ne olacak? Beş yıldır bizzat Tayyip Erdoğan tarafından defalarca kötülenen Kürt gençliği ve PKK için söylenen sözler nereye konacak?
Ortada benzer birçok soru var. Ama söz konusu soruları cevaplayan kimse yok. Benzer onlarca ve hatta yüzlerce olayı sıralamak mümkün. Polis tarafından gençlerin ve çocukların yargısız infazla katledilmesi olayları AKP iktidarı döneminde 12 Eylül cuntası döneminden çok daha fazladır. AKP dönemi 1990-1995 arasındaki kirli savaş dönemine benziyor. Güreş-Ağar-çiller çete yönetiminin işlediği katliamları andırıyor.
Dikkat edilirse, hem katledilirken hem de katiller korunurken devlet her şey oluyor. çok açık ki, AKP’nin gerçek sloganı ‘Her şey devlet için’dir. Daha doğrusu “Devlet Her Şey, Vatandaş Hiçbir Şey” demek gerçeği daha iyi ifade ediyor. Tabi bu gerçeği de başta demokratik güçler olmak üzere herkesin iyi görmesi ve AKP’nin söz konusu politika ve uygulamalarına karşı aktif mücadele etmesi gerekiyor. AKP’yi geriletmenin ve gerçekleri açığa çıkartarak demokratikleşmeyi geliştirmenin başka yolu yok.
26. 01. 2015 – öZGüR GüNDEM