NİLGÜN CERRAHOĞLU: ALTMIŞ YILLIK İTTİFAK ÇATIRDARKEN (01. 11. 2014)

178

Washington Post
sonunda olayın adını koydu ve Türkiye-Batı arasındaki 60 yıllık ittifakın
“çatırdadığını”
yazdı.
Yangına körükle gitmek istemeyen ABD Dışişleri Sözcüsü, gerçi bu yazının ardından”Her okuduğunuza inanmayın!”
diye ön aldıysa da; durum gerçekte tam da bu:”Türkiye’nin 60 yıllık Batı ittifakı çatırdıyor!”
Berlin ile bu yaz
“büyük kulak”
krizi yaşandığında, -dikkatli okurlar hatırlayacaktır- Alman hükümet kaynakları, tipik Alman netliğiyle üzerine basa basa;
“NATO üyesi olmasına karşın Ankara’yı dinledik, zira Türkiye müttefik ama bir
‘dost’
değil!”demişlerdi…
Bu sözlerin yankısı henüz bitmeden ABD Savunma Bakanı
Chuck Hagel‘in eylüldeki ziyareti vesilesiyle, Türkiye’nin ABD nezdinde
“model ortak”
hatta
“ortak”dahi değil; artık yalnız. . yalınkat
“müttefik”
görüldüğünü öğrenmiştik. (Bknz.
Utku çakırözer,
“Ortak Değil Sadece Müttefik”,
8 Eylül, Cumhuriyet)
“Model ortaklık”, “devalüasyona uğraya uğraya”,
kırıpıla, kırpıla. . bugünlere, bu noktaya geldi.
Artık uluorta
“ittifakın çatırdadığı”
söyleniyor.
Bir yıldır konuşuluyor. .
Kendi adıma,
“ittifak içinde esen fırtınadan”
ilk kez 2013 yazında haberdar olmuştum…
Henüz daha IŞİD badiresi ortada yoktu…
Ama
Davutoğlu
ve
Erdoğan‘ın bayraktarlığını yaptığı
“değerli yalnızlık”
çıkışları, Batı’da ve Doğu’da herkesi bıktırmıştı.
ABD’nin etkili düşünce kuruluşu
“Council of Foreign Relations”
kaynaklarına dayalı olarak, ilk defa
“Türkiye’nin NATO’daki yerinin sorgulandığına yönelik iddiaları”işittiğimde, 2013’ün Haziran ayıydı.
Aynı yılın güzünde İtalya’nın, ABD istihbaratına yakınlığıyla bilinen
Fogliogazetesinde sonra,
“Türkiye’nin 5-7 yıl içinde NATO’yu terk edebileceği”
şeklinde -tarih bile veren- yorumları okuduğumda fazla şaşırmadım.
O dönemde yayımladığım
“Türkiye Nereye Gidiyor?”
(15-17 Ekim 2013),
“Türkiye Belirsizliğe Savruluyor”
(19 Ekim 2013),
“Türkiye’yi Obama Kaybetti”
(20 Ekim 2013) yazılarımda bunları uzun uzadıya anlatmıştım.
Türkiye’nin
“Batı’dan kopuşu”
için görüşüne başvurduğum uzmanlar; Türkiye-Batı arasında giderek
“derinleşen güven krizi”nden bahsediyor;
“zayıf başkan
Obama“nın yarattığı sorunlara işaret ediyor,
“İslamcılaşan Türk dış politikasının NATO ile çatışan hale geldiğinden”
dem vuruyorlardı…
2000’ler başından itibaren
“Türkiye’yi kim kaybetti”
sorusunun sorulduğunu, ama son dönemde bu sorunun cevabının alındığını,
“Türkiye’yi Obama’nın kaybettiğini”söylüyorlardı.
Obama’nın başta temel bir hesap hatası yaptığını; Ortadoğu politikası için Erdoğan’ı kendisine ayrıcalıklı
“referans/ partner”
seçerken beraberinde
“Müslüman Kardeşler”i de partner olarak seçtiğini ama ne var ki Müslüman Kardeşler’in düş kırıklığıyla sonuçlanan Mısır tecrübesinden sonra olayların bambaşka bir mecraya girdiğini; Erdoğan-Obama’nın arasının geri çevrilmesi mümkün olmayacak şekilde açıldığını ve soğuduğunu belirtiyorlardı.
Daha o dönemde bana;
“Tüm yol ayrımları gibi bu kopuş da öyle birdenbire olmaz ama büyük bir kriz her şeyi hızlandırır!”
demişlerdi.
IŞİD badiresi, -IŞİD’e Ankara’nın destek iddiaları ve IŞİD’le mücadele üzerinde farklılıklar- işte bu zemine eklemlendi.
İlişkiler zaten bir süredir çürümeye bırakılmış…
IŞİD krizi pekâlâ bu çözülmenin son halkası olabilir.
Modern Lawrence’lar çıkışı

Bu bağlamda ABD’nin çok okunan internet gazetelerinden
Daily Beast’te çıkan 13 Ekim tarihli bir yazıya da dikkat çekmek istiyorum.
Cumhurbaşkanı’nın Marmara üniversitesi’nde yaptığı unutulmaz
“Modern Lawrence’lar”
konuşmasının hemen ardından kaleme alınan yazı;
“Dumura uğratan konuşmasında Erdoğan, Batılı
‘ajanlar’
ve gazetecilere saydırdı, ayrıyeten bölgede sınırları yeniden çizmek isteyen IŞİD’in planlarına destek veren bir görüntü çizdi”diyerek başlıyor; Erdoğan’ın
Sykes-Picot
anlaşması hakkında söylediği doğru, yanlış şeyleri bire bir IŞİD’in de söylediğini ekliyor ve “Bu her halükârda bir müttefikten beklenen konuşma değil”
diye sona eriyor.
Makale, Türkiye’nin gelecekteki
“oyun planı”na ilişkin olarak, bir diplomatın yaptığı şu değerlendirmeyle bitiyor:
“Türkler;
Esad
sonrası Suriye’de her ne olursa olsun, bunun yalnız kendi etki alanlarında olmasını istiyor. Burada iki hedefleri var: Batı’yı sokmamak ve İran’ı uzak tutmak!”
Davutoğlu ve Erdoğan politikasında önemli bir U-dönüş olmadığı sürece”çatırdamanın”
artık önüne geçmek çok güç.
Türkiye, altmış yıllık Batı ile ittifak serüveninin de böylece sonuna gelmiş görünüyor…
Bu gidişle Batı ittifakı da
“eski Türkiye”de kalacak.
Bundan böyle
“yeni Türkiye”yi taçlandıran
“Ak Saray”, “değerli yalnızlığın”
sarayı olacak.
01. 11. 2014 – CUMHURİYET