NİLAY ETİLER: DOĞURGANLIK ARTIŞI: NEREDE VE NEDEN'( 23. 12. 2014)

180

Feminizmi olumsuz referanslarla hatta hakaret olarak kullananları giderek daha sık görür olduk. Katıldığım bir toplantıda sosyoloji alanından bir “akademisyen”in, toplantıdaki diğer bir akademisyeni feministçe fikirlere sahip olduğu için suçladığına tanık oldum. Akademisyene tırnak işareti koymam da bu nedendendir.
AKP’nin yarattığı Yeni Orta çağda böylesi ileri geri konuşmalar, konuşmaya yapanlarca meşru algılanıyor olsa gerek. AKP, tarihsel olarak sürüp gitmekte olan ataerkil toplumsal düzenin terkisine binip, kadın-erkek eşitliğini kendi iktidarının araçlarından biri haline getirdi.
AKP’nin bu cinsiyet eşitsizliğini kadın bedenine yönelik politikalarla yeniden ürettiğine dair epey bir külliyat oluştu. Daha iki gün önce Sağlık Bakanı, sezaryen doğumlar konusunda “fıtratı normal doğum” diyerek konuya İslami bir referans getirmeyi ihmal etmedi. Bilimsellikten uzak bu tarz yaklaşımın, bırakın bir ülkenin Sağlık Bakanına bir hekime ne kadar uygun olduğunu sizin değerlendirmenize bırakıyorum.
Kürtaj tartışması, sezaryen doğumlar, üç çocuk-beş çocuk vb. daha pek çok şey. Yani feministlerin dediği gibi: Her yer kadın organı!
Bugün bahsetmek istediğim bu politikaların sonuçları ile ilgili.
Geçtiğimiz haftalarda Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması-2013 yayınlandı. Bir süreden beri beklenen, bu anlamda gecikmiş bu rapor, beş yılda bir yapılan bir araştırmanın sonuçlarını verir. Türkiye’de genel olarak toplum sağlığına özelde de kadın sağlığına dair ipuçları içerir. O yüzden de konunun ilgilileri tarafından beklenen bir rapordur.
Araştırmanın yöntemine dair tartışmayı ayrı bir yerde tutarak, sadece sonuçlarını değerlendirdiğimizde bazı bulgulara ulaşıyoruz. Bunlardan biri, son üç yılda Türkiye’de doğurganlığın hafif bir artış göstermiş olmasıdır. Doğurganlık hızı 2003’te 2. 23, 2008’te 2. 16 iken 2013’te 2. 26 olarak saptanıyor. Bu durum raporda “Doğurganlıktaki yıllar içinde azalma eğiliminin durduğunu gösteriyor” şeklinde açıklanmış.
Doğurganlığın kimlerde arttığına baktığımızda eskiden gördüğümüzden farklı olarak kentli kadınlarda artış olduğunu görüyoruz. Kentteki doğurganlık son 10 yılda yüzde 5 artarken kırda bu oran yüzde 2 artmış.

En fazla doğurganlık artışı 30-34 yaşta, ikinci sırada 35-39 yaş grubunda gözleniyor. Bu yaşlardaki artış, yine en fazla kentte olmuş, kentte 30-34 yaş kadınlarda son 10 yılda yüzde 43 artış varken kırdaki artış yüzde 18 civarında. Eğitim durumuna göre ise ilköğretim 2. kısım yani 8 yıllık eğitim alan kadınlarda doğurganlığın daha fazla arttığı görülüyor.
Doğurganlık artışının toplumda pek çok nedeni olabilir. Türkiye açısında baktığımızda bunda en önemli nedenin “Doğurganlığı artırmaya yönelik hükümet politikası” olduğu kanısındayım. Bu politikanın bir tarafında “3 çocuk doğurun!” mesajı vardır. Bu mesaja paralel olarak düzenlemeler yapılmış, 3 ve daha fazla çocuğu olanlara teşvikler verilmektedir.
Diğer taraftan gebelikten korunmak isteyenler için ulaşılabilir ve yeterli bir hizmet yok. Aile planlaması hizmetleri gerek bu nüfus politikası gerekse sağlık sistemindeki bozulma nedeniyle etkili bir biçimde sunulmuyor.
Ayrıca istenmeyen gebeliklerin sonlandırılması yani kürtaj hizmeti de aynı şekilde sınırlandırılmıştır. Tecavüz sonucu oluşan gebeliklerde bile “Doğursunlar devlet bakar” dendiğini hatırlayalım.

AKP politikaları bir yandan kadınları çaresizliğe, seçeneksizliğe mahkum bırakıyor ama diğer yandan da toplumsal ikna yolunu kullanıyor. Eğitiminin içeriğinden başlayarak her gün televizyon ekranlarından topluma salgılanan bu ideoloji, toplumda karşılığını buluyor.
Yine araştırmanın sonuçlarına dönersek, kadınların sahip olmak istedikleri çocuk sayısında 10 yıl önceki çalışmayla karşılaştırıldığında; kentsel bölgede artış, kırsal bölgede ise azalma görüyoruz. Doğum kontrolünden vazgeçen kadınlar arasında gebe kalmayı isteyenlerin oranı da geçtiğimiz yıllardan daha fazladır. 10 yıl önce bu oran yüzde 19 iken son araştırmada yüzde 34’e çıkmış. Benzer şekilde doğurganlığına son verme istediğinde olan kadın 2003’te yüzde 69 iken 2013’te yüzde 57’ye düşmüş.

Diğer dikkat çeken bulgu ise şu: Yakın gelecekte aile planlaması yapmayacağını belirten kadınlar arasında dini nedenleri gerekçe gösterenler yıllar içinde artış gösteriyor. Bu artışın özellikle 30 yaşından küçük kadınlarda olması da dikkat çekici. Bu araştırmaların sonuçlarına göre genç kadınlarda dini nedenler 2003’te yüzde 4. 9 iken 2013 yılında yüzde 6. 3’e yükseliyor. Yine aynı başlıkta kocasının karşı çıkması sırasıyla yüzde 6 ve yüzde 7 oranındadır.

Tüm bu tablodan görüldüğü gibi doğurganlık mevzusu, sağlık ve demografi alanlarının dışına taşmış durumdadır. Bu haliyle sosyal bilimcilerin tartışması ve yorumlamasına muhtaç görünüyor. Elbette bu davet, evrensel ve bilimsel değerlere sahip sosyal bilimcileredir!23. 12. 2014 – EVRENSEL