FİKRET BAŞKAYA: OSMANLICA ‘TARTIŞMALARIYLA’ İLGİLİ KISA NOT (11. 12. 2014)

180

1.
Son Milli Eğitim Şura’sında, Osmanlıcanın ders müfredatına alınması yönünde tavsiye kararı çıkmasının ardından, bir “tartışma” başladı. Arapça, şûrâ,
konuşmak için toplanma, konuşma yeri
anlamındadır ve orada ne konuştukları malûm. . . Orada söz konusu olan, AKP hükümetinin yapmak istediğini birilerine söyletmekten ibaretti. öyle zannedildiği gibi, bilimsel, entellektüel, pedagojik kaygılar asla söz konusu değildi ve olması da zaten mümkün değildir. Türkiye o tür kaygıların var olduğu bir ülke olsaydı, eğitim sistemi böylesine yerlerde sürünür müydü?

2.
Osmanlı İmparatorluğu bir Türk İmparatorluğu değildi. Bu sonradan uydurulmuş bir resmi tarih ve resmi ideoloji yalanıdır. Egemenler her zaman bir “şanlı geçmişe” ihtiyaç duyarlar. . .
Eğer Türk İmparatorluğu olsaydı, herhalde Türk adı bir yerlerde geçerdi. . . Oysa İmparatorlukta Türklerin esâmesi hiç bir zaman okunmamıştır. İmparatorluk dahilindeki Türk etnik unsuru, onlarca etnik,
unsurdan ( Araplar, Kürtler, Rumlar, Ermeniler, Bulgarlar, Süryaniler, Sırplar, , Kızılbaşlar, Ezidiler çerkesler, çingelener- ve dini –Mezhepsel: Müslümanlar, Hristiyanlar, Museviler, Aleviler, Ezidiler. . . ) sadece biriydi. Ayrım Müslüman olan- olmayan ayrımıydı sadece ve Türkler, Türk kimlikleri itibariyle değil, Müslüman olmaları hasebiyle o kategori dahilinde görülüyorlardı. Kaldı ki, imparatorluk mantığının geçerli olduğu yerde, etnik kökenin hiç bir önemi yoktur. Kuruluş aşamasında Türklerin etkin ve belirleyici olmaları kurulanın bir Türk İmparatorluğu olduğu anlamına gelmezdi. İkincisi, İbn-i Hâldun’un da yazdığı gibi, imparatorluk söz konusu olduğunda ve belirli bir eşik aşıldığında, iktidarın ilk kurucu etnik unsura yabancılaşması esastır. (Okuyucu bu konuda “YEDİYüZ, Bir devlet geleneğinin anatomisi” adlı kitabıma, özellikle de
“Osmanlı devletinin niteliği veya imparatorluk mantığı”
başlıklı bölüme bakabilir).

3.
Tartışmanın bu aşamada gündeme getirilmesinin başlıca iki nedeni var: 1. Bu şura, dinci gericiliğin dayatılmasında bir fırsat olarak görülüyor. Amaç düşünme yeteneği dumura uğratılmış bir nesil yetiştirmek. . . Bütün çabalarının odağında o var. Bu yüzden mevcut eğitim sistemi, Türkiye’nin mülk sahibi sınıfları için son derecede başarılıdır. . . Yapılmak istenen her zaman yapılanı biraz daha ileriye taşımaktan ibarettir. Din eğitimini ana-okulundan başlatmak istiyorlar. . . Malum, “ağaç yaşken eğilir denmiştir”. . . ;
ve 2. Bu vesileyle gündemi değiştirmeyi ve toplumsal ilgiyi başka alana çekmeyi amaçlıyorlar. Zira yoksuzluk ve çürüme, insan havsalasını zorlayacak boyutlara ulaşmış bulunuyor. Muhalefetin 12 yıldır kendi gündemini oluşturmakta yetersiz kalması, işlerini iyice kolaylaştırıyor. Bu tür bir ideolojik operasyon, hükümet cephesi tarafından bir fırsat olarak görülüyor.

