İBRAHİM Ö. KABOĞLU: HAK İHLALLERİ BÜTÇESİ NE KADAR’ (20. 11. 2014)

198

“Gezi Parkı Olayları Raporu”, gecikmeli de olsa, Türkiye İnsan Hakları Kurumu (TİHK) tarafından hazırlandı.
Birçok kurum ve örgüt rapor yazdı; insan hakları duyarlılığı sonucu. Fakat, TİHK’in varlık nedeni bu (bkz. 6332 sy. lı yasa) olduğu için fazla gecikmiş bir rapor. Üstelik, TİHK kayda değer madd& 523;-mal& 523; ve hukuk& 523; olanaklarla donatılmış. Dolayısıyla gecikme, -olanak değil- “yerindelik” sorunu çerçevesinde anlaşılabilir ancak. Fakat bu yazı, içerikle ilgili.
Zaman ve içerik bağlantısıyla, şu akla gelebilir: sorunların karmaşıklığı ve yapılan çok yönlü çalışma ve araştırmalar gecikmeye neden oldu ve sonuçta bu denli kapsamlı ve önemli rapor çıktı. Keşke öyle olsaydı…
“Polisiye vak’a”Gezi olayları sırasında, birçok kişinin yaşamını yitirdiği ve binlercesinin yaralandığı yoğun insan hakları ihlâlleri, “polisiye vak’a” olarak görülüyor. Müdahale edenler, basınçlı su sıkanlar, gaz sıkan ve gaz kapsülü yağdıranlar, hep kolluk güçleri, istisnai olarak amirleri de zikredilmiş. İdar& 523; ve siyasal hiyerarşi yok sayılmış. Bütün o suç malzemelerini
emir kulu polisler temin etmiş; idar& 523; ve siyasal makamlar, onlara emir ve talimat vermemiş sanki…
Konuya yaklaşım sınırlıBu denli geniş kapsamlı toplumsal harekete, Gezi Parkı’nda toplanma ve gösteri özgürlüğünün kullanılması çerçevesi ile sınırlı olarak yaklaşılmış. Gezi’nin öncesi ve sonrası yokmuş; tarihsel, kültürel ve doğal miras talan edilmiyormuş, böyle bir yağma Anayasa tarafından yasaklanmıyormuş gibi…
Gezi değil, genel İH raporuSeyrek aralıkla100 sayfayı biraz aşmış olan Rapor metni, genel bilgilerin yanı sıra, “iddia ediliyor”, “şikâyet ediliyor” gibi, ayan beyan olay ve olgular için, “biz görmedik, biz söylemiyoruz; naklediyoruz” şeklinde bir izlenim yaratıyor. 7 sayfalık sonuç ve öneriler kısmı ayrı tutulursa, bütün metinde TİHK’nin doğrudan beyan ettiği görüş, 7 sayfa kadar.
Zaten ilk bölüm, bilgi edinilen örgüt ve kuruluşlara özgülenmiş (s. 11-32). Gezi Parkı olaylarının, “ifade ve toplanma özgürlüğü ile yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı” bağlamında değerlendirildiği 2. bölüm, büyük ölçüde öğreti düzlemindeki ve İHAM kararlarındaki genel bilgilerle bezenmiş: mesela ifade özgürlüğüne özgülenen 8 sayfanın, sadece yaklaşık 1,5 sayfası Gezi’ye ilişkin.
öneriler kimin için?Değinilen bu olumsuzluklar, beş başlık altında sıralanan
“öneriler”in büyük ölçüde havada kalmasına neden oluyor. Mesela, “başta 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri
Kanunu olmak üzere ilgili mevzuatta, uluslararası standartlarla uyumlu değişiklikler yapılmalıdır” denmekte. Ne var ki, Gezi’den sonra “Torba Kanun” şeklinde çıkarılan yasaların çoğunlukla hak ve özgürlükleri sınırlama amacı taşıdığına ilişkin tek satır yok. örnek: “Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi…”
başlığına karşın 6529 sy. lı Kanun(2/3/14), -Anayasa bir yana- 2911 sy. lı Kanun’dan bile geri bir düzenleme.
Yine, İHAM kararlarına paralel bir biçimde, “etkili soruşturma” gereğine dikkat çekilmekle birlikte, “izne tabi” soruşturma alanı ve bu konuda kötüye kullanılan keyfi yetkiler görmezlikten geliniyor.
Ya katkısı?Değinilen ve daha birçok zaafına karşın, Rapor’dan dersler de çıkarılabilir. Gezi olaylarında kullanılan yüz bini aşkın kolluk gücü ile onlara tahsis edilen milyonlarca araç-gereç: yaralayıcı, delici, sakatlayıcı ve öldürücü. Bunlara sağlanan bütçe de başta Yürütme ve Yasama olmak üzere idar& 523; ve siyasal makamların sorumluluğu. Rapor, şu soruyu meşru kılıyor: İnsan hakları ihlâlleri için ayrılan bütçe payı nedir?
Sorumluluğu kolluk güçlerine atan Rapor, siyasilere ilişkin kimi dolaylı ve ürkek önerilerle yetiniyor. Burada önemli olan suçun tescil edilmiş olması.
Rapor “Patagonya’da yazılmış” izlenimi verse de, polise doğrudan emir vermekle yetinmeyip onu kahramanlık payesi ile taçlandıran en üst siyasal amirler, “yeni Türkiye’de”.
TİHK, insan hakları ihlâllerini meşrulaştırma saikiyle bir “devlet kurumu” olarak örgütlenmiş olsa da, “suçluyu saptamak”la “sorumlu makamı” da işaretlemiş olmakta.
Bir başka yararı da, konu üzerinde ciddi çalışma yapan (“Gezi Hukuki İzleme Grubu” gibi) sivil inisiyatiflere “resmi malzeme” sunmuş olması.

20. 11. 2014 – BİRGÜN