ŞÜKRAN SONER: OKULLARDA ÇOCUKLARIN GELECEĞİNİ ÇALIYORLAR. . . (03. 01. 2014)

190

Yeni yılın ilk akşam saatleri. . . 1980 yılından bu yana yaşadığım, DİSK, OLEYİS yapı kooperatifi olduğu için kentin göbeğinde komşuluk geleneğinin, dayanışmanın korunabildiği apartmanımızın giriş kapısı önündeki soğuğa aldırmayan kalabalığı görünce, yeni yıl kutlaması sohbetinin neşesine katılacağımı sandım. . . Yanılmışım, oğlumun mezun olduğu o zamanki ilkokul, şimdiki ortaokuldan, devletin eğitim kurumundan bir kız çocuğunun kaçırılabilmesinin, annelere göre kurtarılabilmesinin sevinci paylaşılıyormuş. . .

Anne, yanında boyu yaşından uzun kız çocuğunun her cümlesinde onayını alarak başarmakla övündüğü atağını anlatıyordu. . . Komşularım ne zamandır gazetecilik ve eğitim sorunlarına bulaşıklığım nedeni ile yolumu gözleyip kendilerini korkutan, kaygılandıran gelişmelerden çarpıcı örnekler verip duruyorlardı. . . Fatih’in cemaatler egemenliğindeki ara sokaklarında devletin eğitim kurumlarında yaşatılan karabasan örnekleri yıllardır biliyorduk. Ancak yıllardır çoğunu yakın yaşam alanlarından tanıdığımız öğretmenleri ile eğitim kalitesinde başarılı olabilmiş, binalarının bir yüzü Vatan Caddesi’ne bakan mahallemizin ortaöğretim kurumunda bu kadar kısa bir zaman dilimi içinde bu kadar olumsuz gelişmelerin, tek mezhep, inanç eksenli yaşam tarzının çocuklarımıza dayatılabileceğine inanmak istemiyorduk. . .
Milli Eğitim Bakanlığı’nın, siyasetin gündemindeki sıcak krizler nedeniyle kamuoyuna çok da yansımayan, çocuklarımızın nitelikli eğitim almış, akıl ve yeteneklerini kullanabilen, üretime dönük özgür bireyler olarak yetişmelerini engelleyen,
“Eğitimde yeni değerler”
dayatmalarının, hızlı sonuçlar vermesi için atılan çok hızlı adımları atladık. . . Türkiye’yi insani gelişmişlikte, eğitimin kalitesi, içeriğine ilişkin değerlendirmelerde en gerilere çeken sonuçları görünce günübirlik kaygılanıyor, sonra unutuveriyoruz. . . Oysa çok zorlu koşullarda çocuk okutabilmek için çırpınan anne-babalar, devletin sorumluluğundaki devlet okullarında çocuklarının yüz yüze kaldıkları uygulamalar karşısında öylesine çaresizler ki. . . çocuğun geleceğine dönük zorunlu eğitim, bilgi ve donanımında vazgeçilemeyecek derslerdeki çökertme, laik eğitimin çoktandır ilkelerinin ayaklar altına alındığı; iktidarlarının değerleriyle,
“dindar ve kindar”
çocuklar yetiştirebilme uğruna, tek din ve tek mezhep inancı ekseninde eğitim proğramlarını, derslerini dayatmada ipin ucu öylesine kaçmıştı ki. . . ***
Bizim mahallenin okulunda yeni yönetim kadroları ile bu ders yılında eklenmiş en çarpıcılarını saymaya bile yer yok. . . Sonuçtan çıkarım yapmak daha sağlıklı olacak. . . Komşum annelerin kutlamalarını, sevinçlerinin nedenini paylaşmak yeter. . . Kış ortası, ders yarıyılı sakıncalarına bakılmamış, kapı kapı siyasal İslamcı cemaatlerin elinde olmayan özel okullar taranmış, başarıya burs indirimi yapan bir okul bulunabilmiş. Ailenin iki taraflı büyüklerinin gelir durumları, olanakları ile yapabilecekleri katkılar da eklenerek, kaydının devlet okulundan alınıp özel okula taşınması göze alınmış. . . Gözler parlıyor,
“Her şey senin geleceğini kurtarmak için kızım. . . “
sözleri arasında, sevinçle çok çalışacağına ilişkin kafa sallayarak söz veren genç kız, öpülüp koklanıyor. . .
Biliyorum anayasal, hukuk devleti düzeninin olmazlarında umursamaz, yeni yollarında, en bilinçli, özenli, serinkanlı adımlarla eğitimde, yeni kuşakların kendi istedikleri çerçevelerde değerlerlerle yetiştirilmelerinde gözü kara gidişte dur durak yok. . . İktidarları cephesi için,
“En çok eğitimde, anayasal düzene, laikliğe, eğitim birliği ilkelerine aykırı, suç kararlar alınıyor. Tek tip insan, tek tip değerler ekseninde, şeriatçı yorumlarla yeni bir gençlik yaratma amacında öylesine gözü kara, o kadar yol aldılar ki, üretime dayalı büyüme, ekonominin gereksinimi olan yetişmiş insan bulma sorunu ile yüz yüze gelmiş olmayı bile umursamıyorlar. . . “
demek eleştiri değil, övünç sayılıyor.
İki binli yılların daha ilk yarısında, sol kökenli uç liberal hareketin hem de sıkı eğitimci sayılan bir lideri ile tartışmamızı anımsıyorum. En çok siyasal İslamcı eğilimlerin laik, bilgi donanımlı özgür bireyler yetiştirme işlevli eğitim üzerindeki zararlarından kaygılandığım için, somut örneklerle en zararlı sonuçlarına ilişkin atılmış adımları bir bir sayıyordum kii. . .
“Canım sen de torunlarını devlet okuluna göndermez, koleje verirsin. . . “
demez mi? öfkeli
“Bütünün içinde parmakla sayılacak çocuğu kurtarmakla bu iş olur mu? Siz liberaller hiç değilse Cumhuriyet devrimlerinin devlet okullarındaki, eğitime yönelik başarılarına saygı duysanız. . . Başınıza saksı düşecek ama geç kalacaksınız. . . “
tepkimi anımsıyorum. .

Şimdilerde dünya çapındaki işveren, sermaye örgütlenmelerinden, nitelikli insan yetiştirmeye ilişkin çok çarpıcı, çok olumsuz sonuçlarla birlikte Türkiye’nin eğitim politikalarına ilişkin eleştirileri izliyorum. . . Şaşkınlıkla iktidarlarının içinden, yandaşlarından gelen ekonomiye yönelik eleştirilerde, üretim eksikliği, üretimi ayakta tutacak, var edecek nitelikli eleman açığı yakınmalarına takılıyorum. 03. 01. 2014 – CUMHURİYET