4.
Cumhuriyetin başında Arap Alfabesinin ve Osmanlıcanın külliyen yasaklanması bir hata idi. En azından belirli bir zaman diliminde ( belki 20-30 yıl) eskiyle yeni bir arada tutulmalı ve yumuşak bir geçiş sağlanmalıydı. Kemalist rejim radikal bir kopuşu benimserken, kültürel- entellektüel- pedagojik kaygılar dikkate alınmamıştı. Neden alınmadığı da bir sır değil. Kaldı ki, geçmişi külliyen mahkûm etmek, arzulanır bir şey de olamamalıdır.

5.
“Osmanlı Türkçesi” deyimi uygun değildir. Türkçeyi Türkler konuşur ve Osmanlı hanedanın ve bürokrasisinin konuştuğu-yazdığı dil, Arapça, Farsça ve Türkçeden melezlenmiş bir imparatorluk dilidir. özellikle yazılı dil halkın anladığı bir dil değildi. İmparatorluğun çöküşüyle, imparatorluk dilinin varlık nedeni de ortadan kalktı, ölü diller kategorisine dahil oldu. ölü bir dilin topluma dayatılması, akla mugayirdir ama o dili özellikle tarih, edebiyat ve sosyal bilim dallarında faaliyet gösterenlerin bilmesinde büyük fayda vardır. (şahsen, tarihe meraklı biri olarak, imkân olsaydı öğrenmek isterdim). Okullarda sadece Osmanlıca değil, Arapça ve Farsca’nın da seçmeli ders olarak okutulması, bizi kendi coğrafyamıza yabancılaşmaktan kurtarabilir. Bu iki köklü ve zengin dilin olabildiğince çok insanın öğrenmesi arzulanır bir şeydir. Lâkin AKP’nin derdi dille ilgili değil. Neyle ilgili olduğu da herkesin mâlumu. . .

6.
Bu ülkenin eğitim sistemi bu güne kadar hiç bir yaşayan yabancı dili ( İngilizce, Fransızca, Almanca, vb. ) gerektiği gibi öğretememişken, İmparatorluk dilini öğretebilmesi zaten imkânsız gibidir. Türkçeyi bile doğru-düzgün öğretmedikleri ortada değil mi?. . O halde neden öğretmiyorlar sorusu akla gelir. Aslında öğretmek istemiyorlar da ondan. . . Üstelik sadece yabancı dili de değil, matematiği de, fiziği de, kimyayı da, tarihi de, edebiyatı da. . . öğretmiyorlar ve öğretmemek işlerine geliyor. Bizde okullar, sivil elbiseyle askerlik yapılan yerlerdir. Velhasıl bu ülkenin gerici mülk sahibi sınıflarının istedikleri eğitim sistemi budur ve kendi açılarından da son derece tutarlı ve başarılı sayılırlar. . . Amaç düşünme yeteneği dumura uğramış, köle bilinci taşıyan, soru sormayan, merak etmeyen, dolayısıyla itiraz da etmeyen- edemeyen nesiller yetiştirmekse, ki, öyledir, demek ki, tam da kendileri açısından gerekli olanı yapıyorlar. . .

7.
Bu çürümüş, kokuşmuş, mafyalaşmış, sömürü, yağma ve talan düzeni dahilinde eğitim sistemini gerektiği yere çekmek, reforme etmek, bir özgürleşme ve insanlaşma aracına dönüştürmek mümkün değildir. Kısmî mücadeleler önemli ve gereklidir ama asla yeterli değildir. Bu rejimi radikal olarak değiştirmeden, dönüştürmeden, politik, sosyal ve kültürel gericilikle hesaplaşmadan, kimse eğitim alanında harikalar yaratılabileceği kuruntusuna kapılmasın. Zira, rejim külliyen iflas etmiş bulunuyor. Velhasıl, gerçek durumla egemenlerin söylemi arasında devasa bir uçurum var. . .
11. 12. 2014 – öZGüR üNİVERSİTE